Köşe Yazarları

YÖNETİMDE YAPISAL DEĞİŞİMLER ZORUNLUĞU


Öteden beridir hem siyasi hem ekonomik yönden “KKTC Yönetim Sistemini” olumsuz etkileyen bir siyasi virüsten söz ediyoruz: “İstikrarsızlık!”

Ayni zamanda istikrarsızlığın yarattığı toplumsal “huzursuzluk!” Şöyle ki daha geçen gün emrimize amade kılınan 2 buçuk milyarlık parasal kaynak bile kafalarımıza örümcek ağları gibi dolanan “istikrarsızla huzursuzluğu” izale etmeye yetmedi!

Ne var ki bizim gibi siyasi çözümsüzlüğün yarattığı sorunlar üzerinde Devlet kurmuş bir toplum için “olağanüstülükten” arınmış “istikrarla huzurdan” söz etmenin de imkânı yoktur..

BU yapısallığıyla KKTC aslında bir “seferberlik toplumudur.” Ne var ki bir seferberlik toplumu gibi yaşamayı ve ekonomimizi bu “seferberlik” sürecine göre planlamayı reddettiğimizden… Tutun ki 43 yıldır “istikrarsızlıkla huzursuzluktan” yakınıyoruz! Peki çözüm?

İŞTE bir süre önce “akıl yolu birdir” dediğimizin ispatında CTP Başkanı Erhürman da Devletin istikrarsızlığına dikkat çekiyor ve “Hükümetlerin kısa süreli görevler yaptığını” hatırlatarak “Cumhurbaşkanının Devlet politikası gerektiren konularda Koordinasyon görevi üstlenmesini” öneriyordu…

Artı, Erhürman “artık “Yönetimin bilimsel esaslar üzerinden olması, orta ve uzun vadeli çalışmalar yapılması gerektiğini, ancak siyasi istikrarsızlığın burada sorun yarattığını” da vurguluyordu… (Uzunca süredir ben de “Köşemde” “Başkanlık Sistemine geçilmesini” en azından denemiş yönetim sistemiyle Güneydeki komşuyu taklit edebileceğimizin mantığına sığınıyordum.)

NİTEKİM bugünlere her bir, bir buçuk yıla yeni bir hükümet sıkıştırarak geldik!. Tatar Koalisyon Hükümetinin de Özersay’lı HP’si ile ömrünün, en geç Cumhurbaşkanlığı seçimlerine an kala yada seçimden sonra hitama ereceğini söylemek kehanet olmayacaktır çünkü yıllardır Yönetimlerin teamül ve görev süreleri o kadardır!

DOLAYISIYLA benzer Koalisyon Hükümetine hem de 4 partilisine Başbakanlık yapmış Erhürman, elbette bu konuda “bilir kişidir.”

Kaldı ki 1983 Anayasasında ilk değişiklikleri gündeme getiren siyasilerimizden de biridir.. Bu nedenle önerisini dikkate almanın ve “yetkisiz Cumhurbaşkanlığı Makamına” işlev kazandırmanın zaten artık kendini zorladığı bu dönemde, (ki bir gün Cumhurbaşkanı seçilirse bizatihi Sn. Tatar’a da lazım olacaktır) zamanı gelmiştir..

BU konuda asıl söz tabi “Anayasacıların, Hukukçularındır da son noktayı koymadan şunu da ekleyim: İktidara geleli beridir Tatar Koalisyon Hükümeti ne yaptı? Yada bugüne kadar söz verdiği hangi icraatları gerçekleştirdi, bilemiyorum! Fakat “işte bu nedenle” diyorum, bari Yönetime “istikrar” Kıbrıs Türk halkına da “huzur” katacak olan yönetimle ilgili bazı maddelere dokunarak… Zaten öteden beridir artık Cumhurbaşkanlığı makamını sembolik olmaktan kurtarıp resmen “Yönetim erkine” katmasının yolunu açmalıdır… Gerekirse bunun için “Başkanlık sistemine geçmeliyiz” (dediğimi) de hatırlayarak…

Kısaca cesur kararlar vermeli artık silkinip toparlanmalıyız..


KISACA TAKILDIĞIM: (ÖZEL SEKTÖR SENDİKALAŞMALIDIR!)

Bugüne kadar “Özel Sektörün de sendikalaşması gerektiğine” yönelik görüşlere hep temkinli yaklaştım. Çünkü sermayesi bile “kredi borcuna” bağlı olan “küçük işletmelerin” zarar görebileceğine inanıyordum..

Fakat yanında onlarca işçi ve personel çalıştıran “işletmelerin” son yaptıkları “Allahsızlıkla insafsızlığı” gördükten sonra “artık büyük işyerlerinin de Sendikalaşmalarının zorunluluğuna inanıyorum!”

SON yaşanan olaylar tabi ki  “bahaneler” üzerine kuruldu.. “Bahaneler” ise “malum “koronavirüs!” Bir ayda “battıklarını” söyleyen, arada Devletin bin 500 liralık katkısını da cebellu eden büyük müesseseler, yanlarında çalışan işçilerin maaşlarının bir kısmını değil, “yarı yarıya” kestiler!

Bu ne demektir? “Bir aylık parasal gelir kaybını yanlarında çalışan işçiye ödetmeleri demektir..”

PEKALA kim soracaktır bunun hesabını? Zaten yapılan “insafsızlıktır!” Ve Devletin de malumudur ki bu ülkede “Çalışma Bakanlığı da vardır!” Fakat işte bu Devlete ve “Bakanlığına” karşın gerçekleştiriliyor işçiye yönelik bu hak gaspı!

Dolayısıyla gecikmeden “Özel Sektör Çalışanlarının Sendikalaşmasının” önü açılmalıdır.. İşçinin horlanıp sömürülmesine, taşeronlar elinde savrulmasına, kaderlerinin patronların iki dudak arasında olmasına, her halde kimseler “olsun” diyemeyecekse sendikalaşmadan başka çare yoktur..

 

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı