Köşe Yazarları

YAZIKLAR OLSUN, GÖSTERE GÖSTERE…



Keşke “adam gibi bir kriz merkezi kurun, olağanüstü durum ilan edin” diyenler haklı çıkmasaydı.

Ama bütün dünyayı saran bir illetten, birkaç siyasinin dar kalıplarla yönettiği bir modelle kurtulmayacağımız belliydi. Ne bir uzman gördük, ne bir uzmanlar masası. Düne kadar hükümete övgü düzüp, kriz masasına, olağanüstü hal ilanına karşı çıkanların şimdi herkesten fazla sesi çıkıyor. Pişmanlığın faydası yok. Hele de yapılması gereken her şey bir dünya ortadayken.

Otellerde kalan turistler teste tabi tutulurken, onlara hizmet eden çalışanlar, görevli polisler demek ki kontrol edilmemiş. Çalışanlar karantinadaydı belki, ya polisler. Bittiğimizin resmidir…

Doktorların iddiaları da doğruymuş demek. Elde bundan birkaç gün öncesine kadar yeterli kit yokmuş.

Bunu görebilmek için ne lazımdı? Ortak akıldan yararlanmak. Zorlayıcı tedbirler almak. Yapılmayan budur. Hadi bakalım şimdi de çıkın da övünün, ‘bu işi iyi götürdük’ diye. Hatta ‘yetkilerimizi devretmedik’ diye de sevinin isterseniz.

Sebebi İHMALDİR.  Sonucu da felaket. Bu ihmalinizle tarihe yazıldınız bilesiniz.

Korkunç bir eşik aşılmıştır artık. Şimdi o 34 kişinin kimlerle temas ettiğini gidin de bulun…

YABANCI ÖĞRENCİLER ÖFKELİ…

Sadece böyle günlerde değil, devlet makamlarını tutanların, her anlarında devlet ciddiyetini sergilemeleri vazgeçilmez. Ancak Başbakanımız, sık sık bu çizgiyi aşıyor.

İşte son örnek; ülkemizdeki yabancı öğrencilerin oluşturduğu VOIS Cyprus, Kıbrıs- Uluslararası Öğrencilerin Sesi platformu, Başbakan Ersin Tatar’ın Afrikalı öğrenciler hakkında söylediği sözleri geri almasını istedi.

Öğrencileri en çok rahatsız eden söylem “Bunları temizlemek için bir fırsat” sözü olmuş. “Bunun ırkçılık olmadığını ifade etmeniz söylediklerinizin aslında ırkçı olmadığı anlamına gelmiyor… Toplum içinde bir grubu hedef alıp onları görünüşlerine veya nerden geldiklerine göre ötekileştirmek ırkçılığın ta kendisidir” diyorlar…

Ocak 2020’de DAÜ mezuniyet töreninde, birlik ve sevgi çağrısı yapan birinin sadece iki ay sonra, “kutuplaştırma politikası” güderek, “sevgi ve merhametten yoksun” sözler ettiğini ifade eden öğrenciler, “30,000 Afrikalı’nın neden temizlenmesi gerekiyor? Neden bir pislik gibi temizlenmeleri gerekiyor?” sorusunu soruyor.

Mesajlarının içinde kronikleşen bir yaraya değiniyorlar: “Bu öğrencilerin çoğunluğu Kuzey Kıbrıs’ta okumaya eğitim kurumları için çalışan ajanslar (“agents”) tarafından kandırılarak getirilmiştir. Bu kurumları sizin devlet kurumlarınız tarafından üniversite olarak tescillenmiştir. Yıllardır birçok öğrencinin bu “ajans” sektörünün düzenlenmesi için yaptıkları çağrılar cevapsız kalmıştır. Bu durumda, bazı öğrenciler kandırılarak, insan ticaretine maruz kalarak bu ülkeye okumak üzere getirilirken, sadece onları sınır dışı etmek veya ‘temizlemek’ yerine buraya en başında nasıl geldiklerini sormalısınız”…

Durum bu kadar açık. Herkes, sadece o sözleri eden Başbakan değil, gelmiş geçmiş bütün siyasiler sorumluluğun parçasıdırlar. Basın sürekli bu taşeronlardan bahsetti. Aracıların o çocukları nasıl kandırdıkları, hangi şartlarda yaşamaya maruz bıraktıkları çok yazıldı çizildi. Hatta bir tanesi sırf bu konuda best-seller bir de kitap yazdı. Ama kimse bu insan ticaretine “dur” demedi.

Ne çıkarılan öğrenci takip sistemi işledi, ne de bazı üniversiteler sırf çalışmak için gelip, okula uğramayanları devlete bildirdiler.  Sonuçta bir kez daha gerçek tokat gibi, bizzat kendileri tarafından yüzümüze vuruldu.

Tüm yabancı öğrenciler birlik ve beraberlik mesajı da vermişler. “Sayın Başbakan, Afrikalı öğrencileri Kuzey Kıbrıs’tan temizlemek istiyorsanız, tüm yabancı öğrencileri temizlemeye hazırlıklı olun. Çünkü biz biriz, birliğiz ve bölünmeyiz”.

“Lokomotif sektör… O olmazsa yaşayamayız” dediğimiz yüksek öğrenim sektörünü kendi elimizle darbelemekteyiz. Yanlışları durdurmadığımız gibi, bir de üstüne üstlük, öğrencileri dışlıyor, suçluyoruz.

Önemli olan normal düzene geçildiğinde, tek bir kararla, genelgeyle, yasayla her ne gerekiyorsa, yüksek öğrenimdeki yanlışlara tümüyle son verilmelidir.

Bugünlerde yapılması gerekense, öyle veya böyle bu felaket sırasında bu adada kalan gençlere sahip çıkmaktır.

Devlet olmak bunu gerektirir…

YERİN KULAĞI VAR

AMAN DİKKAT:

Güneydeki vaka sayısına bakıp da “bizde bir şey olmaz, 5-10 vaka ile atlatırız” deyip de rehavete kapılmanın zamanı değil. Doktorlar özellikle önümüzdeki 2 haftanın önemine dikkat çekiyor. Yetkililer “merak etmeyin, tüm önlemleri aldık” demişti.  Aldıkları önlem boşmuş, çıktı ortaya. Aman ha, rehavete değil, daha çok dikkate ihtiyacımız olduğu bir döneme giriyoruz…

OTURUN VE ANLAŞIN:

Cumhurbaşkanlığı ayrı, başbakanlık ayrı komiteler kuruyor. Herkes kendi geleceğinin peşinde. Başbakan konuşuyor, yardımcısı konuşuyor, yetmedi cumhurbaşkanı çıkıp konuşuyor. Yahu bu ülkede bu salgını sizden başka yönetecek uzman yok mu? Kurun bir üst kurul, her gün ne olup bittiğini, neler yapılması gerektiğini onlardan dinleyelim. Siz siyasiler de bu kurulun aldığı kararları hayata geçirmek için uğraşın. Yarın bunun vebalini ödeyemez ve altında ezilirsiniz…

HÜKÜMETTE KONSENSUS YOK:

Bu salgın gösterdi ki UBP-HP hükümeti arasında uyum denen bir şey yok. Toplumun büyük kesiminin merakla beklediği “ekonomik önlem paketi” üzerinde bir türlü konsensüs sağlanamıyor. Birinin ak dediğine, diğeri kara diyor. Şu an yazımı yazdığım saatlerde, Bakanlar Kurulu 5 saattir toplantıda. Onları birlikte tutan tek şey, ülkedeki olağan üstü durum. Yoksa çoktan yollarını ayırırlardı… Hala bu ortaklıktan doğru kararlar almasını beklemek beyhude.

GEÇİŞ HÜKÜMETİ:

Geçmişte de denenmiş ve çok da iyi olmuştu. Sibel Siber’in Başbakanlığında üç aylık bir geçiş hükümeti kurulmuş ve tüm partilerden oluşan bir kabine kurulmuştu. Sanırım şimdi de bu krizi atlatmak ve toplumsal uzlaşıyı yakalamak için böyle bir hükümete ihtiyaç var. Hem toplumun tüm kesimlerini temsil edecek, hem de hızlı karar alacak. Hayırlısı ile bu krizi atlatılsın, otursunlar yeni bir model mi, yoksa erken bir seçim mi yaparlar onun kararını versinler… Ama bugün artık yönetimi siyaset gözlüğüyle bakmayanlara teslim etsinler. Olmuyor.

RUMLAR GECİKTİLER:

Güney Kıbrıs, işi baştan ciddiye almamanın bedelini ödüyor. Vaka sayısı da ölü sayısı da her gün artıyor. Uçakların durdurulmasında geciktiler, kısmi sokağa çıkma yasağında geciktiler. Hatta gelen bir habere göre, düne kadar araba satışları bile serbestmiş. E insaf. Sağlıktan önce ekonomi düşündüler. Aslında kendi vatandaşları da sıkı önlemler talep etmediler. Şimdi hep birlikte çekiyorlar. Bu noktada evinde oturan Kıbrıs Türkünün tavrını, katılımcılığını ve tehlikeye karşı duyarlılığını, sesini yükseltmesini de bir kenara not edin…

İSVEÇLİ TURİSTTEN MESAJ:

Karantina altında kalıp, adadan ayrılan gruptan İsveçli Birgitta Johansson, adadaki İngilizlerin haber sitesi cyprusscene.com’a bir mesaj göndermiş, şöyle diyor; “Biz İsveçliler, bu gece 24 Mart saat 23.25’te Salamis Hotel’den İsveç’e dönüyoruz. Karantina sırasında aldığımız tüm yardımlar için ilgili makamlara ve otellere teşekkür etmek istiyorum. Binlerce teşekkürler”. Ne güzel, ama biz onlara bakanları, onları koruyanları koruyamamışız. Yazıklar olsun bize!…

ZİRVEDEKİLER

Dr. Bülent Dizdarlı: Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi eski Başhekimi Dr. Bülent Dizdarlı “KKTC demokrasisi tedbirleri sistemimizi yavaşlatıyor. Devlet istediği yere Sağlık hizmeti için dahi el koyamıyor. Görev verilmesi alması gerekenler direniyor. Fırsatçılar kara borsayı canlı tutuyor” diyor ve derhal 3 aylığına Olağanüstü Durum ilan edilmesi çağrısı yapıyor. Salamis’te görev yapan çalışanlar ve polislerden 34’ünün testleri pozitif çıktı. Daha ne bekliyorsunuz? Bugüne kadar yaptıklarınızla geldiğimiz yer belli…

DİPTEKİLER

İŞAD: AB’nin kendi üyesi olan güneye 800 milyon, kuzeye 5 milyon Euro katkı vermesini eleştirmişler, hükümetten bu yardımı elinin tersiyle itmesi gerektiğini savunmuşlar. Sanki KKTC de AB üyesiymiş gibi. Tamamen siyasi bir bakış. Adaletsizliği eleştirelim de 5 milyon Euro 35 milyon TL’dir. Ve bu yardıma bugün ihtiyacımız vardır. Kaldı ki, dünyanın yok saydığı bir yere yardım göndermesi de bir şeydir. Yapacaksanız eleştirinizi bu yönden yapın. Ha, bir de sizler İŞAD olarak ne yaptınız? Onu da görelim…

 


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı