KÖŞEMDEN: Siyasi sorun çözümsüzlüğe kilitlendi! En umutlu gelişmelerin bile ömrü bir günlüğe indi! Yapılan açıklamaların kıymet’i harbiyesi kalmadı! Bu nedenle “ciddiyet” yitti yerine “vıcıklık” geldi!...
Bir siyasi sorunu “çözme” iddiasında masaya taşır da kırk yıl çözümsüz bırakırsanız sonunda tuluata dönüşür. Tabi “ayağa kalkması gereken suçlu” Türk tarafı değildir.. Kırk yılı...
Siyasi sorunun çözüm olasılığı, tarafların “olmazsa olmazları” nedeniyle tıkandı.. Ancak Türk tarafının kendine ait olan “tıkanıklık nedenini” doğrusu ya 40 yılın sonunda “ehveni şer” diyerek...
Mistik değilim. Fakat yetişme biçimimden olmalı bazı “saplantılarımı” akıl yoluyla değiştirmeye çalışsam da başaramam. Bu nedenle olmalı, izah edememe karşın “ilahi adalete” inanırım. “Bu dünyada...
Başbakan Erhürman da söylüyor. “Müzakere sürecine yeniden başlanması için zemin yok.” Zaten “durup dururken müzakere de olmaz ki” diyeceğiz ama bir yandan da kırk yıldır...
KÖŞEMDEN: Önce şöyle mi demeliyiz? Eğer tüm dünyanın uygar ülkelerinde kabul gören “özel günler” varsa demek ki o kadar da sorun vardır.. Peki ama “sevgililer...
Yazdıklarımla “dün öyle, bugün böyle” çelişkisine düşmek istemem.. Dolayısıyla komşumuz Rum toplumu ile “çözüm olmasa da kaçınılmaz zorunlulukta elbette ki siyasi sorun ötesinde işbirliği yapacağız”...
Adada iki ayrı halk, iki ayrı bölge “gerçeği” varsa “iki ayrı siyasi irade” de vardır. Zaten 1974’den beridir aranan çözüm de yaşanan bu gerçeğe uydurulmaya...
1967 yılında Bozkurt gazetesinde yazmaya başladığımda yine bugünkü gibi iki ana başlığın altlarını dolduruyordum: Biri, hâlâ sürükleyip çekiştirdiğim Kıbrıs siyasi sorunuydu. Dolayısıyla Rumların bize yönelik...
Din adamları oldukları için Allah’ın sevgili kulları olması gereken Başpiskopos Hrisostomos’la Diyanet İşleri Başkanımız Atalay beyefendi bile eğer elele gönül gönüle çıktıkları “barış yolunda” Kıbrıs...