Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Geçmişten Geleceğe Baktık: (Erdoğan’ın Sürpriz Çıkışı.)

Cenevre’ye kadar taşınan müzakerelerle ilgili söylenecek yazılacak pek çok şey var.   Bunların içinde Türk ve Rum toplumlarının hem kendi aynalarında hem birbirlerinin yüzüne tuttukları aynalarda yansıyan siyasi naturaları da var… İki toplumun  müzakereler sürecinde nasıl mücadele ettiklerinin hem birbirinden farklı hem  birbirleriyle kesiştiği için ortak yanlarını teşkil eden tutumları da var, Kıbrıs siyasi sorununa hangi siyasi  görüşlerle  baktıklarının sorgulanması gereken yönleri de var.

Bundan sonrası müzakerelerin ne getirip ne götüreceğini bilmiyoruz ama artık Türk tarafının ne istediğiyle Rum tarafının ne istediğini biliyoruz..

 

Şunu da  biliyoruz. Rum tarafının Kuzey’in önemli bölgelerini istediğini!  Ada egemenliğinin tek sahibi olmak istediğini! AB’nin Kıbrıs’ı Rum-Yunan ikilisine yedirmekten yana olduğunu! Ve çözüm olana kadar tarafların devre devre de olsa müzakerelere devam edeceklerini…

Yukarıda vurgulamaya çalıştığım sorunla ilgili  bazı donelerin Türk toplumu katlarında nasıl değerlendirildiğini  bilmiyorum. Ancak müzakerelerin başlamasıyla birlikte hareketlenen STÖ’nin  ve kendinden menkul “barış” havarilerinin süreç içindeki siyasi tutumlarını “ibretlik” bulduğum için bir kez daha ayazlatacağım.

STÖ’NİN ETKİLERİ: Tabi olumlu ve olumsuz yanlarıyla..                                                             Desek ki soruna müdahil olmak için kurulan Sivil toplum Örgütleri masada Sn. Akıncı ile Anastasiadis’in bile tartışıp çekişmediği oranda tartışıp kavga ettiler!             Desek ki bazıları  Rum tarafının haklılığını kanıtlamak için uğraşırken, bazıları müzakerelerdeki politik esnekliğe bile tahammül edemeyecek kadar fikrisabittiler!      Ve desek ki bazı STÖ’i AB’nin eurolarını ceplemek için kendilerini siyasi sorunun muhatabı olarak lanse ettiler!  Güney’de hüsnükabul da gördüler!        Çünkü  AB’nin   Kıbrıs’la ilgili memurları  için siyasi sürece bağlı  propaganda, her zamanki gibi Rum’dan yana olanıyla makbuldü!

STÖ ile  yaşanan bu faaliyetler müzakereler sürecinde hep devam etti! Anastasiadis’li Rum tarafına büyük moral kazandırırken  mücadele şevkini  de artırdı!   Hâlâ söylendiğince “Kıbrıslılık ve Kıbrıs halkı”  kulpu takılmışlıkta “halkların kardeşliğine” sığdırılan sloganlar havalarda uçuştu! Kantarın topuzu kaçtığında da    “Rum tarafının haklılığına” yönelik açıktan sürdürülen  propagandalar yapıldı…

Tutun ki “Kuzey’deki STÖ’lerinden kaynaklı bu destek atışları ile propagandalardır  ki Masadaki Rum liderliğinin elini de güçlendirdi!

NEDEN YAZDIM: Başından beridir “ulusal davalarda ayrılık gayrılık olmaması gerektiğini savunuyorum.” Nitekim Rahmetlik Denktaş’tan beridir de KKTC’de  Güney’de olduğu gibi Ulusal Konsey’in oluşması gerektiğini hep yazdım..

Yazık ki olmadı! Ülkeyi tek elden yönetmek tutkusu iktidarla muhalefet cephelerini birbirlerinden derin uçurumla ayırırken hiçbir devrede Rum tarafı ile kurduğumuz müzakere masasında toplumsal konsensusu  oluşturamadık. Bu Denktaş döneminde de öyle oldu Talat,  Eroğlu dönemlerinde de…

Dolayısıyle Sn. Akıncı döneminde farklı olmayacaktı! Yirmi aydır devam eden mnüzakerelere nazire yirmi aydır Kıbrıs Türk halkı da parça körçe olmuşluğu ile kendi içinde dövündü, hâlâ dövünüyor!                                                                 ***

SON GELİŞMELER: Ben  Rum tarafının Kuzey’den istediklerinden “barışçı çözüm” uğruna fedakârlık yapacağına  inanmıyorum! 18 Ocak’ta Cenevre’de yeniden bir araya gelecek tarafların müzakerelerine bu yargıyla bakılırsa   tek fiskelik ilerleme olmayacağı  açıktır.                                                                           O zaman tam da Sn. Akıncı’nın açıklamalarının üstüne gelen Erdoğan’ın sorunla ilgili açıklamalarına bakmak gerekecek çünkü “kesinliği” vurgulayan önerileri “kabul edilirse çözüm olur, edilmezse olmaz” kararlığını çakıyor.

       Erdoğan garantiler konusunda şunu söylüyor: “Türkiye’nin olmadığı bir  garantörlüğü asla beklemeyin. Biz ilânihaye oradayız” diyor… Ancak askeri birlik konusunda  sayısal yönden 1960 KC’i benzeri bir düzenleme yapılabileceğinin mümkün olduğuna da açık kapı bırakıyor…

Maraş konusundaki önerisi ise şu: “Eğer Maraş’ı tamamen halkın istifadesine sunmak isterseniz Erenköy ile Güzelyurt birleştirilsin ve KKTC’ye bırakılsın. Açık Maraş kapalı Maraş da Güney Rum Yönetimine bırakılsın.. (Belli ki Erdoğan dersini iyi çalışmış. Çalışmış da Sn. Akıncı’nın sunduğu haritada var mı bu detay?)

       Erdoğan Karpaz konusunda kesin konuşuyor: “Rum’a bırakılması söz konusu olamaz” diyor… “Sahil şeridi tartışmaları bitmiş şeyler! Artık Annan  planının geçerliği yok!” (Erdoğan Rum’un “hayır” dediği Annan planına atıfta bulunurken, AB’nin Türkiye’ye dolayısıyla Kıbrıs Türk halkına attığı kazığı  hatırlatıyor artık yağma yok diyor!)

Başkanlık konusunda da en kabadayısından iki dönem Rum bir dönem Türk formülünü  teklif ediyor…

KISACA: Bugüne kadar sürdürülen müzakerelerde ve tabi Cenevre’de önümüzdeki müzakere için,   “dur bakalım ne olacak” hikâyesine sığdırılacak bir gelişme olmadı. Buna karşın Eide ile hâlâ “umutlu” olan Sn. Akıncı “belki bir uzlaşı olur peşinde…” Olsa bile çözüm referandumda hem Rum hem  Türk tarafından döner..