Köşe Yazarları

Peyonidis ve Theodorakis








Aynı yılda doğdular, aynı gün hayata veda ettiler. Dolu dolu yaşadılar ve 96 yaşında öldüler. Biri Kıbrıslıydı öteki Yunanistanlı; Panikos Peyonidis ve Mikis Theodorakis.




Peyonidis’in şair olan karısı Elli Peyonidu, Peyonidis’in ölümünden birkaç gün önce gönderdiği e-mailde kocasının böbreklerinin iflas ettiğini ve hastaneye kaldırıldığını yazmıştı. “Bütün iyimserliğiyle hayatı için savaş veriyor” diyordu. Azrail’in etrafta dolandığı anlaşılmıştı.



Yanılmıyorsam 1977 yılıydı. Türkiye Barış Derneği, Barışseverler Derneği başkanı olarak beni İstanbul’da bir toplantıya davet etmişti. İstanbul’a vardığımın ertesi günü sabahleyin bir taksiyle verilen adrese gittim.

Odada beş kişi vardı. Ben girince biri yanıma gelip kendisini tanıttı. Türk Barış Derneği sekreteri imiş. Toplantılara katılan ikinci Türk bir üniversitede doktora öğrencisiydi. Yunan Barış Derneği’nden iki kişi ve Kıbrıs Barış Merkezi sekreteri Panikos Peyonidis.

O sıralarda arada bir alevlenen Ege sorunu gene gündemdeydi. Yunanistan Ege’de petrol araştırmak amacıyla bir şirketle anlaşma yaptığını açıklayınca Türkiye, bir yıl önce satın aldığı sismik gemisini Ege’ye gönderdi.

Toplantı için masaya oturduğumuzda Peyonidis gelip yanıma oturdu. Tabii ilk konu, Ege sorunuydu. Peyonidis, eğilip kulağıma “Biz karışmayalım. Bırakalım kendileri halletsinler” dedi. Epey didiştikten sonra bir orta yol buldular: Bir anlaşmaya varıncaya kadar sondaj faaliyetleri ertelensin. Bu görüşü daha sonra hükümetler de benimsedi. Ege’de sondaj faaliyetleri henüz başlamış değil.

Sıra Kıbrıs sorununa gelince ben ve Peyonidis kısa sürede işi hallettik: O yıl içinde yapılan Denktaş – Makariyos zirve toplantısında varılan anlaşma maddeleri çerçevesinde bir ortak bildiri yapılsın kararı alındı. Böylece ne Peyonidis ne de ben toplumlarımız indinde zor durumda kalmamış olacaktık. Ötekilerden herhangi bir itiraz gelmedi.

Görüşümüzde yanılmışız. Bildiri Kıbrıs basınında yayınlanınca bizzat Denktaş beyin saldırısına maruz kaldık. İkimizin de hazır bulunduğu bir toplantıda konuyu açınca ben dedim ki “Ama ayıp ediyorsunuz Sayın Denktaş. O basın bildirisinde sizin zirve toplantısında kullandığınız terminolojinin dışında bir şey yoktur.” Yüzünü buruşturarak şöyle dedi: “O terminolojiyi ben kullanabilirim ama sen kullanamazsın”. Buna verecek bir cevabım yoktu. Hala da yoktur.

O sıralarda Türk Barış Derneği başkanı, eski büyükelçi Mahmut Dikerdem idi. Toplantılara hiç katılmadı ama bizlerle oturup sohbet etti ve her birimize birer uzunçalar hediye etti. Macar orkestralarından birini yöneten Hikmet Şimşek’in bir plağı idi. İçindeki parçalardan biri de Ulvi Cemal Erkin’in Köçekçe adlı süitiydi.

1980 yılındaki “Netekim Darbesi”den sonra Mahmut Dikerdem mahkemelerde süründürüldü. Toplantıya katılanlar ise Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldılar ve onlardan bir daha haber alamadım.

Barikatlar açıldıktan sonra Peyonidislerle ailece görüşmeye başladık. En büyük eğlencemiz senede bir defa, atalardan kalma Vasa köyündeki evlerinde düzenlenen Pazar toplantılarıydı. 20 civarında kişi toplanır, yenir içilir ve tartışılırdı. Herkes yeni bir şeyler öğrenir ve geri dönerdi.

Nasıl ve nerede tanıştılar bilmiyorum ama Peyonidislerle Mikis Theodorakis yakın arkadaştılar. Bildiğim kadarıyla son günlerine kadar da haberleştiler. Katıldığımız barış toplantılarından birinde Peyonidis, beni Theodorakis ile tanıştırdı.

Barış toplantılarından birine, yanılmıyorsam Sofya’dakine, Kültür Bakanı Melina Merkuri başkanlığında kalabalık bir PASOK heyeti katılmıştı. Pasok’çular kendini beğenmiş, iddialı ve inatçı kişilerdi.

Türklerin, Yunanların ve Kıbrıslıların yaptığı ortak toplantıda kavga çıktı. Pasok’çular Kıbrıs konusunda bir bildiri hazırlamışlar ve onun altına imza atmamızı istediler. Ben itiraz ettim. Bildiriyi Kıbrıslıların hazırlaması gerektiğini savundum. Aramızda sonu gelmez bir tartışma başladı. Toplantıda bulunan Theodorakis tek kelime etmedi ve bir süre sonra kalkıp toplantı odasını terk etti.

Ertesi günü öğle yemeği için büfeden yemeğimi alıp boş bir masaya oturdum. Hem yiyor hem de bir şeyler okuyordum. Ansızın büyükçe bir elin arkama dokunduğunu hissettim. Dönüp baktım Theodorakis başucumda duruyordu. “Size katılabilir miyim?” diye sordu. “Elbette” dedim, “onur duyarım.”

Gidip yemeğini aldı ve geçip karşıma oturdu. Bir gece önce Yunanların saldırısına uğradığım için özür diledi. “Bazan Yunan olmaktan utanıyorum. Akşam da öyle bir durumdu” diye ekledi. O konuda haklı olduğumu söyledi ve şu tavsiyede bulundu: “Siz Peyonidis ile oturun bir bildiri hazırlayın. Getirin biz çoğunluk olarak onaylayalım. Pasokçular desteklemezse kendileri bilir.” Sonuçta öyle de oldu.

Yemekte havayı yumuşatmak için bir espri yapayım dedim. O aylarda Yunanistan’da yerel seçimler olmuştu. Theodorakis de Pire’de adaydı ve seçimi kaybetmişti. Ona dedim ki “Siz Kıbrıs’a gelin Lefkoşa Belediye Başkanlığı’na aday olun. Türkler de Rumlar da size oy verelim ve tüm kentin belediye başkanı olasınız.” Gülümseyerek şu yanıtı verdi: “İyi olurdu ama ben Atina’nın Belediye Başkanı olmak istiyorum”.

Politik görüşleri muhakkak eserlerini etkilemiştir ama Theodorakis müziği ile anılacaktır. En büyük şarkı bestecisi konusunda Yunan halkı ikiye bölünmüştür,  birçok konuda olduğu gibi. Yarısı “Mikis Theodorakis” der, öteki yarısı da “Manos Hacidakis”.

Hacıdakis’in Theodorakis’e taş atarak kendi konumunu şöyle açıkladığı rivayet edilir: “Yunanistan’daki büyük sanatçılar ya homoseksüel olur ya da Komünist. Kendi adıma ben Komünist değilim”.

Peyonidis’in okuduğum son kitabı olan kısa hikâyelerinin “Eski Kentin Duvarlarında” hikâyesinin başlığına şöyle bir not düşmüşüm: P.P. öldü. 03/09/21. Ölüm haberini o sayfadayken almıştım.

Adını andığım kişilerin üçü de bizi bırakıp uzaklara gittiler. Dinlerince dinlensinler ve üçünün de toprağı bol olsun.

 

 









Başa dön tuşu