Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YENİ HAFTAYA BAŞLARKEN…VE KISACA TAKILDIĞIM!

Aslında artık “yeni” diyebileceğimiz bir şey kalmadı! Tutun ki yok birbirlerinden farkları” ama gelip geçen hükümetlerin bile!                                                                             Nitekim  bu kez de “oldu bitti maşallah” dediğimizce ne kadar “yeni”  ne kadar “istikrarlı”  ne kadar  “süreceği” belli olmayan yeni bir “koalisyon hükümetiyle ” giriyoruz haftaya! Ki 23 Şubat seçimlerinden bu yanadır aradan bir ay geçti!

BİLMEM  yorum yapmayı gerektirir mi? Kahvedeki Mehmet efendinin bir ayak üstüne hem de bircik bircik yorumlayıp değerlendirmesini yaparken “kalıcılığının” süresini bile verdiği bir hükümet işte!                              Koalisyonu oluşturan siyasi partilerin  birbirlerinin ne yaptıklarını, birbirleri için hangi kombinaları çevirmeye çalıştıklarını gözlemekle geçecek zamanlarını saymazsak; biraz da memleketin ahvaline bakacaklar ki Iıhh! Memleket mazbut ama gelip  giden Yönetimler  lâ!

Her neyse ayni geminin tayfalarıyız üstelik bu memleket hepimizinse hepimiz de sorumluyuz..

NE VAR Kİ sorumluluktan kaçan  Erhürman’lı siyasi partilerimiz de var! Ki  partilileşmeye gideli beridirler bir ömür boyu “Suyu Arayan Adam Süreyya Aydemir” gibi bu ülkede “Sol etiketli” dolayısıyla ağırlıklı bir düzeni yerleştirmeye çalışıyorlar da ne zaman Koalisyon Hükümetlerine ortak olsalar seçmenlere , “yok birbirimizden farkımız”  türküsünü söylettiriyorlar!

NİTEKİM SON MAZARETLERİ de öyle oldu: Oldu ama nu kez  hem “yapıcı” hem “düşündürücü:”                                 Nitekim geçen haftanın sonunda Sn. Erhürman neden UBP ile Hükümet kurmadıklarını açıklarken “iki temel nedenden dolayı” dedi. Birisi “Maraş açılımı” diğeri “kapsamlı müzakere pozisyonu…”                                                                                       ***

DOĞRUSU  uzun yıllar sonra bir parti liderinin  Kıbrıs siyasi sorununu “koalisyon hükümeti oluşturulması” koşullarının başına getirmesini, çok dürüst ve aklı başında bir politik vizyon olarak (hasbelkader) takdir ettim..

ÇÜNKÜ hâlâ şuna inanıyorum: Siyasi çözüm olmadan Kuzey Kıbrıs’ta ne huzura ne istikrara kavuşabiliriz. Hatta güvenliğimiz bile her zaman rizikolu olmaya mahkûmdur..

ŞÖYLE ki  “ekonomi ve  üretim” dediğimiz hem   çözümü gerektirir  dolayısıyla sayesinde sağlanacak istikrarı!                                                                                  Nitekim  bu ülkede hâlâ özgürce seyahat edebilmek için.. Hellimimizi ürettiklerimizi Avrupa’ya dış ülkelere satabilmek için.. Hava ve deniz limanlarımızı dünyaya açabilmemiz için.. Hatta gençlerimizi TC dışındaki ülkelerde okutabilmek için eğer 47 yıl sonra bile Güney’deki Rum yönetiminden yardım ve icazet isteyip alıyorsak, ancak müsaadeleri oranında dış dünyaya kapı açabiliyorsak…

EVET bu ülkede birinci sorunumuz “siyasi sorunun çözüme kavuşturulmasıdır!”                                                          VE evet seçim kampanyalarında başaramayacağımız ekonomik yeterlilikten, üretimden, kalkınmadan falan söz etmek, ayni zamanda seçmenle alay etmeye eştir!

EVET bu ülkede  Barış Harekâtından hemen sonra sağlanması gereken çözümü eğer bugüne kadar tesis edememişsek, başta kendileri ve  bu nedenle Yunanistan’la dalaşmak zorunda kalan Ankara da “suçludur” halk olarak biz de!

Haa, denecek ki “mal ortada: “İşte Rumlar işte Yunanistan. Bunlardan ne köy olur kasaba..”                             Eee! Eğer böylesi bir siyasi tevekkül nedeniyle artık  “çözümü” gözden çıkarmışsak , Allahasen neyin ekonomisinden neyin üretiminden yada istikrarlarla huzurdan söz edeceğiz! Dolayısıyla:

Erhürman’la her ne kadar “nasıl bir çözüm” konusunda hemfikir olmasak da siyasi sorunu  bile seçim kampanyalarından  söküp atmak gafletinin yaşandığı bu ülkede, evet “önce siyasi çözüm” ısrarında  kendilerine katılıyorum!

VE BU NEDENLE diyorum: Siyasi çözümsüzlük nedeniyle UBP-CTP koalisyonunun kurulamaması bile bizatihi siyasi sorunun  ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ispat etmiştir… (Erhürman’ın siyasi sorunla ilgili görüşlerine bundan sonrası yazılarımda yeniden döneceğim.)

***

KISACA TAKILDIĞIM:

BAŞKA NE OLDU? Geçen haftadan söz ediyorum. Bir yandan da Fayalı suikastı arkasından ortaya saçılan pisliklere bakıyorum ki pöö!                                                          Biz yat kalk Allah hükümet yıkıp sonra kurmak için kan tere batarken, adamlar KKTC’nin sayesinde malı götürmekle kalmamışlar.. Siyasilerimizin başaramadığı tanıtımımızı yapmışlar ki artık yedi düvele yayılan namımızın bir  yanı da “mafia!” Hem öyle az buz değil. Bu yönde tanıtılmamızı çakmasına  inat dünyaca!

KALDI ki çoktandır artık medyadaki günlük haberlere oturan illegal olayların başını “uyuşturucu” ile ilgili olaylar çekiyor. Gün geçmiyor ki polis bültenlerinde türlü çeşitleriyle yer almasınlar!

Falyalı olayına kadar bilmediğimiz için çok da aldırmadığımız  ve adeta “uyuşturucu cenneti” haline getirildiğimiz  gerçeklerde, şimdi  anlıyoruz ki KKTC çoktan Türkiye’deki “baronların üssü” haline gelmiş!

ÖTEDEN beridir en büyük zafiyetimizin “denetim” daha doğrusu “denetimsizlik” olduğunu biliyorduk ama “polisimize, ilgili birimlerine, yönetim ciddiyetine olan inancımız her bir ötesi Devlet   Kurumlarımızın çok üzerinde güvendiğimizdi ki doğrusu laçka yönetimlere karşın  tesellimizdi..                                                                           OYSA tek fiskelik dokunuşla patlayan balon gibi etrafa saçılanlar karşısında artık hayretten hayrete düşüyoruz..

TEK kelimeyle “Devlet içinde devlet oluşturmuşlar!” Bizim gibi insanların ancak romanlarda okuyup filmlerde seyredeceği hikâyeler.. Bakıyorsunuz hepsi de KKTC’nin “illegal olayları” haline gelmişler!

***

“BEN DEMEDİM MİYDİ!” Yıllar önce turizme kapı açar, o turizmi “bahis oyunlarıyla” Türkiye ve ötesi ülkelere de açarken,   yine gazetelerdeki yorumlarımızda “aman dikkat” dediğimizi hatırlarız!                                                      Zaman zaman “denetimini yapamayacağınız dolayısıyla zapturapt altına alamayacağınız bahis oyunları denilen kumarı  turizm gelirleri adına ikame edersiniz ama biline ki denetim altında ve sıkı takipte tutamazsanız bir gün başımızı ağrıtabilir” diye yazdığımız oluyordu.. Ve sonuçta başımızı ağrıttı!

…Sucuoğlu Koalisyon hükümetinden çok şeyler beklemek mümkün değildir. Kaldı ki beklemiş olsak ne yazar çünkü öncekiler gibi “çapları ile olanakları” belli!

FAKAT artık toplumsal sorun haline gelmiş “bahis oyunları ile uyuşturucu” olaylarının üzerine gitmeleri gerekir..                                                                                   Kendimiz için değil, yetişmekte olan gençlerimiz çocuklarımız için..                                                                                Onları bu “çirkeflere” batmalarından korumak Allahına imanına namus borcumuzdur!