Köşe Yazarları

Beceremediğimiz politikalar!


1974 Barış Harekâtı bitiminde sonlanması gereken sorunu, 45 yıl gibi yarım asırla ifade edilecek bir süre “ambargolu, yasaklı, tanınmamışlı” yüküyle kamburumuzda taşımak her halde siyasi kader olmamalıdır!

Ki geçen zamanların her salisesinde “çözümsüzlük” nedeniyle “bedeller” ödüyoruz! Ödüyoruz da şimdi şöyle mi diyelim:

Güney’deki  Rum devleti o kadar güçlü ve büyüktür ki  45 yıldır Türkiye’ye ve Kıbrıs Türk halkına karşın bu adada bize bedeller ödetecek kadar!

Abartmıyoruz: Çünkü Güney’deki Rum Devleti  Türkiye’nin muhatabı bile olamayacak kadar cücedir de bir de kendi ekseni etrafında yarattığı şu “dünya politikalarına” bakınız!

Bölgede mihver ülke olma konumundaki Türkiye’ye karşın, kendini Amerika, Rusya, AB gibi büyük güçlere kabul ettirerek hem Güney’de hem Doğu Akdeniz’de  söz sahibi yapabildi!

Artı adadaki Türkiye varlığını  kırmak  yollarında  Suriyeli Esat, Mısırlı Sisi, İsrailli Netanyahu gibi liderlerin desteğini alarak Türk halkını Kuzey’in esiri durumuna sokarken, çözümsüzlüğe mahkûm bir Kıbrıs sorununa da  süreklilik kattı!

Yeri geldi yazayım: Doğrusu bu oyunu  “garantör ülke oluşunun” yetki ve etkinliğinde İngiltere bozabilirdi.  Eğer Kıbrıs’ta 45 yıldır sürdürülen “çözümsüzlük” oyununa çomağını sokmuş olsaydı, azıcık Kıbrıs Türk halkının yanında yer alsaydı ne müzakereler bu kadar uzar ne de çözüm bu kadar gecikirdi!

Peki ama  biz ne yaptık? Siyasi çıkarlarımız için İngilize yaklaştık mı?..

…İşte yıllardır bu ahval ve şerait yaşanırken,  her siyasi parti gibi muhalefetteyken iktidarı kıyasıya eleştiren UBP’nin Başkanı ve Başbakanı Sn. Ersin Tatar “Adli Yılın” başlaması nedeniyle yayınlandığı mesajında “Devlet yıpratılmasın” çağrısı yapıverdi!

Oysa  devleti ne yurttaşları ne muhalefeti yıpratmaya muktedirdirler eğer iktidar sağlam ve sağlıklı ayaklar üzerinde duruyorsa! İzah edeyim:

**********

KKTC’nin BAŞINDAKİ DERT!

Başbakan  Tatar’ın liderliğinde kurulan ikili Koalisyon Hükümeti 3 buçuk aydır görevdedir. Olağan koşullarda icraat yönünden  parmakların bile oynatılamadığı kısacık süre!

Fakat her bir buçuk yılda bir hükümet yıkılır bir yenisinin kurulduğu dikkate alınırsa, tutun ki bu üç buçuk aylık süre üç buçuk yıla tekabül eder!

Ne dediydi Atatürk? Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Geçenlerde ne dediydi “yüz günlük icraatlarını” anlatırken Başbakan Tatar? “Kısa sürede büyük işler yaptık!”

Tabi o kadar “büyük”  değil. Kaldı ki  halk “gerçekleştirilen işleri” değil,  “gerçekleştirilmeyenlerden” şikâyetçidir!

Her halde Devlet  bu şikâyetler nedeniyle  yıpranmaz.  Aksine “gerçekleştirmek” için motivasyon kazanır. Buna karşın tabi ki  “çözümsüzlüğün” uzaması Devleti yıpratan en önemli etkenlerden biridir.

Yine de Hükümetlerden beklenen “istikrarlı” devlet yaratmalarıdır.

…Burada bir başka soruna geçmek istiyorum. Çünkü ne zaman KKTC’nin kalkınması konusu gündeme gelse akla “TC ile oluşturulan Mali ve Ekonomik Protokollerin” uygulanması gelir! Daha doğrusu “uygulanmaması!”

Çünkü söz konusu olan  Kıb-Tek, Telekomünikasyon, Limanlar kısaca zarar eden ve artık işlevlerini kaybeden kurumlardır.. Ki bunlar bir yandan da devletin sırtındaki kamburlardır.

Ne var ki “karşılıklı imzalamalarla” taahhüt altına girilmesine karşın bugüne kadar kaç hükümet gidip geldiyse “Mali ve İktisadi Protokolleri” uygulamaya sokamadı.

Çünkü hemen tüm “Kurumlar” Devlete  hizmet yükümlüklerinde oluşmalarına karşın, önce kendi bünyelerinde sonra da KKTC’e hizmette “çetrefilli sorunlar külliyeleri haline geldiler!

Şöyle ki  bir gün devralacak özel sektör de bulamayacaklarından  istense de devredilemeyecekleri kadar!”

İşte asıl sorun budur! Nitekim KKTC’de “adları” söylenegelen   “denetimsizliktir!.” “Popülizmdir!.”   Artı “partizanlıktır!.” “Eşe dosta kıyak çekmektir!” “Kayırmadır,  kişisel çıkar hesapları ve dolaylı nemalandırmalardır!”

Bunlar, “KKTC’nin hastalıkları” başlığı altında   şahitli ispatlı, yargılı mahkemeli kronik sorunlarıdır ki 1974’den beridir saya söve  geldik bugünlere!

Demek istediğim şu: Kimse beleş de verseniz “hastalıklı mal   “ satın almaz. Dolayısıyla önce kurumları  tedavi edin!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (BU AZAPTAN KURTULAMAYIZ!)

Hiçbir “yanlış” düzeltilmezse kendini düzeltmez! Ki bundan sonra ne yapsanız, yüzde 2 oranındaki küresel ısınma nedeniyle dünyayı kurtaramazsınız..

Geçen gün de Belediye Başkanı Nidai Güngördü, “Girne artık bu nüfusu taşıyamaz” diye yakınıyordu! Ki o nüfus dağa taşa, sahile ormana çok katlı binalar inşa edilerek yaratıldı! Geri dönüşü de yok!

Ve düşünün yüz  yıl sonra artık Kıbrıs’ta insanların soluk alacağı bir karışlık boş alanı olmayacak! Patatesini, soğanını ekeceği bir karışlık toprağının kalmamacasına!  Trafik kazaları katlanacak ki ölümleri bedavaya gelecek! Kışta beterince seller yazda kavurucu sıcaklar görülecek…

Kısaca topografik yapıyı da bozduk Doğayı da! Hiçbir hata cezasız kalmaz! Kefaretini, yıllar sonra bu adada çekecekleri azapla yazık ki çocuklarımıza ödeteceğiz

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı