Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısManşet

Yaşam hakkı hiçe sayılıyor

Yeni Erenköy açıklarında 19 Suriyeli sığınmacının yaşamını yitirmesi, 10’larcasının ise Akdeniz’in sularında kaybolması, KKTC’de mültecilerle ilgili mevzuat eksikliğini bir kez daha gündeme getirdi

YASAL DÜZENLEME ŞART: Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi Üyesi Aslı Murat:  Mülteci statüsü konusunda devlet politikası yok.  Bu alanda yaşam hakkını önde tutan yasal düzenlemeler yapılması gerekir. Yaşadığımız coğrafya bunu zorunlu kılıyor

YASALAR GÜNCELLENMELİ: Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı Deniz Düzgün:  KKTC’de mevzuat yetersizliği ve kapsamlı bir sığınma mekanizması olmaması nedeniyle sığınmacıların mağduriyeti ikiye katlanıyor. En kısa sürede yasalar güncellenmeli

 GEMİLERİ BATIRILIYOR: CMIRS Direktörü Mine Yücel: Savaştan kaçarken insan tacirlerinin eline düşen mülteciler, bazı ülkeler tarafından sorun olarak görülüyor ve tacirler tarafından uluslararası sularda batırılıyor. Kıbrıs açıklarındaki olayda da geminin tacirler tarafından batırıldığı iddiaları var

 POLİTİKA YOK: Avukat Öncel Polili: Mültecilerle ilgili yasa çalışması devam ediyor. Bu konuda çok geç kaldık. Önceki hükümetler sıfır mülteci politikası ile hareket etti. Şimdiki hükümet ise teoride politika oluşturma çabasında

Yeni Erenköy açıklarında göçmenleri taşıyan bir teknenin batması sonucu hayatını kaybeden 19 kişinin cesetleri Adana’ya götürüldü. Mersin Büyükşehir Belediyesine ait cenaze nakil araçlarıyla Adana Adli Tıp Kurumuna getirilen cesetler, jandarma ve polis ekipleri tarafından araçlardan indirildi.  Cesetler daha sonra otopsi işlemleri için morga konuldu. Öte yandan sağ kurtarılan göçmenlerse, geceyi ilçedeki bir lisenin yurdunda geçirdi.  Bugün göçmenlerin bilgilerine başvurulacağı belirtildi.

Karpaz’da Yeni Erenköy’ün yaklaşık 30 kilometre açıklarında 150 kişilik bir göçmen grubu tarafından yapılan yardım çağrısıyla bölgeye giden ekipler, 103 göçmeni sağ olarak kurtarmış, 19 göçmenin ise cansız bedenine ulaşılmıştı.

Bölgedeki savaş hali günden güne büyürken, ülkelerindeki savaştan ve zulümden kaçmaya çalışan insanlar can vermeye de devam ediyor. Özellikle Akdeniz sahillerine vuran cansız bedenler ve Akdeniz’de batan gemi ve tekne olaylarına geçtiğimiz gün bir yenisi daha eklenerek Yeni Erenköy’ün 30 kilometre açığında 150 kişi taşıyan bir tekne battı.

 

Murat: Mülteci konusunda iyi bir noktada değiliz

Kıbrıs Türk Barolar Birliği İnsan Hakları Komitesi Av. Aslı Murat, günümüzde yaşam hakkının hiçe sayıldığı en büyük sorunların başında mültecilerin yaşadığı dram geldiğini vurgulayarak, Konunun gerek insani boyutunun, gerekse devletlerin hukuki yükümlülüklerinin defalarca kez konuşulduğunu belirtti. Bu alanda çalışmalar yürüten sivil toplum örgütleri ve hukukçuların, coğrafi olarak Ortadoğu bölgesinde yaşanan savaş koşullarının ve buna bağlı olarak mülteci olma hâlinin hayatın bir parçası durumuna geldiğini savunduklarının altını çizerek, devletlere uluslararası insan hakları hukuku bakımından neler yapmaları gerektiğinin de hatırlatıldığını söyledi. Kuzey Kıbrıs olarak mülteci konusunda iyi bir noktada olmadığımıza dikkat çeken Murat, Somut sorunun ivedi şekilde ele alınması gerektiği noktasında başlatılan girişimlerin sonunun getirilmediğini aktardı.

 

“Yasal ve kurumsal düzenlemeler hayata geçirilmeli”

Murat, geçtiğimiz aylarda yaşanan ve mülteci cesetlerinin kıyılarımıza vurması sonrasında, yasal anlamda birtakım iyileştirmelerin yapılacağı, geri gönderilmeme ilkesinin uygulanacağı ve mültecilerin cezai soruşturmaya tabi tutulmayacağına ilişkin mevzuat geliştirileceği, basın aracılığıyla paylaşıldığını hatırlattı. Ama bugün yine benzer bir olayın yaşandığını (bizim karasularımızda olmasa da batan botta olan bir kişi mucizevi bir şekilde kurtarılıp hastanemizde tedavi edildi) ve hâlâ yasal değişikliğin gerçekleştirilmediğini belirten Murat, bu gibi olayların yaşanmasını beklemeden, bunun her an yaşanabileceği bilincinden hareketle, en kısa zamanda yasal ve kurumsal düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerektiğini kaydetti.  Savaş, yokluk, acı ve hayatta kalma mücadelesinin yaşanmaya devam ettiğini söyleyen Murat, bizlerin ise insanların mağduriyetlerini gidermek için hiçbir adım atmadığımızdan yakındı. Bunca zamandır sivil toplum örgütlerinin kısıtlı imkânlarla yürüttüğü çalışmaların, devlet tarafından tüm boyutları ile ele alınması gerektiğini vurgulayan Murat, mültecilik statüsü noktasında devletin politika geliştirmesi gerektiğinin de altını çizdi.

 

“Geri göndermeme hakkını ihlal ediyoruz”

Geri gönderilmenin kolayca yapılabilecek bir uygulama olmadığına dikkat çeken Murat, “Kıbrıs’ın kuzeyindeki Meclis tarafından onay kanunu aracılığıyla iç hukuka dahil edilen uluslararası insan hakları sözleşmeleri ve teamüller, ülkemize sığınmak için gelen kişilerin uluslararası korumaya muhtaç olup olmadıklarını tespit edebilmek adına mekanizmalar kurmayı ve bu statüde olan kişilerin kesinlikle zulüm gördükleri yere geri gönderilemeyeceğini emreder. Yani devlet yöneticileri bu sözleşmeleri geçirerek, aslında gerekenleri yapma ve irade gösterme yükümlülüğü altına girmiştir. O yüzden “onca kişiye bakamayız, bizim gücümüzü aşar” gibi ezber cümleler ile sorumluluktan kaçmak mümkün değildir. Geri gönderilmeme hakkının ülkemizde ciddi şekilde ihlâl edildiğini söylemek mümkün. Devlet bu hak yanında sığınmacı ve mülteci olma durumunu tespit edecek yöntemler geçirmeli ve ihtiyaç duyulması hâlinde avukat hizmeti sağlanmalıdır. Belki de ilk adım olarak kimsenin isteği sonucu mülteci olmadığını, bunun bir zorunluluk neticesinde yaşandığını idrak edersek, daha farklı bir yol çizebiliriz diye düşünüyorum” dedi.

 

 

Düzgün: Bu sorun hepimizi ilgilendiren bir sorundur

Kıbrıslı Türk İnsan Hakları Vakfı Başkanı, Avukat Deniz Düzgün,  Geçtiğimiz gün batan mülteci gemisi ile ilgili, uzun süreden beridir ardı arkası kesilmeyen savaşlardan,  hayatını kurtarmak için kaçan insanların güvensiz yollara başvurmak zorunda bırakıldığına dikkati çekti. Sadece canlarını kurtarmak pahasını, hayati tehlikeleri olduğu için bu insanlar bu yola başvurduklarının altını çizen Düzgün, bu sorun hepimizi ilgilendiren bir sorun olduğunu kaydetti.

 

“Yasalar güncellenmelidir”

KKTC’de hem yasal yetersizlik sebebi ile hem de kapsamlı bir sığınma mekanizması olmadığından dolayı bu insanların yaşadıkları mağduriyetlerin ikiye katlandığını belirten Düzgün, “Uluslararası hukukun en temel kuralı olan geri göndermeme kuralı ve bu kurala göre bir sığınmacı, sığınma talep ettiğinde başvurusu değerlendirilene kadar ülkesine geri gönderilemez ve ayni zamanda cezalandırılmaması gerekmektedir. Fakat KKTC’de Uluslararası Sözleşmelerin uygulanmaması ve yasaldaki eksiklikler sebebi ile ülkemize gelen mülteciler geri gönderiliyor. En kısa sürede yasalarımızı güncelleyerek, geniş çaplı bir sığınma mekanizması kurulaması gerekmektedir” dedi.

 

 

Polili: Gayri yasal yollara başvuruyorlar

Avukat Öncel Polili, mültecilerin ülkeye yasal giriş yapmalarına izin verilmediğini söyleyerek, özellikle maddi durumu iyi olmayan mültecilerin ülkeye girişlerine izin verilmediğini, bu nedenle de ülkelerindeki zulümden kaçan bu insanların KKTC’ye gayri yasal yollardan giriş yapmayı seçtiklerini belirtti. Son yaşanan olayla gayrı yasal yollardan ülkelerinden kaçmaya çalışan kişilerin tehlikeli yollara başvurduklarını en acı şekilde gördüğümüzü vurgulayan Polili, bu tehlikeli yolculuklar esmasında Yeni Erenköy açıklarında yaşandığı gibi üzücü olaylar yaşanabildiğini aktardı.

 

“Ülkemizde sıfır mülteci politikası var”

Mecliste mültecilerle ilgili yasa çalışmasının devam ettiğini belirten Polili, ülke olarak bu konuda düzenlemeler yapmak için çok geç kaldığımızın da altını çizdi. Daha önceki hükümetinin mülteci politikası olmadığının ve sıfır mülteci politikası ile hareket ettiğini söyleye Polili, şimdiki hükümetin teoride sıfır politikası olmadığını iddia etmesine rağmen görünüşte sıfır politika olarak göründüğünü kaydetti. Ülkemize gayri yasal yollarla ayak basan mültecilerin Türkiye’ye gönderilmesinden çok, Tükiye’nin bu mülteciler için güvenli bir ülke olup olmadığının tartışılması gerektiğine dikkat çeken Polili, Türkiye’nin mülteci kabul eden bir ülke olmasına karşılık her bir mültecinin bir hikayesi vardır, bu hikayelerin bilinmesi ve aynı doğrultuda Türkiye’nin güvenli bir ortam olup olmayacağı tartışılmalıdır.

Polili, Ülkemizde son yaşanan mülteci olayı ile bazı kesimlerin, “morgda yer yok, yine mi cesetleri kokutacağız, yine mi Lefke’ye gömeceğiz” gibi sorularına karşılıkta bu tavrın ırkçı bir tavır olduğunu söyledi.

 

Yücel: Tüm bölgenin sorunu

Göç, Kimlik ve Hak Çalışmaları Merkezi (CMIRS) Direktörü Mine Yücel, Mülteci sorununun genel anlamda bölgenin çok ciddi bir sorunu olduğunu söyleyerek, bölgede yaşanan savaşların insanları evinden ve yurdundan ettiğini belirtti. Uluslararası sistemin bu sorunla kapsamlı bir şekilde baş edebilmesi için özellikle uluslararası örgütlere büyük iş düştüğünü vurgulayan Yücel, bu sorunun sadece 1-2 ülkenin baş edebileceği bir sorun olmadığını ve özellikle son dönemlerde dünyada yaşanan krizler arasında en büyüğünün mülteci sorunu olduğunu kaydetti.

 

“Gemileri bilerek batırılıyor”

Ülkelerindeki savaştan kaçarak, umuda gidebilmek adına insan tacirlerinin eline düşen mültecilerin, sorun görüldüğü bazı ülkeler tarafından veya tacirlerin kendileri tarafından uluslararası sularda gemilerinin batırıldığını söyleyen Yücel, Yeni Erenköy açıklarında yaşanan olayda da geminin tacirler tarafından batırıldığı iddiaları olduğunu belirtti. Bu yapılanların insani suçlar kapsamına girdiğini ve bu konunun mutlaka gündeme getirilmesi gerektiğini vurgulayan Yücel, yeni bir yaşam umudu için topraklarını terk ederek, ciddi paralar karşılığı yolculuğa çıkan mültecilerin ölüme terk edildiğini aktardı.

 

“Türkiye örnek oluşturuyor”

Ülkemizde mülteci konusunda henüz yasal bir düzenleme olmadığı için mültecilere ciddi bir yardım ve hizmet sağlanamadığına dikkat çeken Yücel,  ülkemize ulaşmayı başaran mültecileri de Türkiye’ye gönderdiğimizi belirtti. Bu konuda Türkiye’nin bölge adına ciddi bir örnek oluşturduğunun altını çizen Yücel, oraya giden mültecilerin ise insan ticaret kurbanı olabileceğini ve o potansiyele sahip olduklarını belirti. Çok daha kalıcı, yapıcı ve kapsamlı bir çözüme gerek olduğunu vurgulayan Yücel, AB ve BM’nin bu noktada çok ciddi sorumluluğu olduğunu fakat üzerlerine düşen görevleri yerine getirmediklerini söyledi.

 

Eniz ORAKCIOĞLU