Kategorisiz

“Bitsin, kurtulalım” mı?


Aslında anlıyorduk da, kendileri açıkça söylemiyorlardı.

Dün de yazdık, “müzakerelere gitmeye karşıyız” lobisi yapanlara sürekli soruluyor, müzakerelerin yerine ne koyacaklarını, nasıl ilerleyeceklerini, gerçekçiliğini de izah etmeleri isteniyor, net bir şey yok.

Dün Meclis’te Tufan Erhürman, Guterres metodolojisi, parametreler ve referans şartları konusunda ders niteliğindeki konuşmasının ardından aynı şeyleri sordu.

Bu arada UBP milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu, “bu defa da bir şey çıkmazsa, partiniz ne karar alacak” mealinde bir soru yöneltti. Erhürman falcı olmadığını söylese de ısrarını sürdürdü ve sonunda “ya bu görüşmeler sonlanırsa” diyerek, perdeyi araladı.

Çok aydınlatıcıydı.

Hasipoğlu sonuçta “federasyon karşıtı” lobinin bir üyesi. Onun görüşü de o kanadın genel kanaati olmalı. Demek ki iktidar kanadının arzusu, müzakerelerden sonuç alınması değil, müzakerelerin başarısız olduğu ve bittiğinin açıklanması…

Bunu cumhurbaşkanlığı seçimlerine bağlayıp, sırf Sayın Akıncı’ya muhalefet etsinler diye ortaya attıklarını da düşünebilirsiniz, geleceğinizi belki de 50 yıldan fazla bir süre için belirsizliğe atmaya gerçekten niyetli olduklarını da.

Meclis’te genel görüşme yapılmalı mı, yapılmamalı mı tartışmaları da yapıldı.

Bence yapılmalı. Bizler duymasak da, kendi aralarında kapalı bir oturumda, eteklerindeki taşları dökmeliler…

SAVAŞÇI NE ANLATMAYA ÇALIŞTI?

Bir dizi var Fox TV’de. Adı Savaşçı. 3 hafta önce kanalları gezerken, “KKTC” sözü geçince takıldık, üst üste 3 bölümünü de sözde burada geçtiği için, sabrımızın sınırları zorlansa da izledik…

Konu şu; Marcus denilen bir uluslararası teröristin tek derdi Türkiye’nin başına dert açmak. Doğu’da, Suriye’de falan faaliyet gösterirken, “ben bunları Kıbrıs’ta sıkıştırırım” diyor ve sözde güney Kıbrıs’taki “kamplarında” kalan adamlarıyla KKTC’nin bir köyünü esir alıyorlar. Köylüyü kurtarmak için Türkiye’den dizinin kahramanı Kılıç timi geliyor. Bu filmdeki KKTC’de, ne bir polis ne bir asker ortalarda görünmüyor. Ellerinde makineli tüfeklerle 24 saat boyunca etrafta gezen, eziyet yapan teröristlere Türkiye’den özel ekip gelene kadar başka müdahale eden olmuyor.

Ne zafiyet… Hamaseti o kadar zorlamışlar ki, sanki bir güvenlik açığımız varmış görüntüsü verilmiş. Sanki topraklarımızda teröristler cirit atıyor. İzlerken sinirden çıldırıyorsunuz.

Teröristleri bu ekip yakalıyor bu defa güneydeki kampa gidip bu defa esir düşüyorlar. Bu sefer de güneyden kimsenin haberi olmuyor. Sokaklarda dağlarda çatışmalar, el bombaları kıyamet, ne Barış Gücü, ne Rum makamları, hiç biri ortada yok. Ha, belki korundukları ima ediliyor da, yine de mantığa oldukça aykırı işler.

En canımı sıkan da bir diyalog. Kıbrıs’a göreve gidecek oğlunu uyaran emekli generali oynayan oyuncu “Kıbrıs zordur… Orada dost kim, düşman kim bilemezsin” diyor… Filmin içine özel olarak sıkıştırılmış bir mesaj.

Action sahneleri de Türkiye’de çekilmiş. Bizden 2 oyuncu, sırf diyalekt otursun diye herhalde konuk olarak oynamışlar. Kıbrıs konusunda “iyi” yerden yardım aldıkları da belli. Fakat tamamına baktığınızda, bunun zeka açısından vasatın altında  kitlelere, uyutma amaçlı olarak üretildiği sonucuna varıyorsunuz. Senaristine baktım, şairmiş. TV 7’de programcıymış…

Amacına ulaşıyor mu? ‘Raytingi yüksek’ dendiğine göre demek ki o kitlelere ulaşıyor. Diğer yandan ne mesaj verdiğini sorgulamıyorum bile. Benim gördüğüm, Kıbrıs insanı için endişe, korku, güvensizlik. Başka bir şey değil.

Türk askerinin kahramanlıkları insanlara iyi geliyor olabilir de, Kıbrıs gibi hassas bir yerde böyle saçmalıklarla dolu, provokatif bir dizi, bizi rahatsız ediyor…

YERİN KULAĞI VAR

NASIL OLACAK:

Başbakan Ersin Tatar, Kıbrıs’ta gerçekci çözümün, “Avrupa Birliği içerisinde uluslararası tanınan iki devletli bir çözüm” olduğunu yineledi ve Kıbrıs’ta bir bütün olarak hareket edemeyişimizi de, Akıncı ve CTP’nin federal çözüm dışında bir çözüm olamayacağını söylemelerine bağladı. Son zamanlarda iki devletli çözüm söylemlerine “Kosova modeli ve egemen eşitlik” temasını da ekleyen Tatar’ın, bunları izah etmesi istendiğinde, epey zorlandığı dikkat çekiyor.

ONLARIN DERDİ BAŞKA:

Dün bir kez daha anladım ki, UBP’nin bu ülkede anlaşma olması gibi bir derdi ve tasası yok. Onların tek derdi var o da, kurulacak görüşme masasını nasıl bozar da kırk yıldır sürdürdüğümüz ve var olma nedenimiz olan statükoyu devam ettiririz. Şaşırdık mı, asla…

NEDEN KARŞI ÇIKIYORLAR?:

UBP ve ortağının Akıncı’nın Berlin zirvesine katılmasına neden karşı oldukları yavaş yavaş ortaya çıkıyor.  Berlin görüşmesinin ardından olası bir beşli zirve kararı alınması işlerine gelmiyor. Böyle bir sürecin başlama olasılığını, Akıncı’nın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde elinin güçlenmesi olarak görüyorlar. Zaten Berlin’e gidilmemesi gerektiği söylemlerinin altında da bu yatıyor…

TEPKİYSE TEPKİ:

Zamanında Amerika’ya tepki için dolar yakıldı, Hollanda için portakal bıçaklayanlar oldu, cep telefonları yerlere atılıp kırıldı. Şimdi Rum bizim bayrağımızı yaktı ve tüm toplum olarak buna haklı ortak bir tepki koyduk. Düşünüyorum da, bizdeki o böyyük milliyetçiler, tepkilerini doruğa taşımak için aldıkları “Rum pasaportlarını” yakmayı düşünürler mi acaba?

 EVRAK SAHTECİLİĞİ CİDDİ BOYUTTA:

Öyle anlaşılıyor ki, KKTC’nin devlet ve diğer kurumlarının belgelerini sahtelemek çok geçerli bir iş olmuş. Ve yine anlaşılıyor ki, bu işi yapmak da kolay. Baksanıza, her birkaç günde bir sahteciler mühürlerle, kaşelerle yakalanıyor. Buna son vermenin yolu herhalde sahtelenemeyecek olana geçmek olmalı. Şu anda kullanılan mühürleri de kaşeleri de herhangi bir yerde yaptırmak zor değil. Ortada büyük bir güvenlik açığı ve bunu istismar eden ciddi bir kitle var. Daha ne bekliyoruz?

DESTEK LTB’DEN:

“Kıbrıs’a 300 Bin Ağaç Grubu”na destek veren Lefkoşa Belediyesi olmuş. Biz devletin de öncülük etmesi, yol göstermesi gerektiğine inandık hep. Güney Kıbrıs’ta başlatılan kampanyalar, Orman Dairesi’nde birleşti, hedeflerinin de üstüne çıktılar. Ama bizde öyle bir niyet yok anlaşılan. Yine de LTB’yi kutlamak gerek. Hem verdiği destek için, hem de kentin “yeşil arsa” olarak ayrılan bölgelerini ağaçlandırmaya öncelik verdiği için.

 ZİRVEDEKİLER

Erdinç Gündüz: “Gençlerimizin kaçta kaçında okuma alışkanlığı var acaba ?  Bir bilen var mı ?

Göğsümüz kabara kabara söyleriz ülkemizdeki okuma-yazma  oranının çok yüksek olduğunu. Doğrudur da. Ama galiba okullarda noktalanıyor  ‘okuma’ işi.  Okul ve diploması ile  okuma da bitiyor…Sonrası mı ? Sonrasında herşey kulaktan-dolma…”

 DİPTEKİLER

Polis De Bunu Yaparsa: Vatandaşın yolda bulduğu para cüzdanı, polisin evinden çıktı. Görevden el çektirilen söz konusu polisle ilgili yapılan soruşturmada başka emanet para ve malların da kayıt altına alınmadığı tesbit edildi. Vatandaş olarak polise de güvenmeyeceksek kime güveneceğiz… Sonra bir yılda bu kaçıncı vukuat?


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı