William Dreghorn, yolu Kıbrıs’tan geçen, iz bırakmış çok önemli bir insan. 2001 senesinde, hayata gözlerini yuman ‘’ Bill’’ olarak dilinen, bilim insanı Dr. Drehhorn, 93 yıllık ömrüne, çok önemli çalışmalar sığdırdı.
Kıbrıs Jeolojisi ile ilgilenmeye başlayan, İngiliz bilim insanı William Dreghorn, jeolojik çalışmalar yapmak maksadıyla, 1968 senesinde Kıbrıs’a gelir. Limasol’da uzun yıllar yaşadıktan sonra, 1974 sonrasında, önce Girne, 1995’ten itibaren ise, son nefesini verdiği Mağusa’yı kendisine ev olarak seçer. 1970’li yılların Girnesi’ni çok severken, Girne’nin bozulmaya başlaması ile Mağusa’ya geçişi, sevdiği arkadaşı Turhan Kamil, sayesinde olur. Jeolojik çalışmalar yanında, tarihi eserlere karşı olan ilgisinden dolayı, yıllar itibarıyla paha biçilmez çalışmaların altına imzasını atar. Tarihi değerlere karşı olan ilgisine, çizim yeteneğini de katınca, görsel yönü güçlü, arşivlik çalışmalar, bizlere miras olarak kalır…
Kıbrıs’ı ve Mağusa’yı çok sevdi
Onu iyi tanıyanlardan biri olan, DAÜ Öğretim Görevlisi Taçgey Debeş, William Dreghorn’u şöyle anlatır: Bill erkenden kalkar sehpası, kağıt ve kalem ve boyalarıyla, seçtiği bir kilise,mescit,çeşme veya bir başka şeyi resme giderdi. Sanırım en çok zevk aldığı şey de buydu; keyfince bu eski kentin daracık soskalarında yarı harabe kiliseler arasında dolaşmak, onları anlamak ve başkalarına da anlatmak. William Dreghorn, bunu hakkıyle yaptı. Eski eserlerle ilgili kitaplarda, Türk-Osmanlı eserlerinin eksikliğini farketmiş olacak ki, son yıllarında bunun telafi edilmesini gerekli bir görev olarak bilmişti. O sebeble Kıbrıs’taki Osmanlı dönemi eserlerine de özel bir değer verdi.
Bill çizim yeteneği yanında, ayrıca bir güzel yazı (hüsn-ü hat) üstadıydı. Benim, William Dreghorn ile iki sefer görüşme şansım oldu. Çok derin sohbetlerimiz olmasa da, onu gözlemlemek bile, unutulmaz anılar biriktirmeme vesile oldu. 1997 senesiydi.’’ Historical Environment’’ dersimiz kapsamında, hocamız Taçgey Debeş, ders kapsamında, bize bir konuk getireceğini belirterek, konuşmacının çok değerli bir bilim insanı olduğunu, yaşının hayli geçkin olduğunu, kulaklarının az işittiğini, bu yüzden onu dikkatle dinlememizi salık verir. Bu konuk, o dönemde 90 yaşına yaklaşan, William Dreghorn’da başkası değildi. William Dreghorn, sohbetinde bizlere hayatından kesitler aktararak, çok sevdiği Mağusa hakkında olağanüstü bir konuşma yapmıştı. Konuşmasının sonunda, kendisinin ateist olduğunu, lakin Mağusa’nın farklı inançlara mensup medeniyetlerin en önemli kalesi olduğunu vurguladığını hatırlıyorum. Yine, 1974’ün 20.Temmuz’unda Girne Dome Otelde olduğunu, anlatarak, II. Dünya savaşında yardımcı pilotluk yapmış birisi olarak, ikinci acı savaş deneyimini Kıbrıs’ta yaşadığını anlatmıştı. Soru-Cevap bölümünde, ben de ona şu soruyu sordum: “Mağusa Surlar içinde, her gün için bir kilise inancı ile 365 kilise olduğu söyleniyor. Bu bilgi birçok kitapta da yer alıyor. Bir tarihsever ve araştırmacı olarak, siz ne düşünüyorsunuz?”
Az duyan kulağı ile soruyu dikkatlice dinledikten sonra, şu cevabı vermişti; “Bu tamamı ile yalan bir bilgidir. Muhtemelen, çok seneler önce, bir gezgin, bir gözlem kitabında bu bilgiyi yazdı. Ve bu yanlış bilgi kopyalanarak günümüze kadar ulaştı. Böyle birşey olsa bunu en iyi benim bilmem gerekirdi. Çünkü her gün Mağusa Suriçi’ni dolaşıyorum, tarihi esrler ile ilgili skeçler çiziyorum.”
[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”three” lightbox=”no” source=”media: 173940,173939,173941″][/images_grid]
JEOLOJİ, TARİH VE KÜLTÜR
İkinci karşılaşmamız, turist rehberliği mesleğimin ilk yıllarında oldu. Turist grubu ile Mağusa’yı dolaşırken, gruba st.Nicholas Katedrali ( Lala Mustafa Paşa Camii) hakkında bilgi verirken, gözüme film sahnesi gibi bir görüntü ilişti. Tarihi meydanda, tarihi cümbez ağacının altında oturmuş, başında şapkası, ak saçlı bir ihtiyar çizim yapıyordu. Bu yaşlı ingiliz, bizim William Dreghorn’dan başkası değildi. Yaklaşık 25 kişilik grubumu, hemen o noktaya doğru yönelttim. Gruba yüzümü dönerek, ‘’ Size yaşayan bir tarihi takdim etmek istiyorum. Yanımdaki kişi, kendisini Kıbrıs’a adamış, Kıbrıs’ı ve Mağusa’yı çok seven bir bilim insanıdır. Merhaba Dr.William Dreghorn, misafirlerimize uzun yıllardır burada yaşayan ve kitaplar yazmış birisi olarak neler söylemek istersiniz ?
Biraz emrivaki bir cümle olsa da, belli ki bu ilgi hoşuna gitmişti. Bu özel insan yerinden kalkarak, iyice kısılan sesini yükselterek, tarihi meydan hakkında bizlere bilgi aktarmıştı:
“Bu meydan dünyanın en güzel meydanıdır. Çünkü burası, üç farklı medeniyetin izlerini görebileceğiniz, ender yerlerden biridir. Mağusa’da bu var: Lüzinyan, Venedik ve Osmanlı. Bu yüzden Mağusa’a bir açık hava müzesidir. Bu şehrin tarihi yerlerini çizmeyi seviyorum. Her gün, gözüme başka güzel ve farklı görünüyorlar.”
Konuşması bitince, herkes onu alkışlayıp, selamlaştı, fotoğraf çektirdi.
Benim o güne dair en büyük pişmanlığım, fotoğraf makinemin yanımda olmayışıdır. Çünkü, kafamda, farklı medeniyetlerin kesiştiği, cümbez ağacının altında çizim yaparkenki, fotoğrafını çeksemde, gerçeğini çekememiştim…
İki güne ait, iki farklı anı. Bir daha da onu görmem mümkün olmadı. Bu süreçlerde, bulabildiğim bütün kitaplarını, arşivime aldım. Kitaplardaki yalın bilgi ve çizimlerden oluşan görsel şölenden, istifade ediyorum.
Kıbrıs’ın, jeolojisi, tarihi ve kültürel mirasları için, William Dreghorn, 93 yaşına kadar çok çaba sarfetti. Kitaplarında, çizimlerinde anlattığı Kıbrıs’ı özlememek, elde değil. Çalışmalarının daimi bir şekilde sergileneceği, bir merkeze kavuşması, onu ve ilham perilerini geleceğe taşımanın en kalıcı yolu olduğuna inanıyorum. Umarım, ona karşı bu vefa borcu ödenir…
William Dreghorn’un, Zeytin Ağacı şiiri, Kıbrıs’ta bir tarla ve üzerindeki ağacın, çok tanıdık ama bir o kadar da karmaşık hazin tapu öyküsüdür. Aynen, Kıbrıs’ın mülkiyet ve kişiler arasındaki mal mülk meselelerinde olduğu gibi…
Şair, tarlayı alır, ama zeytin ağacını almadığını bilmez; ağacı satın alır, zeytin ürününü almadığını bilmez.
Şair pekala deyip ağacın gölgesinde oturmağa kalkar ama gölgeyi almadığını bilmez! Sonunda ağacı kesip yakmağa karar verir, fakat heyhat ağaç onun ancak odun onun değildir.
[images_grid auto_slide=”no” auto_duration=”1″ cols=”three” lightbox=”no” source=”media: 173945,173944,173943″][/images_grid]
“KIBRIS. KAPI AÇIK VE BEN ÇIKMAK ÜZEREYİM”
“Kıbrıs. Kapı açıktır ve ben çıkmak üzereyim”. 30 yıldır Kuzey Kıbrıs’ta yaşıyan bir İngiliz vatandaşı olarak ayrılmadan önce, işte size son sözlerim. 1974 den beri adada çok sakin bir yaşam sürdüm, tıpkı artık toplumlararası çatışmalardan korkmayan Kıbrıslı Türkler gibi. 1974 den beri hayatımın en güzel yıllarını geçirdim. Altı yıl, Kıbrıslı Rumlarla da kaldım. Din ve politika konuşmamak kaydıyle, onları da çok dostça buldum. Türklerle 24 yıl birlikte yaşamak bana bir İslam toplumunun ne kadar misafirperver ve dostça olabileceğini gösterdi.Tüm bu sürede bana kimse dinimi sormadı. Hristiyan kötülemelerine karşın, onlardan daha tolerans sahibi bir toplum bulamazsınız.
Tüm adada dinin kişisel bir şey olduğunu kabul eden bir kabulleniş olsa, ne şahane olurdu. Ancak henüz değil, uzun bir süre daha da, bu olamayacak gibi…
William Dreghorn. Kıbrıs. (1998, 90 yaşında iken yazıldı. Çeviri : Taçgey Debeş)
Not: Böylesi bir yazı, hiç aklımda yokken. Arkeolog Müge Şevketoğlu’nun, Eski Eserler ve Müzeler Dairesi katkıları ile hazırlamış olduğu, “Bellpais Abbey” isimli, Dreghorn çizimlerini ve bilgilerini içeren kitap, elime geçince yazmak istedim. Taçgey Debeş’in de, “KKTC’nin Tanıtımında Önemli Rol Oynayan Bir İngiliz; William Dreghorn (1908-2001)” isimli yazısından esinlendim. Onun hatırasına ve biriktirdiklerine, sahip çıkan tüm herkese, vefa örneği sergiledikleri için teşekkür etmek gerek.
































