Köşe Yazarları

YUTMAK ZOR OLMUYOR MU?






“Ülkeyi 2021 yılı Ekim ayı içinde erken milletvekili seçimine götürme hedefinde olduğumuz için Meclisimize bu süreçte yapabileceklerimizi ve yakın gelecekte atılması gereken elzem adımları içeren bir hükümet programı sunuyoruz”…

 

Mevcut hükümetin hükümet programında aynen yer alan ifade bu.

 

Yine bu hükümetin ortaklarından YDP’nin Genel Başkanı Erhan Arıklı’nın o günlerde, hükümete ortak olma gerekçesi de şu; “İçinde bulunduğumuz bu hükümete girerken de Ekim ayında bir erken seçimi şart koşmuştuk”…

 

Daha buna Resmiye Canaltay’ın seçilmemesinden sonraki erken seçim çıkışlarını, hatta Arıklı’nın birkaç gün önce “Bu hükümet Mart’a kadar gitmez” sözlerini de ekleyin, bir de son tabloya bakın.

 

Hükümet programı, imza koyanların namusudur. İnsanlara karşı taahhüttür. Şu anda bu taahhütten cayılmıştır. Her şeyden önce o imza sahipleri, sözüne güvenilmez olduklarını tescil etmiş oldular…

 

O arada ne değişti ki? İşler iyiye mi gitti, kötüye mi gitti?

 

Kasadaki paranın sıfırlanması…

İşsizlere yenilerinin eklenmesi… Kapatılan işyerlerinin sayısının artması…

Hastalığın rekor üstüne rekor kırması…

 

Belli ki ortada bir başarısızlık var.

 

Şimdi diyorlar ki, “bize süre verin”…

 

Ne için? Hepten dibe vurmak için mi?

 

E, yapamıyorsunuz işte. Milleti per perişan ettiniz, üstüne bir de tüy mü konduracaksınız?

 

Dediğiniz hiçbir şeyi yapmadığınız gibi, bir de tam tersine yapılmaması gerekeni yapmaktasınız…

 

‘Para yok’ diye ağlayan bir Maliye Bakanı orada dururken, devlet daireleri yeni istihdamlarla doldurulmakta. Ülkenin zaten yaşadığı perişanlığı 20-30 yıl daha katmerleyecek çirkinlikler. Geri döndürülemez, giderilemez kötülükler…

 

Bak Fikri Ataoğlu’na; hiç seçimi ağzına alıyor mu? Hatta ona kalsa, belki de 2030’da olsun bile diyecek. Hükümet kurulurken de demeçleri var, ülkenin gündeminde erken seçim olmaması gerektiğini söylemiş. Gerçi bunu söyledikten birkaç gün sonra söylediğini yutmuş, Ekim 2021 tarihinin yazıldığı hükümet programını imzalamış ya boşverin. Şimdi gayet memnun mesut. Daha dün sabah “değerlendireceğiz” diyen Arıklı’nın da 3 Nisan’a onay verdiği ortaya çıkıyor, hükümet önerisini Meclis’e gönderiyor.

 

Şimdi hep birlikte istihdamlara, devletin kaynaklarını dağıtmaya hız verecekler ki, bir yıl sonraki seçimi garantilesinler.

 

Bu bir dayatmadır. Bütün bir halka karşı dayatmadır. Koltuğa yapışmadır. Erken bir seçimde kaybedeceğini bilenlerin kalmak için direnişidir. Halka rağmen, iradeye rağmen…

 

Bence hayat pahalılığı eylemleri, nargile eylemleri, hekim eylemleri, hepsi tek bir amaçta birleşmeliydi, “Derhal seçim”… Tek hedef, tek slogan… Bu örgütlenme başarılamadı. İrade ortaya konulamadı. E, bu durumda herkes de layığını bulacak.

 

Eğer kendi aralarında kavga edip de bozuşmazlarsa tam bir yıl daha çekeceğiz.

 

Ama demokrasi böyle bir şey, o sana bu şansı veriyor. Yanlış yapanı o koltuktan uzaklaştıracak toplumsal tepkiyi sağlayamıyorsan, çekeceksin. Şimdi yaşadığımız da budur…

 

Yazının başlığına dönersek, verdikleri sözleri yutmaları zor olmayacak. Kılıf çoktan hazır. Bakın göresiniz ne gerekçeler uyduracaklar “Memleketi bu halde hükümetsiz bırakamazdık… İstikrar lazımdır, cart curt”… Yapacak bir şey yok, onlar atıp tutacak, siz burada beyhude ah vah edeceksiniz…

 

 

 

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

SONUCU BELLİ:

Ersin Tatar Cenevre zirvesinde, “50 sene sonra farklı bir şey söyleyeceğiz” demiş. Söyleyebilirsiniz, ağzınızı kapayan yok da bunları söyledikten sonra ne olacağı önemli. O masaya oturanların (Türkiye hariç) hiçbiri söylediklerinizi kabul etmeyecek. Ondan sonrası için siz ne yapacaksınız, nasıl bir planınız var onu söyleyin. KKTC’nin tanıtımı için (38 yıldır sadece lafta kalan) yollara mı düşeceksiniz, yoksa burayı Türkiye’ye ilhak edip sorunu kökten mi halledeceksiniz. Bence bu halka öncelikle bunları söyleyin…

 

BİZ NE İSTERİK SORAN YOK:

Birileri çıkıp, federasyon öldü, federasyon zaman kaybından başka bir şey değil, Kıbrıslı Türklerin haklarını koruyacağız” diye açıklamalar yapıyor. Cenevre öncesi Türk yetkililerin kullandığı sözler. İyi de Kıbrıs Türkü ne ister, bu sürecin neresindedir, onlar ne düşünüyor diye soran var mı? Yok, ama bize yapılanları sonuna kadar hak ediyoruz.

 

ASIL İSTEDİKLERİ ARA SEÇİMDİ İNANMAYIN:

Hükümet erken seçim tarihini Meclis’e 3 Nisan 2022 olarak göndermiş. İlgili komitede iktidar, muhalefet 3’e 3… Karar için 4 sayısı gerekiyor. Bu durumda olacak olan belli, komitede eşitlik bozulmazsa 1 Haziran’da ister istemez erken seçim olacak. Ve bu hükümet sadece 1 yıl görev yapacak 1 milletvekili için, devleti 10 milyon lira zarara sokacak. Verdikleri onca zarara bir yenisini ekleyecekler, olacak bitecek. Suçu da muhalefete atacaklar, ‘Nisan 2022’yi kabul etmedi, 10 milyonun harcanmasına sebep oldu’ diye…

 

DÜŞÜN BU TOPLUMUN YAKASINDAN:

Önce Tatar, ardından Saner hükümetleri yaklaşık 2 yıllık iktidarları döneminde ülkenin geldiği duruma bakın. Yokluk ve sefalet ve teslimiyet. Birisi sınıf atlayıp, müdahalelerle cumhurbaşkanlığına giderken, diğeri atamayla Başbakan oldu. Ve ne yazık ki ülkeye verdikleri zararı yıllarca düzeltemeyeceğiz. Şimdi de bir an önce çekip gitmek yerine, koltuğa yapışmış gitmek bilmiyorlar…

 

ATAOĞLU RESMEN DALGA GEÇİYOR:

Aytuğ Türkkan, programında Fikri Ataoğlu’na istihdamları soruyor. Malum bugünlerde özellikle DP’nin bakanlıklarındaki istihdamlar konuşuluyor. Başbakan da “ne yapalım, ortağımızla iyi geçinmemiz lazım” diyerek, görmezden geliyor. Ataoğlu’nun “İstihdamlar devlete yük getirmiyor” yanıtını nasıl yorumlayacağımı bilemedim; sadece ya sabır diyebildim…. Madem bu pişkinliğe son vermenin çaresini bulamadık, onlar da bizimle dalga geçecek…

 

AŞIDA TORPİL SÜRÜYOR:

Siz bakmayın Sağlık Bakanı Ünal Üstel’in, “aşıda torpil dönemi bitti” demesine, bal gibi de sürüyor. Bir okurum aradı, önceki gün sırası gelmemesine rağmen, tanınmış genç bir iş insanı “Beni Üstel gönderdi, aşı olacağım” diyerek arka tarafa geçmiş. Arkasından da yine genç 3 bayan da aynı şekilde. İddia bu. Okurum yer, saat, isim de bildiriyor. Üstel ne diyecek doğrusu merak ederim…

 

SANKİ GİZLİ BİR AJANDA VAR:

Sanki bir ajanda var ve buna göre her gün toplumu birbirine düşürecek, sistemin çivilerini bir bir sökecek adımlar atılıyor. Sözde özerk üniversite rektörlerinin açıklaması da son örnek. Hem akademisyenlere gözdağı hem toplumda kutuplaşma, hem de KKTC üniversitelerinin özerkliğine, saygınlığına darbe. Rektörlerin yaptığı açıklamanın sonucu budur. Yazıklar olsun…

 







Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu