Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yapılacak o kadar şey var ki…

Dubai Gıda Fuarı’na giden üreticiler, harup talebinin, kahveye olan talebin önüne geçtiğini söylüyorlar…
Bugün dünyada harup, geçmişte olduğu gibi sadece pekmez ya da ilaç sanayii hammaddesi olarak tüketilmiyor. Harupa olan talebin arkasında çok ciddi bir başka gelişme var.
Son yıllarda dünya kakao üretiminin hızla düşmesiyle birlikte, bir çok üründe harup kullanılmaya başlandı. Ayrıca, kafein içermemesi nedeniyle de, sağlıklı gıda üretiminde harup, kakao yerine kullanılmaya başlandı. Yani ekonomik değeri eskiye göre çok daha fazla arttı…

Kıbrıs, geçmişte harubun anavatanı sayılırdı. En ciddi ihraç ürünlerimizden biriydi.
Küspesi ayrı, çekirdeği ayrı değerli…
Kuzey sahillerinde bakın, her bir kaç kilometrede bir kıyılarda, harup ambarları var. Hem de Venedik döneminden kalma ambarlar bunlar…
Ayrıca Kıbrıs harubunun, diğer ülkelere göre daha şekerli olması büyük bir avantajmış.
Çok fazla bakım istemiyor, işlenmeden de piyasa bulabiliyor ve öylesinin de çok masraflı bir paketleme, saklama durumu yok…
Ben hatırlarım; 1974 sonrası ilk ciddi ekonomik faaliyetlerden biri de, adanın Kuzey’inde özellikle Beşparmaklarda, dalında kalan harubun değerlendirilmesiydi.
Okullardan öğrenciler belli günlerde otobüslerle harup toplamaya götürülürdü…
Ama gel gelelim bu kadar değerli bir ürünü neredeyse sıfırladık. Bir  yandan binlerce harup ağacını yangınlara ve inşaatlara kurban ettik, bir kısmı da bakımsızlıktan fare istilasına uğradı, verim düştü.
Sadece 1995 yangınında, 72 bin harup ağacı yokolmuş…
İngiliz döneminde ada genelinde yıllık harup hasılatının 50 bin ton olduğu kayıtlarda var. 1974’ten sonra Kuzey’de 10 bin ton olan üretim, bugünlerde sadece 1000 ton civarında… 40 yılda onda bire düşmüş…
İhraç ürünleri arasında ilk beşe giremiyor. Adı bile yok…
2014’te bütünü, çekirdeği, unu toplam 988 bin 600 dolar değerinde, 1424  ton ihracat yapılabilmiş.
Sadece ekonomik bir ürün olmanın dışında, KKTC’nin eko-sisteminin korunmasından söz edilecekse, zeytinle birlikte harubun korunması da söz konusu…
Devlet haruba nasıl bakıyor diye bir araştırdım; en son Ali Çetin Amacaoğlu’nun döneminde, Sanayi Odası’yla harup konusunda bir toplantı yapıldığını, ağaç dikme mevsimlerinde harup ağacı dikilmesinden, fareyle mücadeleden bahsedildiğini gördüm. Devletin üreticiyi destekleme programı hazırlaması kararı da alınmış.
Bunun dışında, Ekonomi Bakanlığı’nın organize ettiği hibe programları var. Ve bunlardan yararlanarak tesis kuran üreticiler. O üreticiler, sessiz sedasız ihracat yapmaktalar. Hem işlenmiş harup ürünü satıyorlar, hem de doğrudan harup unu…

Ancak dış talep üretimin arttırılmasını gerektiriyor.
İste bu noktada devletin işe el koymasına gereksinim var…
Devlet kendi ekonomik raporlarında, kırsal arazilerde zeytin ve harup ağacı ekimine özen gösterilmesi gerektiğini söylemekle birlikte, gereğini yapmıyor.
Devlet süt üretmesin, patates pazarlamasın diyoruz. Ama işte bunu yapsın…
Harubun geçmişte olduğu gibi, ağaç popülasyonu arttırılıp, nesli korunabilir, zararlısıyla mücadele edilebilir. Dağlarda atıl durumda bulunan harup ağaçları konusunda köylüler bilinçlendirilebilir. Özel sektörün zaten işlemek için tesisleri var, dış pazarlarını da bulmuş durumdalar…
Yine örneğin harup ürününün üzerine “Kıbrıs’ın en değerli meyvesi” yazamıyor üretici. Her nasılsa, etiket yasamız buna engelmiş…
Harup yanında, yine dünyanın en yüksek ekonomik değeri olan ürünlerinden zeytin, gabbar da aynı durumda.
Tüm bunlar için ciddi planlamalara gereksinim var.
Artık o boş “ambargo” ağlamaları bir işe yaramıyor.
Çalışmak, çaba göstermek, vizyon sahibi olmak gerek…
Hele de su geldikten sonra yapılacak o kadar çok iş var ki…

YERİN KULAĞI VAR
KUDRET BEY OYU KİMDEN ALACAKSINIZ:
Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay diyor ki, “Hayatımda hiç Denktaşçı, Eroğlucu, Talatçı olmadım” diyor. Olabilir de, kendine oy verecek olanlar, bir zamanların Denktaşçıları, Talatçıları, Eroğlucuları olacak. Bunu çok kötü bir şey gibi söyleyip, onları kırmamakta yarar var…

EN KÖTÜLER ARASINDA DEĞİLİZ:
Dünyanın en borçlu ülkeleri listesi, ülkenin borcunun gayri safi milli hasılaya oranına göre sıralanıyor. Japonya’da bu oran % 226,   İtalya’da 130,  Lübnan’da 163,  Yunanistan’da 170… Bizde ise yüzde 121 civarında… Yani  fena değiliz… Dua edelim ki, Türkiye’ye olan borçlarımızı ödemek gibi bir derdimiz de yok…

BİZ DE İNANDIK:
Ercan konusunda attığı geri adımla eleştirilen ancak, yeni binanın temel atma törenine katılan Başbakan Yardımcısı Serdar Denktaş törene, “protokol gereği” katıldığını açıkladı. Bence doğru olan da buydu ama, insan protokol gereği, daha doğrusu 1mecburen” katıldığı törende sarılıp öpüşmeleri nasıl izah edecek acaba..?

NEFRET TOHUMLARI EKİYOR:
Yunanistan’ın sağcı yeni Savunma Bakanı’nın uslanacağı yok.  Göreve başlar başlamaz Kardak krizine imza atan, adaya yaptığı ziyarette ise, Kuzey Kıbrıs’a Yunan bayrağı dikmekten söz eden Bakan Panos Kamenos, bu söylemleri ile iki toplum arasına sevgi değil, nefret tohumları ekmekten öte birşey yapmadığının farkında mı acaba..? 

BUGÜN LEFKOŞA KALABALIK OLACAK:
Şubat tatilinin ardından okullar bugün açılıyor, Meclis de nisabı sağlayabilirse toplanacak, ve de en önemlisi bugün,  KTAMS üyeleri ile Lefkoşa’da sokağa iniyor. Pazartesi sendromu dedikleri böyle birşey olsa gerek. Benden size tavsiye, işiniz yoksa bugün Lefkoşa’ya gelmeyin…

BEŞ YILDIZLI OTELLER KANALİZASYONA BAĞLI DEĞİL:
Girne Belediyesi’nin çevre temizliği konusunda, bir çok belediyeye örnek olacak bir sistemi var.  Bahçe temizliği yaptıysanız, evinizden eski eşya çıkarttıysanız, çağırıyorsunuz, gelip alıyorlar. Şimdi bunu belli bir programa bağlamışlar. Güzel bir uygulama. Konusu geçmişken, can alıcı bir başka sorunu hatırlatalım; Karaoğlanoğlu’nun batısındaki kanalizasyon sorunu için bir öngörü duyamadık. Vidanjör felaketi devam ediyor. Ayrıca, bazı otellerin, kış aylarında atık sularını çaktırmadan denize boşalttıkları konusunda da duyumlar geliyor. Hem yatırım bekleniyor, hem de denetim…