Köşe Yazarları

Elektrik enerjisi stratejiktir.


Yazdıklarımla “dün öyle, bugün böyle” çelişkisine düşmek istemem.. Dolayısıyla komşumuz Rum toplumu ile “çözüm olmasa da kaçınılmaz zorunlulukta elbette ki siyasi sorun ötesinde işbirliği yapacağız” dediğimin arkasındayım..

Hatta bazı konularda o tarafı taklit ederek bu tarafta yeni düzenlemelere gidilebileceğini de savunanlardanım..

Kabul edelim ki adamlar BM ve AB üyesi olmanın da avantajını kullanarak pek çok alanda “çaplarının” üzerinde bir performans yakaladılar.

TABİ ki bu yazdıklarımın nedeni vardır. Şöyle ki ayni zamanda TC Cumhurbaşkanı yardımcısı da olan KKTC’den sorumlu “koordinatörümüz” Fuat Oktay’ın “çözümsüzlükten” de yakınırken, “artık Kıbrıs Türk halkı olarak kendi ayaklarımız üzerinde durmamız gerektiğine” yönelik Anadolu Ajansına yaptığı açıklaması…

ASLINDA bu ve benzeri açıklamaların yabancısı değiliz..

Ancak satır aralarında Oktay, “su’dan sonra Kuzey’e kablo ile elektrik akımı nakledilmesi olasılığından da söz ediyor,  KKTC’de tarım ve hayvancılığın var olduğunu ancak değerlendirmeleri konusunda işbirliğine hazır olduklarını” da söylüyordu..

Kısaca Erdoğan’ın çevresindeki “birinci adamlardan” biri olan Oktay’ın açıklamalarından anlıyoruz ki “KKTC’yi ayağa kaldırmak için işbirliği ile katkıya hazırlar..

TAM bu sırada yani Oktay’ın bir kısmını yukarıda aktardığım açıklamasına  nazire Cumhurbaşkanlığında Enerji Bakanı Nami’nin de katıldığı bir toplantıda “Güney ile Kuzey arasındaki elektrik şebekelerinde sürekli bağlantının gerçekleştirilmesi için uzlaşıya varıldı” haberleri çıkar! Ne dedimdi, “Güney’le işbirliği kaçınılmazdır, olmalıdır..”

Ancak bu Yeşilhat tüzüğü gereği patates satmaya benzemez! Olay “enerji” sorunudur..

Nitekim “suyu” hallettik ki eğer Güney talep ederse ona da akıtırız. (TC’den gelecek elektrik akımından da hatta..)

Fakat unutulmamalı. Elektrik enerjisi sadece Güney’in himmetine kalmayacak kadar “stratejiktir!” Suyun vanası kapatılabilir, önemli değildir. Fakat elektriğin şalteri indirildi miydi (ki 1974 Barış Harekâtında yaşadıktı) şah damarınız kopar..

Bu nedenle dün de vurguladımdı. TC ile Kuzey arasında ne kadar çok “bağla bağlantı kurarsak” bu adada o kadar çok güven içinde olacağız..

 

**********

KAFA KARIŞTIRAN İTHALAT!

Geçenlerde bir istatistik bilgiye çarpınca kafam karıştı..

Konu haber “ithalatımızın, ihracatımızdan kat be kat fazla olmasıydı!” Hangi ülkelerden ithalat yaptığımızın listesine bakarken de başım döndü çünkü Mısır’dan Çin’e, Meksika’dan Rusya’ya, Özbekistan’dan Arjantin’e kadar… İthalat yapmadığımız ülke kalmadı! (Tabi bölgedeki serbest pazarlardan olmalı yoksa tanınmamış devletin bu ülkelerle ne bağlantısı olabilir ne de anlaşması! Kaldı ki ithalat da ihracat da TC üzerinden…)

TABİ olayın asıl sorgulanması gereken yanı onca ülke menşeli malının” ülkeye girerken karşılığında ödediğimiz döviz!

Bir diğer merak da “üretimi olmadığı” için “ihracatı da olmayan” KKTC’nin bu kadar ithalat yapacak dövizi hangi kaynaktan nasıl derlediği..

Yani TC’den pompalanan memur maaşlarıyla, borçlanmalarla, yada otellerdeki kumar paralarıyla da olacak iş değil!

Ki yeniden koordinatörümüz Fuat Oktay’a dönersem diyor ki “kendi ayakları üzerinde dimdik duran, üreten ve satan bir Kıbrıs istiyoruz…”

Bu temenni ise şu anlama geliyor: KKTC’de ne üretim var, dolayısıyla ne satan! Bu nedenle ayakları üzerinde de duramıyor!

Eee! O zaman bu kadar çok ülkeden mal alımına ödenen paralar nerden geliyor, asıl soru nasıl tedavüle çıkıyor?

Merak edip ehline yada ehil insanlara sormadım değil.. Hiçbir açıklama bana inandırıcı gelmedi..

Anlıyorum ki bu memlekette bizim gibi tabandaki sıradan insanların anlayamayacağı kadar önemli bir para sirkülizasyonu vardır inşallah da ak paktır…

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (KENDİMİZİ İYİ YÖNETMENİN YOLU MU?)

 

Büyük olasılıkla önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde (eğer o güne kadar büyük oranda siyasi değişikliklerle sosyoekonomik arızalar olmazsa) Cumhurbaşkanları adaylarından biri de Başbakan yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Özersay’dır.. (Tabi “yok öyle bir şey” diyebilir de bir siyasetçi için en tepedeki makam olması hasebiyle, sadece adının adaylık dedikodularına karışması bile artı puanı olmaz mı?)

Neyse konu bu değil ama. Geçtiğimiz günlerde Değirmenlik’teki bir toplantıda “Kıbrıs Türk halkı olarak birbirimize kırıcı olmadan hem yöneticilerin beklentilerine hem de halkın beklentilerine karşı anlayışla yürüyebilirsek bu belirsizlik ortamında dünyada bir kimlik olarak, Kıbrıs Türk halkı olarak bu adada var oluruz var olmaya da devam ederiz” dedikten sonra eklediydi:

“KENDİMİZİ daha iyi yönetmenin yollarını bulmalıyız…”

Akla mantığa hitap eden tüm sözler olumludur güzeldir. İyi niyetli görüşlerin icraatlar olarak toplumdaki yansımalarını görmek bir başka güzeldir ama..

BU nedenle kendimizi daha iyi yönetmenin yollarını bulmalıyız” lafına fena takılıyorum. Çünkü bu itirafı resmen bir Başbakan yardımcısı bir dışişleri Bakanı, yani tepedeki “yöneticimiz” yapıyor.

Demek ki Kıbrıs Türk halkının iyi yönetilmediğini kabulde, kendini de içine kattığı mantıkla diyor ki “kendimizi daha iyi yöneteceğimiz sistemi bulmak zorundayız..”

Aslında vallahi bulduk gibi.. “Allahtan iyilik sağlık her ay Erhürman hükümetinin maliyesinden aylık!”

Bir de ne? İhracat yerine ithalat!

Tekerlek vızır vızır dönüyor da sorun şu: Gürültüsü gıcırtısı laçkası çok!

Bu nedenlerle diyoruz bir de şu “Başkanlık sistemini denesek.”

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı