Bir 15 gün tatil yapalım dedik. Tabii memlekette… Kafa dinlemek ne mümkün. Eskiden gazete almazdın, televizyon izlemezdin, tatilde biraz olsun ruh sağlığın düzelirdi. Şimdi öyle mi ya, elimizde şu akıllı aletler, istesen de istemesen de her dakika haberin içindesin. Dinlen, dinlenebilirsen. Hatırımı sorana onun için “memleketten hallice” derim…
Bugünden geriye bakınca, hangi acayipliği yazayım diye karar veremedim. Ama genel görünüm, uçuruma doğru gidişin hızlandığı; en belirgin gelişme bu…
Demokrasimiz diye övündüğümüz irademiz yara aldığından beri başlayan akıl dışı süreç, sadece demokrasiyi değil, tüm kurumlarımızı yerle bir etti ya, işte o hızlanmış durumda. Sebep, sebep olanların önlenemez kişisel hırsları…
UBP Parti Meclisi bir kurultay provası yaptı ve Ersan Saner’e “seni de yaptıklarını da istemiyoruz” dedi. O hala farkında değil. Hala tuhaf bir şekilde başarı hikayeleri anlatıyor.
Ülkenin köklü partisi UBP’nin Saner ve Tatar ikilisi altında “kötü yönetime devam” kararı vermesi, hem kendini hem ülkeyi bitirecektir.
Ben UBP tabanını eğer biraz tanıyorsam, olup bitenlerden en az benim kadar rahatsız olduklarını bilirim.
UBP’nin bu tepeden inme tavanla köklü geleneğini tümüyle kaybetmesi bir yana, onunla birlikte ülke demokrasisi de bitecektir.
Bu olasılığın içinde yine de bir ışık var gibi. Her iyiliğin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde bir iyilik gerçeği…
Kurultay’da kaybedecek, o kesin de acaba, Saner o koltuğu tutmaya devam etmek için büyük bir çılgınlığı daha göze alır mı?
Mesela, Meclis’in açılmaması ile birlikte baskın bir seçime gitmek ve bunu kendi başkanlığında yapmak…. Diyor ya, “Başkan olarak seçime gitmek istiyorum” diye. Kurultay’ın sonucu garanti değil, e o zaman?
Aslına bakarsanız, böyle bir olasılık, memleketin hayrına olabilir. Hani İrsen Küçük vakası gibi. Yeter ki herkes sağlam dursun. Uyduruk, maksatlı tüzük değişikliğine “dur” diyenlerden bahsediyorum.
Geçen 15 günde, demokrasi, sistem, Anayasa, teamül hepsinin çiğnendiği en vurucu olay, tarafsız olması gereken “Cumhurbaşkanı”nın, UBP adaylarıyla toplantı yapması olayıdır. Muhalif adaylardan tek bir tanesi de çıkıp, “Bu toplantı Anayasaya aykırıdır, bizde cumhurbaşkanı partili değildir” diyememesi dehşet vericidir. Aksine hepsi de çıkıp, normal bir meseleymiş gibi anlattılar. Öyle görelim istiyorlar, görecek miyiz?
Kasaba kasaba Türkiye’yi gezen, sebebi anlaşılamayan bu ziyaretlerinde tuhaf şeyler söyleyen, halkını Anadolu insanına kötüleyen Cumhurbaşkanı, kendi seçimindeki gibi manipülasyonları sürdürüyor. Sanki hepimiz aklımızı tatile yollamışız gibi.
Söyledikleri arasında en korkuncu “Kıbrıs’ın Osmanlı’nın devamı niteliğindeki Türkiye’ye devri gerekir” lafıdır. Türkiye Cumhuriyeti nedir, ben neredeyim, burası neresi, farkında değil… Ulusal güvenlik, şu bu diye de eklemiş ki, gülsen gülünmez; acı, hem de nasıl. Utanç verici…
Bu arada vakalar artmaya devam ediyor, Rumların rakamlarını katlıyoruz, iflasların sonuçları ortaya çıkmaya başlıyor, okullar açılıyor, korku endişe artıyor, hastane malum bildiğiniz gibi, enflasyon 20,5; fakirleşme alabildiğine. Adada hapis kaldık, aşılarımızı tanıyan yok. Bir de altımızdaki halıyı tamamen çekmeye hazırlanan bir grup var.
Neler olduğunu tekrar tekrar anlatmaya gerek yok aslında. Hepimiz birlikte yaşadık, yaşıyoruz, acısını birlikte paylaşmaya devam ediyoruz. Önemli olan ciddi bir kavşağa yaklaştığımızdır.
Ya hep birlikte var olacağız, ya hep birlikte yok olacağız…
YERİN KULAĞI VAR
TATAR NE DİYECEK:
Tatar ve Anastasiadis 18 Eylül’de New York’da buluşmaya hazırlanıyor. Genel Sekreter Guterres’in amacı, müzakerelerin yeniden başlamasına yardımcı olacak bir ortak açıklamanın yapılmasını sağlamak. Şu anda bir şey olmasını beklemek safça olur. Bakalım, Tatar, Türkiye dışında kabul görmeyen, “2 ayrı devlet” ısrarını sürdürecek mi, yoksa “ikili diyaloğa olumsuz yaklaşmakla suçlanmamak” için yeni bir görüşme sürecini kabul mu edecek…
BU KADAR SİNİK OLURSANIZ, OLACAĞI BUDUR:
Asgari ücret hala ortada yok. Devlet, pandemide yaptığı tek doğru iş olan prim desteğini devam ettiremeyince asgari ücretli de ortada kaldı. Buna bile yeteri kadar tepki yok. Bu kadar sinik bir ortamda tepedekiler çıkarları için olmadık işi yaparlar tabii. Arayıp da bulamadıkları bir ortam. Herkes başkasını eleştirmeden önce kendini sorgulamalı. Başta da siyasi örgütlenmeler ve sendikalar. Şu anda yer yerinde oynamalıydı ki, Saner bey de belki rahatsız olur da düşünmek zorunda kalırdı…
DURUMUN ÖZETİ BELLİ DE…:
Ticaret Odası “planlama” diyor da planlama istediklerinin hazırladığı bir plan olmuş mu bugüne kadar? Sonuçta planı yapacak olan siyaset. Yerel gelirlerin, yerel giderleri karşılama oranı 2018 yılında yüzde 101 iken, 2021’de bütçe öngörülerine göre 79 seviyesine düşeceği hesaplanırmış. Var mı böyle bir gailesi olan? Katlanan bütçe açığı ha keza. Ya borçlanmalar? Ölü gözünden yaş beklemiyorlarsa, tavırlarını açık açık ortaya koyacaklar…
RESMİ RAKAMLAR VE GERÇEKLER:
Merkez Bankası da felaketin rakamlarını verdi. Kamu maliyesi 2021 yılı ikinci çeyreğinde 228,2 milyon TL açık vermiş. Borcu borçla kapatan bir yapıdayız. Hem kamuda, hem bireysel olarak. Daha geçen hafta 250 milyon daha borçlanma kararı aldılar. Gerçek, cebimize giren paranın pul olmasıdır bir, ikincisi maliyenin kasasının tam takır olmasıdır. İleriye dönük herhangi bir öngörünün olmaması da cabası. Silkinip kendimize gelmenin zamanı geldi de geçiyor…
GERÇEK TARİH DERKEN:
“Tarih kitaplarımızdan Kıbrıs’ta yaşanan soykırım, Kıbrıs’taki Rum vahşeti, Türklerin katledilişi ve birtakım gerçek tarih, hemen hemen tamamıyla silinip gizlendi. Karşı tarafla güzel ilişkiler adına, gerçek tarih bizim çocuklarımızdan gizlenmeye çalışıldı” diyen Tatar, “gerçek tarihi, Kıbrıs’ın Türk çocuklarının bilmesi lazım. Bu konuda çalışmalar yapılıyor” dedi. İnşallah tarihimizi de “Bir Zamanlar Kıbrıs” dizisinden esinlenerek yazmaya kalkmazlar…
RUM’U GEÇTİK:
Adam o tarafta günde ortalama 50 bin test yapar, biz burada en fazla 16 bin test, sonuç bizimkiyle aynı. Bir ayın içinde memlekette pozitiflik oranı yüzde 1,02’den yüzde 1,34’e yükselerek, yüzde 31,37 artmış. Ama aşılama aynı oranda ilerlemiyor. Bir adapass çıkarttılar, arayan yok, soran yok. Tek tük işletmeler uyguluyor, soruyorum, ‘arayan soran var mı’ diye, “Denetlendik” diyene rastlamadım. Laf olsun gün geçsin, Saner’in yönetim mottosu bu zaten…
































