Köşe Yazarları

Cenevre, müzakerecilerin kariyer sınavıdır da!


Cenevre’de ne kadar doğru veya yanlış olduğu henüz bilinmeyen “uzatmaların” yaşanması salt “çözüm efkârından” kaynaklanmıyor! Müzakerecilerin siyasi prestijlerini  ispat etme çabaları da bu uzatmalarda etkin rol oynuyor.                         Kısaca kim istemez artık müzmin  bir sorun  haline gelmiş Kıbrıs siyasi sorununu çözmeyi! Tutun ki “Nobel Barış Ödülünü bile akla getirecek  bir rüya!” Denktaş’ların, Klerides’lerin, Talat’ların Papadopulos’ların yahut Eroğlu Hristofyas’ların uğraşıp da çözemediği 54 yıllık bir  sorun! Kaldı ki böylesi iddialı bir görevi “ben yaptım, ben söyledim, ben anlattım, ben uyardım…” Anlatımlarında kazanılmış statü ile ayazlatmanın keyfi ile tadı mutlaka doyulmaz olmalıdır!

ÖYLE DE! Mesela Sn. Akıncı Rum tarafının katiyen TC’nin garantörlüğünü kabul etmeyeceğini görmez mi? Dolayısıyle tek bir konuda bile uzlaşmazlık olması halinde öteki tüm konularda uzlaşıya varılmış da olsa anlaşmanın mümkün olmayacağını bilmez mi?

Ne var ki eğer umut kapıları açık tutuluyorsa, oralardan geçip o umuda erişmek, tutun ki bu günkü koşullarda Türk ve Rum müzakerecilerin kuşkularına karşın sonuna kadar götürecekleri bir arayış olmalıdır.

VE BUGÜN: İşte bugün Cenevre’de “bu anlatımlarımızı da kapsamına alan  bir görüşme daha yapılacak.” Ancak umut yok! Nitekim Sn. Akıncı bir iki gün önce bugün başlayacak müzakereler konusunda “ya çözümle bitecek ya başarısızlıkla” dediydi! Zaten başka bir sonuç da akla gelmiyor tek bir alternatif dışında: Şöyle ki “üzerinde uzlaşıya varılamayan konuları bundan sonra da devre devre Lefkoşa Payitahtında müzakere etmek!”

ZAMAN KAYBI! Olmayabilir de! Ancak 54 yıldır  türlü çeşitli baskılar, ambargolarla  Türk halkını müzakere masalarında oyalarken, kendi kalkınmasını gerçekleştirip sonunda AB  üyeliğini kapan, Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgeler sahibi olan ve doğal gaza ulaşan Rum tarafı karşısında KKTC’nin zaman yönünden şansı çok azdır.

Belki yarım asrı aşkın süre içinde  TC’den akan suyu, üniversiteleri, turizmi, ticaret ve sanayisi ile KKTC de büyümüştür ama o büyüme “tanınmamış devlet oluşunun” türlü çeşitli rizikolarında sürekli ufalanmaktadır!

Kısaca Güney için çözüm Kuzey’e yeniden dönmek efkârı ise Kuzey için çözüm federasyon şemsiyesi altında da olsa tanınmış bir dünya devleti olmaktır..                                 Rum-Yunan ikilisi bu gerçeği siyasi soruna yönelik tutumlarının  stratejisinde kullanmaktadır!  Nereye kadar ama?  Bunun cevabını da bugün Cenevre’de başlayacak müzakereler sonucunda alacağız.

 


HÜKÜMETLER HALKA GÜVEN VERMELİDİRLER.. 

Tabi “Kıbrıs siyasi sorunu tüm sıcaklığı ile öne çıkarken… Buna karşın yıllardır iki karpuzu bir koltuğumuzun altına sığdıramadığımız gerçekte…Yapısal kusurlarımızla 42 yıldır kamburumuzda taşıdığımız sorunlarımızı yine rölantiye aldık!                                                    Tutun  ki hükümet cephesi artık rutin icraatları haline gelmiş “teşvikler, destekler, sıfır krediler ve tabi tüm bunları golifa  gibi dağıtıp hazinenin dibini bulmuşluğunda ne yapacaktı? Rölantiye yatarken, her zaman tek  ve son çare olan iğneden ipliğe zam üzerine zam basacaktı!                                                            Ne var ki   döviz de yükselir ve ticari sektörlerle  üreticileri,  yaşamaya çalışan insanlarla bilumum canlıları vurup vurup malül gazi durumuna düşürürken; hiç kimse böyle bir “yönetim ve mali anlayışla” aydınlık geleceklerden söz etmesin çünkü yalandır!

ÖTE YANDAN! Çok ayıp olmalıdır! Bugün 3 milyon mülteciyi sırtaran bir Türkiye’den söz ediyoruz.. 1974’den sonra üç dört yüz binlik nüfusu rehabilite etmek, devlet organları oluşurken paralelinde “sistemler” oluşturmak, Güney’e inat, “işte benim yarattığım Kuzey” diyerek dünyanın kör gözüne sokmak… Çok mu zordu?                                                             Hayır! Sadece hem stratejik değildi hem   politik! Çünkü Ankara çok iyi biliyordu: “Eğer Kuzey’e  çok bonkör davranır ve kendi ayakları üzerinde bir Kıbrıs Türk halkı yaratırsa, ilk kakmalayacağı Türkiye olacak!

NİTEKİM. Tutun ki 1974 sonrası 42 yılın 21 yılı bu tepme ve tepinmeyle geçti. Ki Sartre’nin bir deyişi vardır: “Orta sınıf yukarılara doğru tırmanırken, geride bıraktıklarını tekmeler!”

       Yeniden tekrar edecek değiliz. Fakat ayaklarımız yere bastığında ilk yaptığımız iş gerçekten de  Türkiye’ye tekme atmak oldu, hâlâ devam ediyor!  O kadar ki hükümet Türkiye ile “enerji Anlaşması” yapıyor diye CTP’den istifa edenler var! Değildir

       YENİDEN YAPILANMA: Sık sık “bu gidiş sağlıklı değildir”diyoruz. Olmadığını da artık her gün bir yeni   siyasi partinin kurulmasından anlıyoruz.                                         Çünkü artık Kıbrıs Türk halkı saflarında sıkışıp kalmış zümreler  “kendilerini yönetenlerden” umudunu kesmiş!.. Kendi başlarının  çaresini kendileri aramak istiyorlar!  Ya STÖ’leri yahut siyasi partiler oluşturuyorlar!

Devlet kademelerindeki yeniden yapılanma  bu nedenlerden dolayı kendini daha çok  zorluyor çünkü gelip giden hükümetlerine güveni kalmayan  bu nedenle de isyanı oynayan bir sızılı toplum durumuna düştük!


       KISACA TAKILDIĞIM. (TALİHİSİZ TOPLUM!)

Doğrusu ya  günlük yaşamları belirgin bir sükûnetle düzene sokamazsanız,  insanları bunalıma sokarsınız! Ve yine doğrusu ya KKTC gibi küçük bir coğrafyada yıl on iki ay insanların böylesi bir sükûnetle istikrarlı düzenlerde yaşayabilme olanağı, ötesi her bir dünya ülkesinden çok daha olanaklı iken bunun neden başarılamadığını anlamak mümkün değildir!

Bir süre önce yollardaki çukurlar nedeniyle arabaların nasıl hasarlara uğradıkları her çukurun bu nedenle her arabaya bin TL zarara  mal olduğunu ayazlatan bir haber yayımlandıydı medyada. Ki bizzat ben arabamı o çukurlara düşe çıka kırdım eskittim!

Ya canlara mal olan Trafik keşmekeşi? İnanın tek kuruşu gerektirmeyen trafik tedbirleriyle araba kazalarını, çarpışmaları büyük oranda önlemek mümkündür. Bu para istemeyen tedbirleri bile alamayanlar ayni zamanda bizi yönetenlerdir! Çok talihsiz bir toplummuşuz çok!

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı