Dün “yıllardır havanda su dövüyoruz” dediydim.. Yakınma yada siyasetin partiler arası rekabetinden kaynaklanan görüş farklılıkları yansımasında tepkisel bir şikâyetim değildi.
Siyasi açmazlarımızı da yanına alan sosyoekonomik zafiyetlerimizle yoğrularak harmanlanmış devletimizin, dünden bugüne ayni tekleyen terleyen yorulan sorunlrıyla sarmalanmasının bir yansımasıydı!
Yani ortada “ben sen o, biz siz onlar” değil, “çözümsüz ve kadersiz Kıbrıs Türk halkının kara bahtı vardı!
Ki ne “maderini kurtarabilmekte” ne de kurtaracak kahramanını bulabilmekte.
Mücadele dönemlerinin tüm efsaneleri, liderlik dönemlerinin tüm fedakârlıkları anlatıların hikâyeleri olurlarken… Günün gerçeği şu: “KKTC hasta devlet oluştan hâlâ kurtulamamış!”
***
KARAR VERMEKTE ZORLANIYORUZ: Ve bilmem kaçıncıdır bir kez daha Kıbrıs siyasi sorununu çözüme kavuşturmak için Nisan sonunda Cenevre’ye taşınacağız..
Fkat ekonomiyi geçtik. Fakat konu siyasetse hangi koşullarda?
Güney’deki Rum yönetimi için olası bir anlaşmada Kuzey topraklarından ne kadar kopartırsa kâr sayacağına nazire, Kuzey’deki Türk tarafının elindekileri korumasının bile her zamanki gibi mucize olacağı bir konumda!
Artı, “bizim için çözüm iki tanınmış ve egemen devlet esasında bir ortaklık olurken, Rum tarafı için en kabadayısı çözüm konfederasyon olmakta!
Pekala neden Anastasiadis’li Rum ısrarla federal, yada desantralizasyon dediğince gevşek federasyonu savunuyor? Neden 1974’de doğal sınırları ve orantılı nüfus ayırımına dayanan iki egemen devlet oluşumunu kabul etmiyor?
Çünkü tüm adaya hükümdar olmak istiyor! Azınlık-çoğunluğa dayalı Kıbrıs Cumhuriyeti benzeri özellikle Türkiyesiz ve Türkiye’nin garantörlüğünün söz konusu olmayacağı yeni bir “federal sistem” ikame etmek istiyor.
Tabi sorulası sorudur: “O zaman sen de Güney’deki Yunanistan’dan arınırken, İngiltere’ninkiler de dahil yabancı üsleri kaldıracak mısın?
Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerine Türk tarafını ktacakmısın. Fakat Türk tarafı katılamayacak kadar zayıf bir devlet olduğundan Anavatanı Türkiye’nin faaliyetlerine devam etmesini kabul edecek misin?
Sen Yunanistanla et ve tırnak gibi olurken, Kıbrıs’taki Türk halkı ile Türkiye’nin çok olağan “kardeşlik” hakkında ilişkilerini sürdürmesine, yardımlaşmalarına, iş ve güç birliği yapmalarına tahammül edebilecek misin?
Çözüme ulaşmış Kıbrıs siyasi sorunu nedeniyle ayni paralelde Türkiye-Yunanistan arasındaki sorunlar “çatışmacı sürtüşmelerden” kurtarılarak uzlaşı haline getirilebilinecekler mi?
Çok kısaca Doğu Akdeniz’de Kıbrıs odaklı faaliyetler, Türkiye’yi de kapsamına alarak mesela Afrodit yatağından çıkartılacak gazın borularla Türkiye üzerinden AB’e ulaştırılması gibi işbirliklerini de sağlayacak mı? ***
SORUN O KADAR BASİT DEĞİLDİR! Aksine çetrefil ve netamelidir! Doğu Akdeniz’de yada Kıbrıs’ta savaş çıkartacak kadar!
Yani Cenevre’deki 5+BM’ler katılımlarıyla gerçekleştirecek 27-28 tarihli zirve tarafların birbirlerinin “son sözleri” mi olacak yoksa geleceklere yönelik olası çözüm arayışlarına kapılar mı açacak bilmesek de şunu biliyoruz ama:
Anastasiadis’in bırakın iki egemen devletli çözümü müzakere etmeye, telaffuzunu bile işitmeye tahammülü yoktur!
Keza Sn. Tatar için de çözüm; olmazsa olmazı kararlığında “iki egemen devlete dayalı” çözümdür.. Ve TC’nin garantisini de içermelidir. Bu ahval ve şerait içinde bize de söyler misiniz nasıl düşünüp ne yapmamız gerektiğini?
Değil mi ki Kıbrıs Türk Devletinin yurttaşlarıyız.
Her ne kadar şimdilerde bizi yönetenler yıllardır zaten hiç boğuşmaktan vazgeçemediklerince yine “yolsuzluklarla” boğuşuyorlarsa da.. Ankara’nın katkısal parasından azıcık kısması halinde bile soluğumuzun kesilip Allahın rahmetine kavuşacağımız gerçeklerde ve yine de Kıbrıs siyasi sorununa nasıl bakıyorsunuz diye sorsak mı?
***
FEDERASYON İSTİYORLARMIŞ! Yani Anastasiadis’in istediğini! Bu durumda “iki egemen devlete dayalı çözüm gözleyen bizler de ters köşe olmaz mıyız? Öteye bile geçeriz…
Tek tresellimiz şu olur ama: Rum tarafı vakti zamanında siyasi çözüm ayrılıkları yüzünden Makarios’a darbe girişiminde bulunmuşlar birbirlerinden binlercesini öldürmüşlerdi!…”
Neyse ki bizim kesimde söz konusu siyasi çözüm ve Türkiye’ye bağlılık olduğunda, varsa itirazlarımız dillerimizde kalmakta! Henüz birbirimizi kıyacak duruma gelmedik eğer bir zamanların TMT dönemleri meselesini dürtmezseniz!
Tutun ki Annan planı da bilmem dünyadaki kaç çeşit federal sistemden biriydi ama vallahi “evet” dedikti de şimdi de o yılların “evetçi” Mecnunları, hâlâ Leylalarının hasretlerinde federasyon sevdasıyla yanıyorlar!
Üstelik “Türkiyesiz” bir çözüm gözleyerek!
Ya aramızdaki TC’liler? Olası bir çözümde göreceksiniz Rum her zamanki gibi yine Kuzey’deki nüfusumuzu gündeme getirerek ve bir kısmının Kuzey’i terk etmesi şartında mevcut TC’li sayısının da sabitlendirilmesini isteyecektir.. Annan planında bu maskaralık da vardı! ***
ASIL BEDEL ÖDEMESİ GEREKEN RUMDUR: Bakın “federasyon” Ruma ödenmesi gerekecek “bedellerimiz olacaktır!” Hem de 47 yıl geriye giderek!
Türkiye’ye de ödetilecek bedeldir! Kuzey’den ve Doğu Akdeniz’den elini çekmesini isteyerek!
Ve bırakın Türk tarafına bedeller ödetmeyi.. Tek bedel ödemeden kendine göre çözüm için daha şimdiden AB’yi de arksına almışlığıyla hatta son bağlamda Amerikan desteğini alabilecek bir siyasi üstünlükle sadece siyasi statü olarak coğrafi kazanım olarak da bizi zorlayacak başta federasyon ve Maraş’ın iadesi olmak üzere kışını yırtıp başına giyecektir!
Türk toplumu olarak bu yeni mücadeleye hazır mıyız? Sanmıyorum!
































