Köşe Yazarları

Bu daha da kötü…


Dün İçişleri Bakanlığı ve Polis’in açıklama yapması gerektiğini yazmıştım.

Yenidüzen, ikisinden de birer açıklama aldı.

Ama ne açıklamalar.

Neresinden tutarsan elinde kalıyor.

Tam da tahmin ettiğimiz gibi, yaşanan asayiş sorunlarının kökü derin…

Öyle “polisin yetersizliği, yapısal sorunları” falan diye geçiştirilemeyecek köklü sorunlar.

Şimdi buna bir de devletin kurumları arasındaki kopukluk eklenmiş oluyor.

İçişleri Bakanlığı, Lefkoşa Belediye Başkanı Harmancı’nın, surlariçinde haraç kesen 6 kişinin listesini yetkililere verdim açıklaması üzerine, “Evet, aldık, biz de polise ilettik” dedi.

Hatta o listedekilerden birinin de olaydan sonra tutuklananlar arasında olduğu belirtildi.

Öte yandan polis, “Biz böyle bir liste almadık” demez mi…

Haydaaa….

Basit bir olayın arkasından zaafiyetlerimiz bir bir ortaya dökülüverdi.

Bakanlık listeyi iletmiş, takibini yapmamış.

Polisin ise haberi bile yok…

Ortada potansiyel suçlu olduğu bilinenlerin listesi var, adamlar sokakları birbirine katana kadar kimse kılını kıpırdatmamış.

Dahası, sorunların özündeki olgulardan biri burada da var.

Olayların içinde kaçaklar da bulunmuş.

Yani, muhaceret sorunu da işin bir parçası.

Bir başka ilginç nokta, Polis’in basın Subaylığı aracılığı ile Bakanlığı yalanlamış olması.

Ne hale düşmüş bizim devlet yönetimimiz…

Ne hale düşmüş bizim güvenliğimiz.

Asıl sorun burada…

 

 

GENEL SAĞLIK SİGORTASI YİNE YENİDEN…

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faiz Sucuoğlu, Genel Sağlık Sigortası’nın olmazsa olmazları olduğunu kaydederek, “Tasarıyı geçirmek en önemli hedeflerimizden biri” dedi.

Kendisinin Sağlık Bakanlığı döneminde dediği gibi, kendinden öncekilerin de dediği gibi.

Genel Sağlık Sigortası kavramı lugatımıza 2000 UBP-DP hükümet programıyla girmişti.

Sağlık Bakanı, Mustafa Arabacıoğlu’ydu. Gayet de iddialıydılar.

Ama olmadı.

Ne o hükümette, ne de sonrakilerde.

Aradan geçti 19 sene.

Hala öncelikli hedef…

Bakalım geçmişte memur hekimlerle, serbest çalışanlar arasındaki kavgaya çözüm bulamayanlar, bu kez nasıl bir formül yaratacaklar.

Anayasa Mahkemesi’nden dönen Döner Sermaye Yasa Tasarı’na nasıl bir çare üretecekler…

Ya da maliyet sorununu bu kez hangi mucizeyle çözecekler.

Keşke bu defa olsun gerçekleşse.

Keşke ağzına kadar dolu olan, hekimleri çalışma şartlarından perişan hale gelen devlet hastaneleri biraz rahatlasa.

Vatandaş, alternatif sağlık hizmetlerine ulaşabilse.

Ben geçmiş 19 yılı unutmaya, kendilerini ayakta alkışlamaya hazırım…

YERİN KULAĞI VAR

KIRK YIL SONRA:

Şimdiki Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Lefkoşa Belediye Başkanlığı döneminde 1978’de kanalizasyon şebekesinin kurulmasıyla faaliyete geçen Haspolat arıtma tesisinde biriken suyun kullanımı, yeterli arıtma yapılamadığı için bir türlü başarılamamıştı. 2013’de bir AB projesi olarak arıtma yenilendi. Nihayet, Levent Şirketleri ile mozaik fabrikasında kullanılmak üzere su temini anlaşması imzalanmış. Ne güzel bir gelişme. Ama tam 40 yıllık…

ZORLU GEÇECEK:

Hükümet ile Cumhurbaşkanı Akıncı arasında Kıbrıs konusunda görüş ayrılığı olduğu hepimizin malumu. UBP-HP hükümeti, “federal çözüm masada durabilir” diyor ancak, farklı formüllerin de (iki devletli çözüm gibi) masada olmasında ısrar ediyor. Zaten bunu hükümet programına da koydular. Bu da demek oluyor ki, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ağırlıklı olarak iki görüş tartışılacak. Bugün Başbakan ve Cumhurbaşkanı ilk görüşmelerini yapıyor. Buradan bir ipucu çıkabilir.

PİYASA PARA BEKLİYOR:

Yeni hükümet yaklaşık 1.2 milyarlık hibe ve kredinin Türkiye’den bir an önce gelmesi için ek protokolün imzalanmasını bekliyor. Hükümet gelecek para ile, geçmiş hükümet döneminden kalan 200-250 milyonluk borcu ödeyip, piyasayı rahatlatmak istiyor. Ancak paranın ne zaman serbest bırakılacağının henüz netlik kazanmadığını da söylemekte fayda var…

KRİZ ÇIKABİLİR:

Başbakan Ersin Tatar, yılan hikayesine dönen “Genel Sekreterlik” konusunda net konuştu. “Hasan Taçoy’a bakanlık teklif ettiğim zaman genel sekreterliği bırakması konusunda konuşmuş ve bana  ‘yapmam gereken bazı işler var,makul bir süre içinde bırakacağım’ sözünü vermişti. O makul sürenin dolmasını bekliyorum ancak bu süre 2-3 ay gibi bir süre olmamalı” diyerek tartışmalara son noktayı koydu. Şimdi top Taçoy’da. Bakanlık koltuğunu mu, yoksa genel sekreterliği mi seçecek yakında göreceğiz. Ancak iki makamı da tutmakta diretirse parti içinde ciddi bir krizin yaşanacağı kesin..

 

NE BEKLERDİN SAYIN NEOFİTU:

DİSİ Başkanı Averof Neofitu, Türkiye’nin bölgedeki sondajlarına ilişkin tutumunu daha da sertleştireceğini iddia etti. Ne bekliyordunuz acaba, diye sormak lazım. Kıbrıs sorununu çözümsüzlüğe itip, bir de üstüne Türkiye’nin ve Kıbrıs Türlerinin aleyhine ittifaklar içine girip, haklarını çiğnerken, Türiye’nin seyredeceğini mi düşünüyordunuz? Bütün adanın geleceğini tehlikeye atan sizsiniz. Şimdi biraz telaşlanın bakalım…

 

BİZİ GEÇTİLER:

Rumların kuzeydeki harcamaları, yıllar sonra Türklerin güneydeki harcamalarını geçti. Alithia gazetesine göre 2019 yılı ilk beş ayında  Türklerin güneyde kredi kartı harcamaları 6 milyon 502 bin 354 Euro olurken, aynı dönemde Rumlar KKTC’de 7 milyon 763 bin 985 Euro harcamışlar. Bunun başlıca nedenleri ise, euro’daki artış ve bizdeki akaryakıt fiyatları oldu da, vatandaşa srarsanız, aynı zamanda piyasadaki aşırı fiyat artışlarının da nedeni bu talep.

 

 ZİRVEDEKİLER

Kıbrıs Amerikan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Uğur Özgöker: “Türkiye’nin bu bölgeden dışlanması olanaksız… En başta coğrafya bunu imkansız hale getiriyor. Türkiye’nin daha diplomatik davranması ve özellikle bölgedeki ülkelerle münhasır ekonomik bölgeleri paylaşma anlaşmaları imzalaması gerekiyor. Türkiye, proaktif ilişkiler yürütmeli ve bölge ülkeleri ile yeni anlaşmalara imza atmalı. Eğer Türkiye bölgedeki ülkelerle bu anlaşmaları yaparsa zaten GKRY diye bir şey kalmayacak. Çünkü münhasır ekonomik bölgenin yüzde 50’si Türk ekonomik münhasır bölgesi… Zaten kendi karasularımızda, kendi münhasır ekonomik bölgemizde sismik araştırma yapıyor olacağız”…

DİPTEKİLER

Amerika Çıldırdı: ABD’nin, Türkiye’nin Rusya’dan S-400’leri alması halinde, yaptırım uygulama kararı Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde oybirliğiyle kabul edildi. Bu bekleniyordu. Ancak kararda konuyla hiç alakası olmadığı halde Türkiye’nin Kıbrıs’taki varlığı için “occupation” (işgal) kelimesinin özellikle kullanılmış olması dikkat çekici. ABD’nin pervasızlığının nerelere kadar gidebileceğinin de bir işareti. İlginç olan, bu ifadenin tasarıda yer aldığı geçen aydan beri bilinmesine rağmen, tek bir tepki gelmemiş olması…

 

 

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı