Köşe Yazarları

Planlı eğitim!






Uzunca bir aradan sonra yüz yüze eğitime bugün başladık. Ancak ne kadar süreceğini kestiremiyoruz. Umarım uzun soluklu olur. Daha okullar açılmadan ciddi bir planlamanın olmadığını alınan kararlardan, öğretmenlerin ve velilerin endişelerinden hemen anlıyoruz.

Bir de buna okulların açılmasına 3-5 gün kala “seyrekleştirilmiş eğitim” kararı alınması aslında plansızlığın bir göstergesi olsa gerek… Çocukların neredeyse yarısı seyrekleştirilmiş bir eğitim takip ederken, diğer yarısı her gün okula gitmesi elbette bir fırsat eşitsizliğidir. Ancak unutmamak gerekir ki bu ülkede fırsat eşitsizliği sadece seyrekleştirilmiş eğitimle başlamadı. Yıllardır kırsal ile şehirde okuyan çocuklar arasında fırsat eşitsizliği yok mu? Yani örneğin Yeşilköy İlkokulu’na giden bir çocuk ile 9 Eylül İlkokulu’na giden bir diğer çocuk arasında olanaklar, bölgesel ve ekonomik sorunlar bakımından fırsat eşitsizliği yok mu? Ne ise konumuz bu değil, konumuz neden seyrekleştirilmiş bir eğitime ihtiyaç duyulduğudur…



Sınıflardaki öğrenci sayısı 35 civarında olan okullarda seyrekleştirilmiş eğitim uygulaması yapılacakmış… Peki bu sınıfların öğrenci sayıları okulların açılmasına bir hafta kala mı fark edildi? Okullarda kayıtlar Haziran ayında yapıldı. Hade biraz da Eylül ayında yapıldı. Yani okulların öğrenci sayıları çok önceden 3 aşağı 5 yukarı biliniyordu. Kaldı ki pandemi olmasa da zaten bilimsel olarak 35 kişilik sınıflarda sağlıklı bir eğitimin yürütülmesi mümkün değildir.

Peki ne yapılabilirdi?

Birincisi 35 kişilik sınıflarda eğitime devam edilirdi. Alınması gereken önlemler iyice alınırdı. Ek olarak bir sırada oturan iki çocuk arasına şeffaf bir bariyer konurdu ve bulaş riski azaltılabilirdi. Ki bu uygulama bazı okullarda yapılmaktadır.

İkincisi geçici bir süre için kalabalık okullardaki öğrenciler, öğrenci sayıları çok daha az olan diğer bölge okullarına kaydırılabilirdi.

Üçüncüsü ben çok desteklemesem de, kalabalık okullara ek derslikler yapılabilirdi.

Dördüncüsü 1.5 yıldır devam eden pandemi döneminde öğrenci yoğunluğu olan bölgelere yeni okullar yapılırdı.

Beşincisi kalabalık okullarda öğrenciler sabahçı ve akşamcı diye ikiye bölünür ve eğitime o şeklide devam edilirdi. Ancak burada bir sınıf öğretmeninin sabah 8’den akşam 5’e kadar 8-10 ders saati ders anlatmasını beklemek çok insaflıca gelmiyor bana… Bunun sürdürülebilir olmadığını her aklı başında insan bilir zaten… Kaldı ki bu konuda hükümetin ödemeler konusunda sıkıntı yaşadığı da biliniyor.

Yukarıda saydıklarım içerisinde hükümete maddi külfet getirmeyecek öneri çok az. Benim anladığım ekonomik olarak zor günler geçiren KKTC devletinin eğitime harcayacağı ekstra bir parası yok. Ha başka yerlere para bulunuyor mu? Evet bulunuyor. Demek ki tüm sivil toplum örgütleri sağlık ve eğitime bu dönemde daha çok para ayrılması konusunda baskı unsuru olmalıdır.

Dolayısı ile gelinen noktada pandemi koşullarında eğitimin sürdürülebilir olması çok zor olacak ama olmak zorunda.   Elbette eğitimin yüz yüze devam etmesini isteyen ve bu konuda istekli olan bir veli grubu var. Buna karşın okulda bir vaka çıktığı anda çocuğu okula göndermeyecek olanlar da var.

Umarım artık pandemi koşullarında yüz yüze eğitimin devam etmesi gerektiği, önlemler alarak bunu yürütmemiz dışında fazla bir seçeneğin olmadığını anlamaktan başka şansımız yok. Geçen yıl “bu covid-19 gelecek yıl hayatımızda olacak” demiştim, bu yıl da aynısını söylüyorum. 2021-22 öğretim yılı da pandemi koşullarında geçecek. Buna herkes hazırlıklı olsun. Covid-19’un 1-2 yıl içinde hayatımızdan çıkacağına dair bir işaret yok.

Tüm şartlar zorlanarak eğitim yüz yüze devam etmelidir. Çocukların daha fazla kaybedecek zamanı yok.







Başa dön tuşu