Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yeni muhalefetin doğuşu…

 

“Arap baharı” diye tarihe geçen olaylar aslında, sivil toplumun örgütlenip, sokağa dökülmesi olayıydı.

18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta düzenlenen bir protesto gösterisi, “domino etkisi” yaratarak kısa sürede  bütün Ortadoğu’da köklü değişimlere sahne olmuştu.  Bu değişim bölgede uzun yıllardır iktidarlarını demir yumruk ile sağlayan liderleri de  tarihe gömmüştü. Bu liderlerden birisi de Hüsnü Mubarek’ti.

Baskıcı rejimlerle yönetilen ve hiçbir örgütlenmeye izin verilmeyen bu ülkelerde, kalabalıklar bir anda şehrin merkezlerinde toplanıyor ve yönetenlerin kabusu haline gelen gösteriler düzenliyordu.

Peki ama bu nasıl oluyordu?

İşin sırrı sosyal medya organizasyonlarıydı.

2000’li yılların ortalarından itibaren giderek sayısı artan ve yaygınlaşan sosyal medya kullanımı, sadece bireylerin video ve fotoğraf paylaşmasına vesile olmuyor, siyasi görüşlerini de paylaşmasına uygun bir ortam oluşturuyor.

Baskı altındaki insanlar geleneksel örgütlenme ve organize olma yöntemlerini terkediyor, sosyal medya ortamlarının sağladığı özgürlüklerle geniş kitlelere ulaşarak bir anda sokak gösterileri ile siyasal iktidarlara zor anlar yaşatabiliyor.

Arap baharının ertesinde bu yeni örgütlenme modeli Türkiye’de de etkisini gösterdi. Gezi parkı eylemleri, başından sonuna kadar, sosyal medya üzerinden organize edilmişti.

Bugüne kadar muhalefet eylemleri geleneksel olarak, disiplinli bir şekilde ve genelde de siyasi partiler tarafından organize edilirdi. Bu kez, herhangi bir kurala bağlı olmayan, birbirini hiç tanımayan ve normalde belirli bir siyasal görüşü dahi taşımayan insanlar, bir olaya gösterdikleri tepki etrafında birleşmeye başladılar.

Bu tamamıyla yeni bir muhalefet anlayışının doğuşunu temsil ediyordu.

Yakın zamanlarda bir gazeteye verdiği röportajda AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu bu yeni durumu şöyle tanımlamıştı;  “Türkiye’de muhalefetin belli kuralları ve disiplini var. Partiler, bu kurallara ve geleneklere göre muhalefet yapıyor. Ancak ‘Sosyal Medya’nın oluşturduğu dil, böyle geleneğe, kurala bağlı olmayan serbest bir dildir. Bu da bizim için, siyaset için yeni bir durum. Bunun örneğini ilk olarak Tahrir’de Arap Baharı’nda görmüştük. Sosyal medyaya baktığımızda kuralları olmayan binlerce muhalif kişi aynı anda bir noktaya odaklanıyor ve sonuç almaya çalışıyor”.

Nereden çıktı bu konu diyebilirsiniz. Şimdi gelelim KKTC’ye.

Bildiğimiz yöntemlerle, yani siyasi partiler ve sendikalar aracığıyla sokak muhalefeti yapmak, bir süredir önemli ölçüde erozyona uğramış durumda.  İnsanlar artık siyasi parti ve sendikaların düzenlediği meydan gösterilerine pek rağbet etmiyor.  Zaten artık siyasi partiler de bu gerçeğin farkında…

Ancak, son zamanlarda yapılan üç meydan gösterisi, bana KKTC’de yeni bir muhalefet yönteminin doğduğunu düşündürdü.

Bu eylemlerden birincisi Zeytinlik’te, diğeri Ayyorgi’de, sonuncusu ise Aşağı Maraş’ta yapıldı.

Gösterilerin amacı farklı olmasına rağmen, üç gösterinin de bazı ortak özellikleri vardı.

Göstericiler çoğunlukla sosyal medyada örgütlendiler. Aynı siyasi görüşü paylaşmamalarına rağmen bu gösterilere katıldılar. Amaçları, genel siyasi muhalefet yapmak değildi. Ortaklaşa rahatsızlık duydukları bir konuda seslerini duyurmak amacı güdüyorlardı…

Artık bu ülkede de “sosyal medya”nın gücünden yararlanabilen yeni bir muhalefet yönteminin yakın zamanlardaki siyaset üzerinde etkili olacağını öngörebilmek için allamei cihan olmaya gerek yok.

Yeni kurulan UBP-DP hükümetine de buradan küçük bir uyarı yapmanın yararlı olacağını düşünüyorum. İktidar döneminizi sıkıntılı günler bekliyor. Aldığınız her kararı, yaptığınız her icraatı dakikalar içinde sosyal medyada okuyan, denetleyen ve tepki koyabilen çok geniş bir kitle var artık.

Sucuoğlu’nun durumuna düşmek istemiyorsanız bu kararları almadan, bu icraatları yapmadan iki kez düşünün…

YERİN KULAĞI VAR

YORGANCIOĞLU’NUN FİKRİ DEĞİL MİYDİ: CTP’nin sıkı bir muhalefete hazırlandığı anlaşılıyor. Mehmet Ali Talat “Kıb-Tek’i özelleştiremeyecekler. Grevler kapıdadır” dedi. Talat’ın son hükümet döneminde de elektriğin ayrıştırılıp özelleştirilmesine karşı durduğunu biliyoruz. Ancak partilerinin eski Başbakanı Özkan  Yorgancıoğlu Ocak 2014’de bakın ne demişti;  “Kıb-Tek’in maliyetinin yeniden yapılandırılması gerekir… Kurumun üretim ve iletim ünitesinin devlet elinde kalması, dağıtım ve tahsilatın özelleştirilmesi öngörülmektedir”…  Eylemler başlarsa, Yorgancıoğlu iktidarda başka, muhalefette başka mı söylemiş olacak…

AB’DE DE ÖZELDE DEĞİL Mİ: Talat bir de, AB’nin telekomünikasyonu devlet kurumu olmaktan çıkaracaksınız” dediğini,  biz de AB üyesi olmak istediğimize göre, telekomun özelleştirilmesi gerektiğini savunuyor. Bildiğimiz kadarıyla, AB mevzuatı, elektrikte de özelleştirmeyi savunuyor. İşte Enerji başlıklı Fasıl 15: “Elektrik ve doğalgaz sektörlerinde sağlanan serbestleşme(liberalleşme) ile, özel sektörün de bu alanlarda altyapı yatırımları yapması, dağıtım, taşıma, pazarlama hizmetlerinin rekabete açılarak gelişmesi öngörülmektedir”.  Telefonda öyle, elektrikte böyle mi…?

DUYAN VAR MI: Maaşlar üç gün gecikti diye ortalığı ayağa kaldıranlar, hükümetin istifasına neden olanlar, sırf maaşları gününde ödemek için doğacak çocuklarımızı bile borç altına sokanlara nedense ses çıkartmıyorlar. Boşuna dememişler para her kapıyı açar diye. Öyle bir toplum olduk ki, parayı kimin verdiğinin, nereden ve neye karşlık bulunduğunun hiç önemi yok. İnşallah herşeyin para olmadığını öğreniriz bir gün…

BORÇLANMA YASAL MI: KTAMS UBP-DP hükümetinin maaşları ödeyebilmek için yaptığı borçlanmayla ilgili olarak, “henüz güvenoyu almayan hükümetin bankalardan borçlanmaya yetkisi var mı?” diye sormuş. Gerçekten de, yasal olarak henüz göreve başlamayan hükümetin, böyle bir borçlanmaya gitmesi, ne kadar doğru olur ki ..? 

YATIRIMCI GELSİN DE: Bu ülkeye gerçek anlamda yatırım yapmak isteyen, bu yatırımları ile ülke gençlerine iş imkanı sağlayan, kazandığının vergisini veren iş insanlarının başımızın üstünde yeri var…Peki ama bugüne kadar böyle yatırımcı geldi mi bu ülkeye? Yok… Devletin arazisini alıyorlar, otel, casino yapıyor, çalışanlarını da dıştan getiriyorlar, 5-10 yıl vergiden de muaf oluyorlar, ardından da topladıkları paralarla çekip gidiyorlar… 

DAHA NE OLSUN: Turizmin eski, sağlığın yeni Bakanı Faiz Sucuoğlu, hızını alamamış açıklama yapmaya devam ediyor. İTEM kapsamındaki devlet arazisini yatırımcıya vermeyi öneren kendisi. Olay direkten dönmüş. Bu bile başlı başına bir vak’ayken, “balıkçı barınağı, ya da futbol sahasıyla alakamız yok” diyor, basını da halkı galeyana getimekle suçluyor. Halk da aptal ya, durduk yerde galeyana gelecek. Ortada bir sözleşme taslağı var, bu sözleşmeyi yazan bu cesareti nereden almış? Belediye arazi vermeyi deruhte etmiş, devlet kendi arazisini vermek  için konuyu Bakanlar Kurulu’na götürmüş. Adam da etrafını istemiş, daha ne olsun…

RUM TARAFI ARADIĞI MALZEMEYİ BULDU: Bütün işleri tetikte beklemek, devam eden tüm süreçleri, suçu Türk tarafına yıkarak sonlandırmak. Ta başından beri yaptıkları budur. Bu defa da ortada fol yok, yumurta yok, basın haberlerinden nem kapmışlar ve “KKTC’de toplu vatandaşlık veriliyor” diyerek, görüşmelerin yavaşladığını iddia ediyorlar. Oysa herkes de biliyor ki, yaklaşan seçimler, kendilerinin milliyetçi tabana şirin görünmesini gerektiriyor. Yavaşlamanın gerçek nedeni bu…

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#000000″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]ZİRVEDEKİLER: Lefkoşa Türk Belediyesi: LTB özellikle yaz döneminde büyük bir tehlike ve çevre kirliliğine neden olan boş arsa ve arazilerin sahiplerine 10 Mayıs 2016 tarihine kadar buralarını temizlemesi için süre tanıdı. Mal sahipleri tarafından bu tarihe kadar temizlenmeyen arsa ve arazilerin, LTB tarafından temizlenip, hizmet bedelinin mal sahibine fatura edileceğini açıkladı, kutlarız… [/quote]

[quote font=”helvetica” font_size=”14″ align=”justified” bgcolor=”#e3f3ff” color=”#000000″ bcolor=”#0065ad” arrow=”yes”]DİPTEKİLER: Dayakla Eğitim: Tam da 23 Nisan Çocuk Bayramı gününde gazetelere düşen bir haber, Çanakkale Ortaokulunda darp edilen 12 yaşında bir çocuk… Suçu ne olursa olsun, eğitim kadrosu içinde, hala öğrenciye dayakla yaklaşabilen ve adına “öğretmen” denen kafalar var. Merak ediyorum çiçeği burnunda Eğitim Bakanı, üstelik de bir doktor olarak bu haberi ve fotoğrafları gördükten sonra tavrı ne olacak. Bir de sendikalar, bakalım ne diyecekler…[/quote]

FOTO GÜNDEM

Maronitlerin, 1974 öncesi Koruçam’ın koruyucusu azizi olduğuna inanarak bu yıl dördüncüsü düzenledikleri “Aziz George Festivali” dün sona erdi
Maronitlerin, 1974 öncesi Koruçam’ın koruyucusu azizi olduğuna inanarak bu yıl dördüncüsü düzenledikleri “Aziz George Festivali” dün sona erdi