Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

BOZUK DÜZEN, BOZUK SİYASİ TERCİHLER…

Maliye Bakanı Dursun Oğuz, iyi niyetli bir insan. Saygılı… Hiç bilmediği bir konuda tam da kriz ortamında kucağında bulduğu Maliye’yi çekip çevirmeye çalışıyor.

Dün Meclis’te karantina için ödenen miktarları açıklıyordu. Geçen bir yıl ve bu son 3 ay için yaklaşık 120 milyon gibi bir para. Tartışılan konu, üniversitelerin öğrencilerin karantina ücretlerine katkı yapmamasıydı. Bölgesel dağılımın eşit olmadığını, üniversitelerin kapasitesinin aynı olmadığını falan söylemeye çalıştı, ama tepkiler gelince sonunda biraz da çekinerek, “siyasi bir karar” deyiverdi. Asgari ücretin yarısını talep edip alamayan insanlar bir yanda, ödeme güçlüğü olmayan kesimlere harcanan milyonlar bir yanda… Bu siyasi tercih işte…

Ne acı. Sayın Bakan kendisi de ben eminim ki yapılanın doğru olmadığını, adaletsiz olduğunu, sektörlere kıyak geçildiğini, kamu maliyesinin üstüne gereksiz bir yük bindirildiğini biliyor ama sonuçta o bir partili ve partisinin siyasi kararına uyuyor. Ne kadar iyi niyetli olsa da…

Sorunumuz budur. Tüm dünyada da sorun budur. SİYASAL TERCİHLER…

Eskiden ideoloji derdik. O çok daha geniş kapsamlıydı. Bizim küçük ülkemizde, genelde ideolojiden bahsetmek zordur. Sadece iki temel tercih vardır, kamu yararı ya da parti çıkarı. Hakim olan siyasi anlayış da çoğu kez tercihi parti çıkarı olandır. Feodal düzen, eş dost ahbap kayırmacılığı temelinde sürdürülür gider. Yönetim bilimine, ekonomiye, sosyal hukuk devletinin gereklerine bire bir uymak yerine, tercih edilen adaletsiz bir düzen.

Karantina paralarını, hem de bu parasız dönemde devletin ödemesi nasıl siyasi tercihse, KKTC’nin tüm sorunlarının altında da siyasi tercihler var.

Kamuda bir reforma karşı çıkmak mesela… Yıllar yılı uğraşılıp hazırlanan bir yasa değişikliğini geçirmemek siyasi tercihtir. Çünkü bir reform yapılması halinde, siyasilerin elindeki enstrümanlar azalacaktır. Feodal düzeni sürdürenler için bu imkansızdır. Onun için adamcıklarını liyakata bakılmaksızın makamlara yerleştirmeye devam ederler. İsterse memleket batmış olsun, isterse Türkiye kaynak karşılığı “liyakati yükselt” demiş olsun…

Bir piyasa denetimi bile siyasi tercihtir. Halkın göz göre göre kazıklanmasını seyretmek, müdahale etmemek bir siyasi tercihtir.

Anayasa’nın, yasaların boşluklarını bulup, onları bypass ederek yürümek de öyle.

Bakın şu Kıb-Tek meselesine. Bugün “Kıb-Tek’te yolsuzluk var” diye yeri göğü inleten Erhan Arıklı’nın bahsettiği yolsuzlukların hesabını sormasını destekliyoruz. Bilinmeyen bir şey değil. Üstüne gitsin, ama diğer taraftan Sendika’nın bugüne kadar ellenmediğini iddia ettiği konular da var. Türkiye Petrollerinden zararına, kötü yakıt almak bir siyasi tercihti. 80 milyonluk bir zarardan bahsediliyor. Kötü yakıt depolarda beklerken, bizler o siyasi tercihin maliyetini takır takır ödedik. Bundan sonraki ihalelerde bu hatalar yapılmayacak diye bir söz duyamıyorsunuz. AKSA bir başka siyasi tercih. Birilerine kar sağlayan, kamunun zararına işler. Bitirilemiyor…

Ya da diğer usulsüzlüklerin olduğu konulara. Sayıştay raporları Meclis’te yıllardır bekler ama, bir türlü sonuca ulaştırılmaz, kimseden hesap sorulmaz. Biri çıkar, gelir gelmez falanca yolsuzluğun üstüne gidip hesap soracağım der ama kendinin geçmişten kalan dosyaları olduğu için o sözler havada kalır. Tercihini sessiz kalmaktan yana kullanır.

Şimdi karantina paralarını da devletin olmayan parasından çıkartmaya çalışmaları şaşırtıcı değildir. Bu bir çeşit dünyaya bakış açsı, yönetim anlayışıdır. Siyasi anlayışlarına göre öncelikli olan, kamunun genel çıkarları, ülkenin çıkarları değildir… “Bir sonraki seçimi kazanmayı garanti edeceklerle yürünür!”… Gerisi önemli değil.

Siyasi tercihlerin partisel ve kişisel çıkarlar yerine kamu yararına olmasını sağlamak, partileri de buna zorlamak durumundayız. Bu ancak bizim talebimizle olur. Ama maalesef kötü yönetimi talep eden biziz, bizim çoğunluğumuz.

“O parayı niye bunlara harcıyorsun, özel sektöre ver” diye kendinizi paralamayın… Adamların siyasi anlayışı bu, ne bekliyordunuz ki?

 

YERİN KULAĞI VAR

  SANER VE OĞUZ PROJEDİR:

Hükümete yakınlığı ile bilinen Kamu-Sen Genel Başkanı Metin Atan Ses Kıbrıs’a yaptığı açıklamada “bu toplumu yıkma yönünde eylem yapan sendikaların” olduğunu ama kendilerinin denge unsuru olduklarını söyleyerek, Başbakan Ersan Saner ve Maliye Bakanı Dursun Oğuz’un bir proje olduğunu iddia etti. Keşke kimin projesi olduklarını da söyleme cesaretini gösterebilseydi. Acaba Tatar da aynı projenin bir parçası mıydı?

 

ÖRGÜTLENME İÇİN BASTIRSAYDINIZ….:

Sendikalar, Pazartesi günü özel sektör çalışanlarına destek vermek amacıyla greve gideceklerini açıkladılar. Bu grevin özel sektör çalışanlarına somut olarak ne gibi bir faydası olacağını henüz bilmiyoruz. Oysa kamuda örgütlü sendikalar, çok uzun yıllar öncesinden özel sektörde örgütlenme için bastırsalardı, şimdi çalışan nüfusun yüzde 70’ini oluşturan bu insanların sorunlarının önemli bir kısmı çözülmüş olurdu. Bana göre önce bu duyarsızlıklarından dolayı özeleştiri yapmalılar.

 

3 AYA ÇOK ŞEY SIĞDIRMIŞ:

Başbakan Saner, “tünelin ucundaki ışığı gördük ama, henüz tünelden çıkamadık” diyor ve 3 aylık iktidarları dönemine çok şey sığdırdıklarını belirtiyor. Bu toplum 3aylık bir sürede böylesine güvensiz, kaotik bir ortam, verdiği sözü tutmayan bir siyasetçi, seçim hükümeti olmasına rağmen 50’ye yakın görevden alma ve atama yapanı ne gördü, ne duydu. Eğer bunları bir başarı olarak görüyorsa doğrudur, bu kadar kısa sürede bunları yapmak her babayiğidin harcı değil…

 

NİYE GERÇEK SEBEBİ SÖYLEMİYORSUNUZ?:

Ticaret Odası Başkanı, salgının ekonomide yüzde 14,3 küçülmeye sebep olduğunu söylüyor. Hiç de değil. Yanlış politikalardır sebep. Ekonomik felaketi getiren pandeminin kendisi değil, bir avuçluk ülkeyi virüsün yayılmasından koruyamayan aksine salgını körükleyen denetimsizlik ve sorumsuzluktur. Defalarca kapanmamızın nedeni, saçma sapan açılımlar değil midir? Hani karantinasız gelişiler, açık tutulan kumarhaneler falan? Ülkeyi temiz tutmadığınızda, ekonominin batacağını bilecektiniz. Aradaki patlamalar olmasaydı, bugün turist de gelecekti, öğrenci de…

 

ONLAR KADAR SİZ DE SORUMLUSUNUZ:

“Önerilerimi hükümete iletiyorum ama dinleyen yok, dikkate alan yok, kaale alan yok” diyor Serdar Denktaş. Kusura bakma Sayın Denktaş ama, bugün ülkeyi bu yamalı bohça hükümetine mahkum edenlerin arasındasınız. Siyasetten giderayak topluma reva gördüğünüz bu hükümetin vebali hep sırtınızda olacak…

 

FELAKET… EV KARANTİNASININ DENETİM BACAĞI EKSİK:

Sağlık Bakanlığı’nın meğer bir ev karantinası komitesi varmış ve belirli kriterlerde ev karantinasına geçilmesi için görüş vermiş. Kamuoyunda tartışılan bir örneğin ortaya çıkması üzerine, aniden bu komitenin kararı basına servis edildi. İyi güzel de, işin felaket tarafı şu ki, yine acele, yine eksik, yine tedbirsiz… Komite kararında denetimin nasıl yapılacağı yok. Dün Maliye Bakanı, Meclis’te ‘bileklik takibine geçildiğinde başlayacak’ diyordu.  Elektronik bileklikler hazır mı? Yoksa her birinin başına bir muhafız mı dikilecek? Bu insanların tümünün kurallara uyacağının garantisi yoktur. Yine acı sonuçlar yaşamayalım. Kaş yapayım derken göz çıkarmasınlar, aman ha!…

ABD DE FEDERASYON DEDİ:  AB ve garantör İngiltere’den sonra, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de “Kıbrıs’ı iki toplumlu ve iki bölgeli federasyon olarak birleştirecek kapsamlı bir anlaşmayı güçlü şekilde destekliyoruz… ABD süreçte doğrudan rol alacak” dedi. Ne olacak şimdi?