Zorlu bir mücadele... - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cuma, Ocak 27, 2023
Köşe Yazarları

Zorlu bir mücadele…

Köş, MoreketMehmet Moreket

Ne yalan söyleyim, ben bu Berlin görüşmesinden, beklentimin üstünde memnun kaldım.

Hatta Türk tarafının da memnun olması gerekir diye düşünürüm. Tabii eğer sırf “Akıncı zarar görsün” diye, kötü bir sonuç beklentisi içinde değilseniz…


Bu müzakereler BM gözetiminde devam eden müzakereler… O nedenle de masada ne varsa, ya da ne konacaksa, bugüne kadar var olan BM parametrelerine uygun olacaktı. O kesin. Oraya “iki ayrı devlet” önerisi falan götürmenin olanağı yoktu.

Rum lider Anastasiadis bunu denedi ve Genel Sekreter’den cevabını aldı. Ta, Denktaş-Makarios anlaşmasından beri masada olan her şeyi reddederek, saçmalamaya başladığı andan itibaren, zemin nedir, ne olmalıdır soruları sorulmaya başlandı. İki devletlilik tezini savunanlar da, masaya bunun getirilmesinden falan bahsettiler ki, olacak şey değildi.

Her neyse… Crans Montana’dan itibaren, Genel Sekreter’in Rum tarafının çizginin dışına çıkmasını görmesini istedik. Özellikle siyasi eşitlik konusunda. Genel Sekreter, BM Güvenlik Konseyi raporunda hatırlatma yaptıysa da, çok fazla etkisi olmadı.

Ama bu defa, “716 (1991) sayılı kararının 4. operatif paragrafı  dahil olmak üzere tüm ilgili Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlandığı şekliyle siyasi eşitliğe sahip bir federasyon” ifadesi, görüşme sonrasında Guterres’in açıklamasına girdi.

Söz konusu madde, BM Genel Genel Sekreteri’nin 8 Mart 1990 tarihli raporunun 11. Maddesine atıf yapıyor. İşte konu bu… Orada da, siyasi eşitliğin nasıl olması gerektiği tarif ediliyor. Özetle; siyasi eşitlik, sayısal eşitlik anlamına gelmez;  siyasi eşitlik, iki toplumun da federal devletin tüm organlarına ve kararlarına etkili katılımını gerekli kılar; siyasi eşitlik, federal devletin iki toplumdan herhangi birinin çıkarlarına aykırı kararlar alamamasının güvence altına alınmasını gerekli kılar; siyasi eşitlik iki federe devletin eşitliğini ve eşit işlev ve yetkilere sahip olmasını gerekli kılar” deniliyor. Yani öyle “Kıbrıslı Türkler alınacak kararlara ortak olamaz” diyemezsiniz demek istiyor.

Guterres, liderlerin bu maddelere bağlılık ve kararlılıklarını teyit ettiklerini dde vurgulayarak, birkaç yıldan beri süren siyasi eşitlik tartışmalarını bitirmiş oldu. Bu gerçekten iyi bir ilerlemedir. Anastasiadis’in yan çizme durumuna “dur” denilmiş oldu. Hani hep suçlu tarafı ilan etsin deriz ya, bir anlamda Genel Sekreter bunu yaptı.

Türk tarafında “artık federasyon görüşmemeliyiz” diyenler, böyle bir temel zemini savunma zahmetine bile katlanmadılar. Kıbrıs Türkünün çok uzun mücadeleler ve müzakerelerle teyid edilmiş olan siyasi eşitliğinin bir kez daha vurgulanması gerektiğini, Genel Sekreter’in  Anastasiadis’i uyarması gerektiğini bile talep etmediler. Ama onların dışındakiler, gerek açıklamalarıyla, gerekse, Genel Sekreter’e yazdıkları mektuplarla, en temel hakkımızın vurgulanması talebinde bulundular ve sonuçta gerçekleşti.

Ha, referans şartlarının tamamlanmamış olması, “sonuç odaklı” dendiği halde bir stratejik anlaşma ya da 5’li görüşme için takvimleme yapılmaması eksik… Ancak yolundan sapan sürecin yeniden özüne dönmüş olması önemli…

Genel Sekreter, bu defa farklı bir süreç olduğunu da iki liderin farkında olduğuna vurgu yapıyor. Bence bunun, ‘ya bu yol haritası üzerinde taahhüt ettikleri gibi ilerleyecekler, ya da başlarına geleni çekecekler’ gibi bir iması var.  BM sürecinin ortadan kalkması halinde neler olabileceğini de iki tarafın anlamış olması gerektiğini düşünüyor.

Siyasi eşitlik temelinde anlaşma yolunda devam edecek olanlar güçlerini birleştirecek.

Üçlü bir mücadele olacak bu.

Hem Rum tarafının yeni saçmalıklara girmesine karşı; hem seçimlerle veya başka etkenlerle sürecin engellenmesi riskine karşı, hem de müzakerelerin bitirilmesi yönündeki siyasi görüşe karşı üçlü bir mücadele verilecek.

Anastasiadis’in görüşmedeki taahhütlerinin üstüne, doğal gazdı, Maraş’tı gibi şartlarla ortaya çıkması dikkat edilmesi gereken bir durum.

Diğer yandan, şu satırları yazdığım ana kadar bizim “federasyon istemeyiz”cilerden tek bir açıklama çıkmadı. Etkin siyasi eşitlik temeline dönülmesini bile görmezden gelmeyi tercih ettiler. Bütün bir halkın hakları ve  geleceği konusunda “duyarlılıklarını(!)” da böylece ortaya koymuş oldular. Bunu herkesin görmesinde yarar var…

Zorlu bir mücadele olacağı kesin…

YERİN KULAĞI VAR

NE KAYBETTİK?:

Berlin zirvesi öncesi çizdikleri kötümser tablo, Akıncı’nın kendi iradesiyle ülkeyi ‘satacak’ söylemlerinin ne kadar boş ve algı operasyonu olduğunu hep beraber gördük. Ne Cumhurbaşkanı Akıncı kendi kafasına göre Anastasidis’e taviz verdi, ne de KKTC’yi sattı. Ne kazandık derseniz kısaca, yıllardır savunduğumuz ve talep ettiklerimizin BM nezdinde yeniden vurgulandığını gördük ve çözüm adına beşli bir gayri resmi zirvenin kapısını araladık. Evet Berlin bir final olmadı ama çözüme giden bir yol açtı…

 

KENDİ GÜNDEMİMİZE DÖNDÜK:

Aylardır tartıştığımız Berlin zirvesi öyle ya da böyle bitti. Artık hem siyasiler, hem de vatandaş normal gündemine odaklanabilir. Mesela cumhurbaşkan adaylığı… Bir çok isim konuşulurken henüz adaylığını kesin açıklamış kimse yok.  Aralık ayında adayların kimler olacağı büyük ölçüde belli olacak gibi. UBP Tatar’ın adaylığında ısrar edecek mi, CTP aday çıkaracak mı, biraz zor görünse de sağda ortak bir aday üzerinde bir konsensus sağalanabilir mi ve en önemlisi Kudret Özersay, siyasetteki tek hayali olan cumhurbaşkanlığı makamı için aday olacak mı? Sanırım yeni yılla birlikte tüm bu soruların cevabını öğrenmiş olacağız…

 

ONLARIN DERDİ BAŞKA:

En büyük korkusu olası bir çözüm olan grupların başında YDP geliyor. Berlin zirvesi sonrası açıklama yapan YDP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Berlin’deki görüşmeyi “Havanda su dövüldü, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya seçim malzemesi, 2020 seçimleri için hayat öpücüğü verildi” diyerek, Türkiye’nin garantör ülke olarak 5’li zirveye izin vermemesi gerektiğini söylemiş. Meramını da güzelce anlatmış.

 

HALK BUNA İZİN VERMEZ:

Siyasi tercihlerle yapılan yorumlar canımızı sıkabilir. Kızarız, hatta itibar etmiyor da olabiliriz. Ama ifade özgürlüğü esastır. Bu konuda yaratılacak en küçük bir çatlak, Kıbrıs Türk demokrasisini bitirir. Birilerinin ellerinde kağıt kalem anayasa değişikliği de dahil bir takım hazırlıklar içinde olduğu duyumları geliyor. Şu anda yaptıkları Başsavcıya talimat verme gibi tuhaf açıklamalar da kamuoyunu hazırlamak için. Kendilerine son anayasa değişikliği referandumunu hatırlatmakta yarar var…

 

O HALDE GEREĞİNİ YAPSAYDINIZ:

Şans Oyunları Yasası Meclis’te tartışılırken, Maliye Bakanı, “Milyonlarca dolarlık yatırımların önünü kapamak için bu koltuğa oturmadım” dedi.  Bunu yeni kumarhanelerin açılması talepleri için söylediğini biliyoruz. Değişiklik de bunun için yapılıyor zaten. Keşke bunu yaparken, sadece turizm fonuna katkı meselesiyle sınırlı kalmasalardı da, devletin bu astronomik kardan hakkını alması için de gerekli düzenlemeleri yapmış olsalardı.  Bu kadar inançlı olduğunu söyleyen bir Maliye Bakanı bunu niye yapamadı? Mesele budur…

 

TEBRİK TAMAM DA, TEŞVİK ZOR:

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca hazırlanan ve 21 Kasım’da yürülüğe giren af yasasına, primlerini gününde ödeyenlerin tepki göstermesi üzerine Bakan Sucuoğlu, primlerini gününde ödeyenler için de “tebrik ve teşvik” verileceğini açıklayarak, bunun af yasası ile birlikte olmak üzere Meclis Genel Kurulu’na sunulacağını açıklamış, tepkileri durdurmak istemişti.  Şimdi kaynak sıkıntısını bahane ederek bu sözünden caymaya çalışıyor. Sizin anlayacağınız primlerini gününde ödeyenler yine enayi yerine konurken, ödemeyenler ödüllendiriliyor…

 

ZİRVEDEKİLER

Birikim Özgür: “Umutlu olmakla statükonun fasit dairesine hapsolmak arasındaki kalın çizgiyi göremeyecek kadar körler türedi memlekette. Çözüme, barışa, demokrasiye, toplumsal ilerlemeye zerre kadar katkıları olduğunu düşünmüyorum. Ama yine de iyi ki varlar. Sayelerinde kimlerin toplumsal kazanımları önemsediğini, kimlerin siyaseti bireysel ego şovuna dönüştürdüğünü anlamak kolaylaşıyor…”.

 

DİPTEKİLER

El İnsaf: Emine Pilli’nin yeniden Eski Eserler ve Müzeler Dairesi Müdürlüğüne atanması üzerine, ezberden yapılan yorumlar can sıktı. Kendisini hiç tanımam. Ama bildiğim, bir müşavir olduğu ve o göreve ilk gelişinde eşinin bakan ya da milletvekili olmadığı. Şimdi “kıyak” falan diyerek bayat yorumlar yapanlarla, “müşavir ordusu, bankamatik memuru” diye eleştirenler aynı kişiler… Sırf muhalefet olsun diye ortamı bu kadar çirkinleştirmeyin…

 

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar