Saatin yelkovanı gibi gün 24 saat ayni sorunların etrafında dönüyoruz. Onlar seyyare bizse çekim merkezleri!
Sağlıktan eğitime, trafikten tarıma, ulaşımdan imar iskâna, pahalılıktan üretime… kadar…
Sonuçta anlıyoruz ki “sorunları çözebildiğimiz onların üstesinden gelebildiğimiz oranda istikrarlı ve mutluyuz.
***
OYSA BİZ SORUNLARI ERTELİYORUZ: Hem de öyle böyle değil. Gelip giden hükümetler birbirlerine devrederek!
Çok büyük toplumsal tepkiler olmazsa üstelik bu açıkgözlüğe dolayısıyla baştan savmacılığa dayalı teamül, halkı yönettiğini zanneden çok açıkgöz siyasilerin “yaptık ettik” laflarına sardıkları lafazanlıklarıyla soru suali bile edilemeden kaynayıp gitmektedir ama!
Şöyle ki farkına bile varmazsınız: Ne kadar kötü yönetildiğinizle ne kadar kötü yöneticiler sultasında savrulduğunuzdan… (İspatı için bak: Günlük olaylar!) ***
TABİ ki şimdilerde azınlık durumuna düşmüş Saner koalisyon hükümeti de kendilerini çok farklı göstermeye hatta vatan millet hamasetine sarmalarına karşın farklı değildir..
“Her ne kadar memleketi düşünmekten başka gaileleri yoktur, kendilerini vatan millet yollarında paralamaktadırlar” diyorlarsa da öncekilerden farksızlıklarıyla tek icraatları Ankara’dan kaparozladıkları parayı KKTC’de devletten maaş çekenleri ödemekten öte değildir.. ***
YANİ NE? Bunlar devletin aracısı tefecisidirler! Varsa gelip giden hükümdtlerden bir farkları, en azından parayı sağladıkları o kapılara dönüp tükürmezler. Minnet duygularını da ifade ederler… ***
BURAYA kadar gelmişken ekleyim: Arkamızdan gelen jenerasyon ne şu anda ülke kaderinde söz saz sahibi olan “kuşaklar” gibi bakmaktadır Kıbrıs siyasi sorununa ne de Türkiye’ye..
Sürekli “gençleşen” KKTC’nin nüfusu için artık 1963 yada 1974’ler mefkûreleri yoktur.. “Bu vatanı kanla canla yarattık” gibilerinden laflara ise çok ama çok yabancıdırlar!
Onların hayat yollarındaki tek yönlü trafik işaretlerinde “aşa iş, insan gibi yaşamak için kazanmaları gereken para vardır!” Hayat hakkı mücadelesi vardır.. Eğer göç etmeyip bu adada kalırlarsa sahip olmaları gereken bu olanaklara ulsşmak mefkûresi vardır..
BAŞKA ne olabilirdi ki! Gün yirmi dört saat babalarının dedelerinin anlatmaya doyamadıkları 1974’ler öncesi Rum mezalimlerini, şehitleri, savaşları mı dinlesinler..
Dinlerler de onlara dinleyecekleri işi aşı parayı, istikrarı, kısaca yaşam haklarını sağladık mı ki “nereden nereye geldik” derlerken dinlesinler…
***
UZATMAK İSTEMİYORUM: Yazımı yazmaya başlarken kafamdaki konu yukarıdaki “yakınmalarım” değildi. Fakat o “yakınma” dediğim, gün günden öylesi kalıcı “güncellik” kazandı ki artık geleceğin çanlarını çaldırtıuyor..
O çanların “tehlikeyi mi yoksa aydınlık günleri mi” müjdelediğini görmeyebilirim! Ancak açıkça yazayım. “Ben devletim” demekle devlet olunmaz.
Sadece Türkiye’den değil hem Güney’deki Rum’dan hem de BM’lerle AB’den onay alınması gerekir!
YANİ işımiz çok zordur zorrr! ********
YENİ EĞİTİM YILINA ÇOK AZ KALDI! önümüzdeki Eylül ayının ilk haftasında okullar tedrisata başlayacak.
Bir süredir kafamı “yeni ders yılına taktım! Çünkü uzun yıllardır sürekli tekrar eden bu rutin “olayı” sorunlarından kurtarmayı asla başaramadık!
Onca uyarı ve çabalara karşın “eksiksiz” da başlatamadık! Hem de öyle ufak tefek arızalarla değil! Eğitim öğrenimi direkt olumsuz etkiyecek kadar büyük arızalar yaratarak! Nitekim:
***
BİR SÜRE önce yine “okullar açılıyor” diyerek yazdımdı, yeniden yazıyorum.. Ve şunu hatırlatmak istiyorum:
OKULLARIN kapanmasıyla birlikte başlayan uzun yaz tatili” sadece öğrenciler içindir..
Ne öğretmenler ne Eğitim Bakanlığı ne de Eğitim Bakanlığına bağlı ilgili daireler için değildir..
İLGİLİ yasalar “kamu görevlilerinin, öğretmenlerin, sigortalıların falan bir yılda kaç gün tatil yapacaklarını yazmaktadır..
Dolayısıyla Eğitim Öğrenime mensup çalışanlar öğrencilere tanınan tatil hakkını değil, kendilerine tanınan “tatili” kullanırlar, daha doğrusu kullanmak zorundadırlar!
***
BİZDE ÖYLE DEĞİL AMA: Tüm eğitim birimleri öğretmeninden memuruna, yönetici takımlarına kadar öğrencilerle ayni tatil hakkını kullanarak aylarca rölantiye yatarlar!”
***
DENECEK Kİ: “Pekala ne yapacaklardı? Eğer yapacak bakacak tek fiskelik işleri yoksa.. Eğer asli işleri olan öğretmenlikten gayrı her hangi ötesi bir işte falan çalıştırılamayacaklarsa…
BU mülahazanın ayrı yere konulması gereken “sorunlarını” zaten geçiyorum. Ve geliyorum “okulların açılmasına an kala bırakın hâlâ o hazırlıkları göremediğimizi, hissetmiyoruz bile diyeceğime:
***
DEVLETİN artık kara paraları bile aklamak için yeni yeni icatlarda bulunduğu böylesi kısır döngülü ortamlarda “yeni ders yılı hazırlıklarından” söz etmenin abese iştigal olduğunu biliyorum..
Nitekim biz alıştık gam değil kasvet değil! Böyle devlet olursa eğitimi de bu kadar olur..
***
FAKATTT: Eğer siz okulların açıldığı her yıl o okul öğrencilerinin gözlerine sadece eğitim öğrenim aksaklıklarını değil; öğretmen eksikliğinden araç gereç eksikliklerine, öğrenci taşımacılığından ötesi kitap kırtasiyelerle yoğrulmuş sorunlara kadar sorunlar sokar ve yaşatırsanız…
İŞTE BÜYÜK SORUN: Bu öğrenciler “devletlerine” neden inansınlar? EKSİK öğretmenli sınıflarda.. Eksik derslikli okullarda.. Eksik araç gereçli eğitim zorunluluklarında o genç dimağlar okullarına başlarlarken niçin, neden sevinç duyup mesut olsunlar? ***
DAHA küçük yaştaki çocuklar.. Yarın öbür gün böylesi okullar ve eğitim öğrenimin olumsuzluklarıyla ağır aksak sorunlardan geçip toplum katlarında şu veya bu şekilde işleri yada her hangi bir misyonla yerlerini alacak gençler… NEDEN halkına daha okullarda başlatılan sorunlardan başka bir şey vermeyen “devlete” güvensinler? ***
KALDI ki zaten güvenmemeleri için uğraşan bir devletse! İngiltere’deki üniversitelerine bile Rum tarafından icazet ve yardım almadan uçamayan yetişmiş genç öğrenciler, neden kendilerini aidiyetleriyle KKTC’ye bağlı hissetsinler?
***
47 YILLIK bir geçmişten söz ediyorum.. Sanki 1974’den daha dün çıktık!
































