Köşe Yazarları

UTANMASI GEREKEN KIBRIS TÜRKÜ DEĞİLDİR…






Artık bu noktadan sonra ne denir bilemiyorum.

Yönetimi tanınsın tanınmasın önemi yoktu… Bu Kıbrıs Türkünün hiçbir siyasetçisi hiçbir dönemde böyle ağzına geleni konuşmadı.



Rum, hep Rum’du, Türk de Türk’tü.

Ama kimse Kıbrıs meselesini “ırk” boyutuna düşürmedi…

Düşürmek, zaten dünyada yalnız olan bu halka yarar sağlamazdı. Ne Kıbrıs meselesinde ne de saygınlık açısından.

“Devletim, egemenim, egemenliğimi tanı” diye bağıran biri ise, Kıbrıs meselesini bugüne kadar hiç yapılmadığı bir şekilde “ırk ayırımcılığına” çevirdi.

“Irk” kelimesini kullanmamış.

O zaman Financial Times gibi bir yayın organı yalan mı yazmış.

“Biz farklı bir ırkız” (We are a different race) dediğini yazıyor, tırnak içinde, kendi ağzından. Böyle bir hataya düşer mi koskoca FT…

Söylemese ne? Diğer söyledikleri zaten o kelimeye gerek bırakmıyor.

Bizi karma evliliğe zorlamasınlar” diyor mesela. Yani biz asla bir araya gelemeyecek farklı şeyleriz demek istiyor.

Oysa İngilizce’de “mixed marriage”e karşı olmak nasıl anlaşılıyor biliyor musunuz? Tek kelimeyle ırkçılıkla… ABD’de siyahlarla beyazların evlenmesi olayı, işin mahkemeye düşmesi, yasağın kaldırılması “mixed marriage” davası olarak bilinir. Karşı olana da Ku-Klux-Klan olarak bakarlar… En azından Le Pen’in sınıfına koyarlar, ciddiye almazlar. Hayatı İngiltere’de geçmiş, en iyi okullarda okumuş biri bunu nasıl söyler?

Ya din sınıflaması? KKTC Anayasasında laiklik kaydı bulunan bir devlettir. Vatandaşlarının çoğunun dine mesafeli, nüfusunun içinde Müslüman olmayanların da bulunduğunu göz ardı ederek, halkı yekpare bir bütün olarak “Müslüman” olarak tanımlarsanız, bırakın anayasayı çiğnemeyi; hala dine dayalı ayrımcılığı siyasal bir araç olarak kullanan biri olarak nitelenirsiniz.

Bunlar modern dünyada özellikle diplomaside çok bilinen kavramlar…

Ve Kıbrıs konusunda da bunun gibi onlarca kavram var. Bu sözleri duyduktan sonra o müzakere masalarını öyle merak ediyorum ki? Hele yanındaki yılların deneyimine sahip danışmanlarının ne yaptıklarını…

Müzakere masasının bir başka deneyimli ismi Özdil Nami’ye söyledikleri? Resmen “Rum-Yunan ikilisi ile birlikte hareket ediyor” manasında, seviyesiz bir açıklama. Düşmanca…

Ersin Tatar yeni gaflarını bu defa dünyanın önünde sergiledi. Irk, dil, din ayırımı yaptığını anlattı dünyanın en saygın medya kuruluşuna. Hatta o kuruluşu yalan yazmakla falan suçlamaya kalktı.

Şimdi bunun üzerine sosyal medyada birçok yorum çıktı. “Utandım” diyenler var…

Ne yalan söyleyeyim, ben utanmadım…

Yaptığının farkına varırsa, kendi utansın…

Merak etmeyin, haberi okuduysanız, Financial Times, Ersin Tatar’la Kıbrıs Türkünü ayırmış. Nasıl seçildiğini falan anlatmış haberin içinde…

Düşünün, mesele yarım yüzyıldan fazla bir süre “Kıbrıs” adından söz edildiğinde akla gelen ve görüşü ne olursa olsun kendisine saygı duyulan tek aktör Rauf Denktaş’ın ağzından böyle bir laf çıkmadığını Financial Times da bilir. Yok böyle bir kayıt.

Onun için utanmayın, herkes “farklı” olanı ayırmayı bilir…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

 

AĞZINDAN ÇIKANI KULAĞIN DUYACAK:

Ağzından çıkanı kulağın duymaz, söylediğinin nerelere çekilebileceğini bilmezsen işte böyle madara olursun, söylediklerini de sana yedirirler. Ersin Tatar’dan bahsediyorum, kendisini o kadar kaybetmiş ki sonu nereye varır diye düşünmeden konuşuyor. Bizi bırakın, en büyük destekçileri bile, “başkan biraz sus” diye uyarıyorlar kendisini.

 

ŞAKA GİBİ:

Kayıt dışılığın ciddi boyutta olmadığını söylüyor Başbakanımız. Önemli değilse niye yüzde 2,5’la kayıt dışı paraları kayıt altına almaya çalışıyor? Tabii kimse inanmadı söylediğine. Ticaret Odası’nın hazırladığı Kayıt Dışılık Raporu’na baksın. Kayıt dışı çalışan oranı %20,8 yani çalışan her 5 kişiden biri… Kayıt dışı istihdam milli gelirin  %13,6’sı… Kendi hesabına çalışanların yüzde 20’si gelirini düşük gösterirmiş. Aradan geçmiş 10 yıl, aldılar mı kayıt altına, yoksa arttı mı? Vergi Yasası’nı mı değiştirdiler? Düşünün ki, daha yasa dışı dalaverelerin parası bunun içinde yok. Allah herkese Başbakanınki gibi rahatlık versin…

 

E, NE YAPACAKSIN?:

Rahat olduğu gibi bir de cesur Başbakanımız. Diyor ki, Kıbrıs Türklerinin aşılarının tanınmaması siyasiymiş, ama KKTC baskılara boyun eğmezmiş. Ne yapacakmış, çok merak ettim. İşte okumaya gidecek öğrenciler, Avrupa’ya gidecek olan herkes mağdur oldu, dillerinden düşürmedikleri Rum’a muhtaç ettiler milleti. Aylar öncesinden uyarıldıkları halde, kulak asmadılar. Kabadayılıkla olacak olan budur…

 

SADECE KAPATMAK YETMEZ:

Hızlı millicilerden Profesör ünvanlı birisi Limasol’da bir Türk okulu açmayan Rum yönetimine karşı biz de Dipkarpaz’daki Rum okulunu kapatıp, öğretmenlerini de geri göndermeyi öneriyor. Bence bu yetmez, sınır kapılarını da kapatalım, hatta KKTC’nin etrafını dikenli tellerle de çevirelim ki tam olsun. Demek ki bu ülkede Tatar gibi düşünen ırkçılar oldukça çokmuş.

 

ZAM OLMAYACAK DİYEMİYOR:

Elektriğe yapılması düşünülen okkalı zam ortakların arasını açtı. Meğerse kimsenin zamdan haberi yokmuş(!!!!). Zam olacak mı, olmayacak mı kimse bilmiyor. Başbakan Saner ise kurultay öncesi yapılacak bu zammın kendisine olumsuz yansıyacağını anlamış olacak ki, “zam talebini medyadan öğrendim” diyerek, “yüzde 30’lük bir zammın mümkün olmayacağını” söyledi. İyi de kendisi ne işe yarıyor o makamda acaba. Dikkat edin, “elektriğe zam olmayacak” diyemiyor. Yüzde 30 olmayacak belki ama artık yüzde 20 mi, 25 mi olur bekleyip göreceğiz…

 

YASAYA AYKIRI BİR YGK DAHA:

Vergi uzmanı Göksel Saydam diyor ki; “Yasa ile düzenlenmiş vergi cezaları mevcut iken içeri ile uygulaması net olmayan ülke ekonomisine yararlı olacağı kesin olmayan bir gerekçe ile Yasa Gücünde bir Kararname ile Meclis tarafından onaylanan Vergi Usul Yasası kurallarının geçersiz kılınması hukuken mümkün mü?”… Ellerindeki yasa gücünde kararname enstrümanını sürekli yasaları delmek için kullanmıyorlar mı? Bu da onlardan biri. Seçimlerden önce birilerinin bodrumlardaki, çekmecelerdeki paraları sisteme dahil edilecek anlaşılan…







Başa dön tuşu