Ne kadar “umurumuzda değil” dediysek de, şu Avrupa Parlamentosu seçimlerine, en azından ne yapılmak istendiği konusunda kafa yormak gerekiyordu.
Acaba Dışişleri Bakanlığı ya da devlet mekanizması, sadece “retçi” tavrıyla mı kaldı, yoksa, aslında ne yapılmak istendiğine dair kafa yorup, bununla mücadele edecek politikalar geliştirmeyi düşündü mü?
Bilmiyoruz, çünkü açıklamadılar…
Yalnızca bu seçimlerin bizimle ilgisi olmadığı, katılanların Kıbrıs Türk halkını temsil etmediği, bizim AP’daki sandalyelerimizle bir alakası olmadığı falan söylendi.
Düşünmek gereken çok şey var.
Neden bu kez Rumlar bir Kıbrıslı Türkün seçilmesi için böylesine çaba gösterdiler?
Çağrılar yaptılar, propagandalar yaptılar, geçmişte uyguladıkları engelleyici tavırdan vaz geçtiler, aksine kolaylaştırıcı önlemler aldılar.
Neden AKEL geçmiştekinden daha çok oy aldı?
Neden sadece Kıbrıs Türklerinin oy kullanacağı sandıklar kuruldu da, Rumlarla aynı sandıkta oy kullanmadılar?
Bu demokratik midir?
Yoksa arkasında başka hesaplar mı vardı?
Mesela Kıbrıs Türklerinin oy profilini saptamak gibi…
Neden 14 Kıbrıslı Türk ELAM gibi aşırı sağcı, Kıbrıs Türkünün adadaki varlığına bile tahammül edemeyen bir partiye oy verdi?
Ya da neden şu kadar kişi yine aşırı sağ DİKO’ya oy verdi…
Bunların hepsinin yanıtları çok ama çok önemli olmalı.
Değişik yorumlar okuduk. Bazı uzmanlar, Rumların AB içinde Kıbrıs Türklerini temsil etmiyor oluşları nedeniyle eleştirildiklerini, bunu gidermek adına bu sefer bir Kıbrıslı Türkü seçtirmeye çalıştıklarını söyledi.
Öyleyse bile, bu endişeyi sadece AKEL mi taşıyordu? Mesela iktidar DİSİ ya da lider Anastasiadis’in niye böyle bir çabası olmadı?
Bana göre, bunu bir fırsat olarak gördüler. Kıbrıs konusunda, müzakerelerin yeniden başlaması, federasyon görüşmelerinin devamı, sürekli yan çizmeleriyle ilgili bir sıkışmışlıkları olduğu kesin. Buna bir de doğal gaz meselesinde daha da atacakları adımları ekleyin, uluslararası camiada suçlanmanın eşiğinde oldukları hesabıyla böyle bir yönteme başvurdular. “Kıbrıs Türkleri bizim yanımızda, bizim seçimlerimizde şu kadar oy kullandılar, bakın bir de adaylarını seçtik” falan propagandası, sözde yasallıklarına güç kazandırma çabasıydı. Aynı zamanda mevcut durumun kalıcılaşmasına da hizmet edeceğini düşündüler.
Görüşüme en yakın söylemi, Kutlay Erk dile getirdi…
“Kıbrıs Türk halkının BM ölçütlerinde çözüm ve barış mücadelesinde «Gerçekçilik» yolunda devamında kendi halkı için mutsuzluk duyan Kıbrıslı Rum oportünistler, mevcut statüko içinden siyasal açılımlar üretmeye çalışmaktadır. Gizli ve kurnaz Kıbrıs Rum oportünizmi kısa vadeli sözde siyasal başarılar vadederek «Kurtarıcı» rolünü oynayıp Kıbrıslı Türk kitleler arasında yanıltıcılık yapıyor, Kıbrıs Türk halkını gevşekliğe, umutsuzluğa sürüklemeye çalışıyor. Bir yandan onlara şirin görünmek için genel ama yerine getiremeyeceği vaatlerde bulunuyor, diğer yandan da kitlelerde yanılsamaları büyütüyor… Kıbrıslı Türklerin azınlık toplumu olduğu tezini ilerletmeye zemin yakalıyor”…
Her neyse, Niyazi Kızılyürek, aynen dediği gibi, Kıbrıs Türklerini temsil etmeyeceği bir platformda yer alacak. Diğer taraftan, gasp edilmiş Kıbrıs Cumhuriyeti’nin hedeflerine hizmet edecek. O, onun seçimi…
Aslına bakarsanız, iyi ki de ayrı sandıklar kurmuşlar. Böylece biz de neyin ne olduğunu görmüş olduk.
Saptadıkları 80 bin 800 Kıbrıs Türk seçmenden, sadece 5604’ünün oy kullandığını, Şener Levent’in aldığı 1200 oyu çıkarırsak, ortalama olarak 4 bin CTP’linin oy verdiğini, CTP genelinde de oynanan oyunun görüldüğünü anlamış olduk. Bunlar ve diğer başka sonuçlar da bizim taraf için iyi bir yol gösterici oldu…
YERİN KULAĞI VAR
KIBRIS KONUSU MUALLAK:
Nihayet hükümet Programına da girdi. Yeni hükümet “federasyonun gerçekçi bir çözüm modeli olmadığı ortaya çıktı” dedi ve yeni fikirlerin masaya gelmesi gereğinden söz etti. Fazla bir açıklama yok, HP’nin sürekli dile getirdiği “işbirliğine dayalı farklı ortaklık modelleri” ile “AB içinde iki devlet” olasılığından söz ediliyor. Her ikisi de muallak… Ve biz bir kez daha belirsizliğe yelken açıyoruz. Ben bu programdan bunu okudum…
HAYAL Mİ GERÇEK Mİ:
UBP milletvekili Oğuzhan Hasipoğlu, “federasyondan başka alternatif yoktur diyenler aslında hayalperesttir” diyor. O zaman hayal olmayan bir hedef koysunlar da inanalım. AB içinde iki ayrı devlet formülü mesela. Bunun gerçekçiliği nedir? Araştırması yapılmış mıdır? Nabız yoklanmış mıdır? Buna ulaşacak şartlar uygun mudur? Herkese bir sıfat basmaktan kolay bir şey yok…
ÜSTÜ KAPALI:
Bir önceki hükümet programında, tüm destek-teşvik ve sübvansiyonların elden geçirileceği söylenmiş, ancak hayata geçirilmemişti. Bu defa bu kadar açık olmasa da “Yatırım teşvikleriyle ilgili mevcut mevzuat gözden geçirilerek bütüncül bir Yatırım Teşvik Sistemi oluşturulacaktır” cümlesi var. Bir de gelir artırma konusu. Vergi miktarını artırmadan gelir artırımından bahsediliyor. Nasıl olacak? Bunların içine kumarhanelerin gerçek gelir üzerinden vergilendirilmesine geçilecek mi, 15-20 yıllık hatta daha eski işletmelere hala vergi muafiyeti uygulanacak mı, verimsiz alanlar desteklenmeye devam edilecek mi? Öyle üstü kapalı bir program ki…
TERCİHİM GENEL SEKRETERLİK:
Kabinenin şekillenmesi döneminde adı bakanlık için hiç geçmeyen ancak, son gece büyük bir sürpriz yaparak kabineye giren UBP Genel Sekreteri Hasan Taçoy, beklentilerin aksine bakanlık göreviyle genel sekreterliği de birlikte yürüteceğini açıkladı. Halbuki bize gelen duyumlar, Taçoy’un bakan olması halinde genel sekreterlik görevini bir başka arkadaşına (Mağusa’dan bir milletvekiline) devredeceği yönündeydi. Taçoy, “bakanlıktan gidebilirim ama genel sekreterlikten değil” diyerek tartışmaya son noktayı koydu…
ANLAYANA:
“16 ay önce bizimle kahve bile içmeyenler, şimdi limonata bile içtiler. Olması gereken buydu. Kahve bile içmem demek çok büyük bir hataydı. Bu hata bugün kendisine siyasi bir bedel ödettiriyor. Her ne kadar, dün dünde kaldı dese de, bugün o dönemde söyledikleri sıkça hatırlatılıyor”. Bu sözler UBP milletvekili Zorlu Töre’ye ait. Töre bu suçlamalarıyla Özersay’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olası bir “çatı aday” olma ihtimaline karşı şimdiden gardını alıyor. Ve bu iddialarıyla da Özersay’ın ne kadar “güvenilmez” olduğunu da kendi tabanına göstermek istiyor…
YAPRAK DÖKÜMÜ:
Büyük umutlatlarla siyasete atılan HP’den istifaların arkası kesilmiyor. Özellikle dörtlü hükümetin bozulmasında başrolü üstlenen partiye gönül veren bir Parti Meclisi üyesi ile bir kurucu üye HP’nin “kuruluş amacından saptığı” gerekçesiyle partilerinden istifa ettiler. Henüz yeni bir parti olmasına rağman, siyasette çok zigzaglar çizen ve söylediklerini icraatlarıyla inkar eden HP’nin, UBP ile hükümet ortaklığı konusundaki tavrı istifaları da beraberinde getirdi. Öyle görülüyor ki arkası da gelecek.
ZİRVEDEKİLER
Başaran Düzgün: “HP’nin dörtlü koalisyon hükümetini bozma gerekçesi kimseyi ikna etmedi. Üstüne UBP ile kurması da tuz-biber ekti. HP’nin UBP’ye eklemlenmesi hazmedilemiyor. Bir de Çavuşoğlu vakası var. ‘Bizim mahallenin dürüst çocuğu Özersay Cavuşoğlu’nun emir eri oldu’ diye sosyal medyada yeralan eleştirilerden etkilenen çok sayıda insan var. Tüm bunlara bakıldığında HP negatif bir enerjiyle UBP ile ortaklığa başlıyor olacak. Ve bu durum da olası icraatlarını olumsuz etkileyecek”…
DİPTEKİLER
Ata Atun: “Hala Rumdan medet uman kişilerin uygulamaya koydukları ve ısrarla sürdürmek istedikleri ‘vatandaş yapmama’ politikaları, özellikle Türkiye’den gelen kardeşlerimizi ve soydaşlarımızı dışlamak, bu topraklara yerleşmelerini önlemek için önlerine engel çıkarmak uygulamaları birçok insanımızı ve aileyi mağdur etmekle kalmıyor, Rumlarla nüfusumuzu eşitleme şansımızı kaçırmamıza neden oluyor”… Ülkenin hali ortada iken belli ki Sayın Atun, formaliteleri bir kenara koyup, ülkeye giren herkese vatandaşlık vermemizi istiyor…
































