Köşe Yazarları

Venedikli kız ve Osmanlı komutanı


Lefkoşa’nın alınışı Mağusa gibi zorlu değil ve surlar Osmanlı askerlerinin gücüne dayanıklı değildi.

Zaten Venediklilerin beklediği yardım da gelmemişti ve gelmeyecekti.

Nihayetinde Lefkoşa alınmış, neredeyse taş taş üstünde kalmamıştı ama kalanlar da vardı elbet.

Ayakta duran binalardan biri de Selimiye (Ayasofya) Meydanında bulunan ve günümüzde Belediyeler Birliği’nin binası olarak kullanılan saray.

O binaya Türk usulü eklemeler sonradan yapılacaktı…

İşte o fetih günlerinde,

Osmanlı komutanlarından biri sözünü ettiğimiz binaya girer ki şehir henüz ele geçirilmiş, kimbilir kimi sokak ve caddelerde kılıç sesleri durmamıştır.

Lefkoşa’nın fetih günlerini yaşayan kimi yabancıların kaleme aldıkları eserlerinde, her yerin kan gölüne döndüğü belirtilir; her tarafta insan cesedi; kopmuş kollar, bacaklar ve yarım kalmış gövdeler…

Saraya giren komutan odaların birinde bir inilti duyar.

Önceleri iniltinin nereden geldiği anlaşılmaz ama inilti devam etmekte ve işitilmektedir.

Odayı kolaçan edenlerin gözlerine kapının üstüne yerleştirilmiş bir sandık ilişir ve iniltinin de oradan geldiği anlaşılır.

Sandık hemen alınıp açılır.

İçinden ne çıksa dersiniz?

Genç bir kadın.

Bu idarecilerden birinin kızıymış.

Venedikli idarecilerden biri olmalı.

Kıza gerekli ilgi gösterilir ve “canlanması” sağlanır…

Hikayeyi anlatan bir zamanlar ünlü “Masum Millet” gazetesini çıkaran ConRifat’ınkızı Şifa Dizdar.

Dizdar’ın bu anıları 1980 yılına ait ve Harid Fedai’nin “Kıbrıs’ta Masum Millet Olayı” adlı kitabında ek olarak sunulmuş…

Şifa Dizdar bu anılarında babası ConRifat’ın büyük dedesinin 1571’de Kıbrıs fethini gerçekleştiren komutanlardan biri olduğunu söylüyor.

O Venedikli kızı bulunduğu yerden çıkaran da o komutan…

ConRifat, 1878 yılında Kıbrıs’ta doğmuştu, İngiliz’in adaya ayak bastığı tarihte.

Muhtemelen komutan dedesi fethettiği topraklara yerleşenler arasındaydı ya da o ailenin ileriki nesilleri başka bir zamanda Kıbrıs’a yerleşmiş olmalıydılar, bilemiyoruz…

Bilindiği gibi Surlariçi Lefkoşa’nın üç ana kapısı bulunuyor ve kente giriş ve çıkışlar bu kapılardan yapılıyordu.

Kapılar Venedik döneminde kontrol altında tutulduğu gibi, Osmanlı döneminde de durum buydu.

Bu kapılar o dönemlere ait önemini İngiliz döneminde yitirecekti.

Ancak İngilizler de kısa bir dönem de olsa bu kapıları kullanmışlar, kontrol altında tutmuşlardı.

Her dönemde ceza alan kimi kişiler ya kapılardan içeriye giremiyor, ya da kapılardan dışarıya çıkamıyordu.

Aynı anılarında Şifa Hanım Birinci Dünya Savaşı sıralarında bir grup Kıbrıslı Türk aydının İngilizler tarafından tutuklanıp kimilerinin Girne Kalesi’ne hapsedildiğini söylerken, kimilerine de daha hafif ceza verilerek, Mağusa kapılarından dışarıya çıkma yasağı uygulandığını anlatıyor ki bu da İngilizlerin de kapıları yasakçı bir zihniyetle kontrol altında tuttuklarına dair ipucu verir…

Hikayeye dönecek olursak,

Venedikli kız sandıktan çıkarıldıktan sonra nasıl bir hayat yaşamıştı kim bilir…

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı