Müzakerelerin seyrinden Rum tarafı da memnun değil. Kafaları epey karışıkça! Lefkoşa’da inisiyatif ellerindeydi. Cenevre’ye taşındıktan sonra olagelen dörtlü (yahut beşli konferans) Ankara’nın da devreye girmesi...
Geçen hafta bir gözümüz Cenevre’de öteki de günlük döviz kurlarındaydı.. Bir üçüncü gözümüz olmadığı için ıraklardaki yeni Cumhurbaşkanı Trump’ın törenle göreve başlamasını çok da önemsenmedik....
Hayatları evleri ile işleri arasında geçen insanların dünyası ne kadar olabilirdi ki? Dolayısıyle sorunları da o daracık dünyaları kadar olmalıydı değil mi? Değil işte! Ömürler...
Başta Eide’nin, BM’ler genel sekreterinin, AB Parlamento Başkanı ile öteki tüm memurlarının ve Kıbrıs’la ilgili irili ufaklı ülke başkanları ile yöneticilerinin, gözlerinin ta ninnilerine bakarak...
Ortak akıl yoksa “bütünsellik” de yoktur! Tutun ki olmaması demokrasinin teamülüdür, amenna! Fakat olmayan akla karşın her kafadan bir ses çıkarken eğer herkesler kendi doğru...
Cenevre’de ne kadar doğru veya yanlış olduğu henüz bilinmeyen “uzatmaların” yaşanması salt “çözüm efkârından” kaynaklanmıyor! Müzakerecilerin siyasi prestijlerini ispat etme çabaları da bu uzatmalarda etkin...
Yarın “son” değil fakat bir kez daha öncesinden arta kalmış müzakerelere bir nokta koymak için taraflar yeniden toplanacaklar.. Sonuç alınır veya alınmaz! “Önemli değil” demiyoruz....
Çözümsüzlüğün sürdürülebilir olmadığını Sol’dan Sağ’a, işçisinden Cumhurbaşkanına, yoksulundan zenginine kadar bilmeyen yoktur. Dolayısıyle çözüm istemeyen de yoktur. Buna karşın sanki Tanrı’nın alnı şakkımıza...
Cenevre’ye kadar taşınan müzakerelerle ilgili söylenecek yazılacak pek çok şey var. Bunların içinde Türk ve Rum toplumlarının hem kendi aynalarında hem birbirlerinin yüzüne tuttukları...