Köşe Yazarları

VATANDAŞIN DERDİ, GÜNDEM BİLE OLAMIYORSA…






Dün casinolarla ilgili yüzde 50’lik vergi indirimini yazmıştık. Kumar oynanan masa başına da göstermelik artışlar… Beni mi düşünecek, sermayeyi mi? Tabii ki halkı değil. Hele de seçim üstü…

E ama diğer taraftan para yok…



Siz bakmayın Meclis’te “para geldi, gelecek, korkmayın” çıkışlarına; “kurtuluş” diye takdim ettikleri, 170 milyondur… Yok öyle eskisi gibi dipsiz kuyu…

Verilenin de gideceği yer bellidir.

Yani, politikası da içindedir…

O sizin neredeyse sıfırlanan yatırım bütçenizin yerini alamaz. Kalkınmanızı da sağlamaz.

Sağlamasın zaten. Kırk yıl Türkiye’den kopartılan hesapsız paraların nerelere gittiğini sağır sultan biliyor. Ne zaman içte sıkışsalar, vatandaş biraz sesini çıkartsa, “Aman efendim Kıbrıs meselesi kritik aşamada” diye koparttıkları, ama sadece, bir sonraki seçim hesaplarıyla dağıtılan paralar…

Türkiye o Türkiye değil. Olmasın da zaten. Hem biz “kendi ayaklarımızın üstünde duralım” demiyor muyuz?

Ama hala “Türkiye’den parayı en iyi ben alırım” deyip rezil olanları dinliyor, yaptılardı, yapamadılardı diye tartışıyoruz.

Yerel kaynakları devreye koymaktan, yerel gelirleri artırmaktan başka çare yoktur.

Hükümet de kafasına vurula vurula o noktaya geldi ama işte tam da orada klasik ideolojik hastalığı nüksediyor.

Parayı vatandaştan çıkartmak…

Memur dediğin çalışan nüfusun yüzde 30 ancak var. Eh, durumu akmasa damlayan kesim. Geri kalan yüzde 70 zaten ortalama asgari ücrete mahkum. Ama hükümet, gelir artırmak deyince, sermayenin değil, vatandaşın ensesine biniyor.

İşte ideolojik hastalığı budur.

Çok kazanandan değil, otomatik olarak eli mahkum ödeyenden almak. En kolayı bu…

Bir varlık vergisi koymaz. Toplumun yüzde ikisi, geriye kalanın tümünün geliri kadar para kazanır, ona yönelmez. Bu ülke insanının kaynaklarından, topraklarından, vergi muafiyetlerinden, desteklerinden, teşviklerinden kazanç sağlayıp zengin olana dokunmaz.

İşte son vergiler… Gelir vergisinde artış. Kim ödeyecek, çalışan maaşlı, ücretli… Bir kesime KDV muafiyetini artırırken, diğer kesimlere KDV’de, gelir vergisinde, emlak vergisinde, taşınmaz mal vergisinde, kurumlar vergisinde, götürü vergilerde artış… Dar gelirliye, küçük esnafa…

Onların düzenlenmesinde de öyle ayak oyunları var ki, kafa karıştırmaktan başka bir şey değil.

O yasa değişiklikleri Meclis’e geldiğinde başında oturup, sonuna kadar izleyip, anlamaya çalışacağız. Aslında fazla kafa yormaya da gerek yok, kısacası bu yoklukta daha da fakirleşeceğimizdir.

Dedik ya, bu tartışma “federasyondu, değildi” tartışmasından daha önce yapılması gereken bir tartışmadır.

Bu ülkenin kaynakları vardır. Kurtuluşunu, hem de füze gibi uçmasını sağlayacak kaynaklar.

Bu kaynaklardan devletin hak ettiği payı almasını öngören kimdir?

Kimin böyle bir politikası vardır?

Ya da kim, hala daha Türkiye’den para koparma, vatandaşın boğazından kesme politikasını savunur.

Şu anda yapılması gereken tartışma budur. Üretilmesi gereken politika budur. Ama bunun için de cesaret gerekir…

Ne yazık ki, asıl meselemiz gündemde yer bile bulamıyor. Bir taraf hamasetle göz boyayıp canımıza okurken, diğer taraf onun belirlediği gündeme cevap yetiştiriyor.

Benim de üzüldüğüm budur. Vatandaşın asıl sıkıntısı, ülkenin asıl sıkıntısı gündeme bile gelemiyorsa, iyiye gitmek mümkün müdür?

Seçenek sunulmayan kitleler, sonunda pasifizme kayar. Sonra kimse şikayet etmesin…

YERİN KULAĞI VAR

DÜŞÜRMEYİN SEVİYEYİ:

Adaylığını açıklamaya hazırlanan Cumhurbaşkanı Akıncı, seçim bürosundan önce hukuk bürosu kurduğunu duyurdu. Bana ilginç geldi. Cumhurbaşkanının, bu seçim sürecinde hukuk dışılıkların öne çıkacağı yönünde bir inancı mı var? Var demek ki, “şimdiden işaretleri görülen karalamalar ve iftiralara karşı” diyor. Yazık, maalesef seviyenin düştüğü bir seçim dönemine giriyoruz. İnşallah Cumhurbaşkanı da biz de yanılırız.

KAMPLAŞMAYI YARATAN KAYBEDER:

Türkiye ile imzalanan protokolün uygulanmasına dair anlatılanların doğru olmadığı söyleniyor Meclis’te. Maliye Bakanı da doğruluyor. Ama Başbakan bu eleştirileri “sen Türkiye ile protokola karşısın, sen Türkiye’ye karşısın” noktasına çekmeye çalışıyor ısrarla. Bir kavga, bir gürültü. Ve bu her seferinde böyle. Tatar sıkıştıkça bu yola başvuruyor ki, çok yanlış. Ülkede kamplaşma yaratmanın cezasını en çok kendi çekecek farkında değil…

HER ŞEY GÜZEL OLACAKTI:

Dörtlü hükümeti bozup, UBP’yi iktidara getirmek için her yolu deneyen bazı sektörler, bugünlerde UBP’yi iktidara taşıdıklarından bin pişman. Sanıyorlardı ki, UBP iktidara gelince tüm sorunlarına çare bulunacak, piyasa bolluğa ve paraya boğulacaktı. Şimdi, ekonominin geçmişe oranla çok daha kötüye gittiğini, bağımlılığın daha da arttığını onlar da görüyor ama, şimdi bunun cezasını çekiyorlar…

 DESTEKLEMEYEN DE Mİ VAR:

UBP yayın organı Güneş gazetesinden bir haber, “UBP Girne milletvekili İzlem Gürçağ, UBP cumhurbaşkanı adayı Tatar’a ‘destek açıklayan’ milletvekili kervanına katıldı” diye… Bu haberden, Tatar’a ‘destek vermeyen’ vekillerin de olduğunu anlıyoruz. Hani derler ya, “kaş yapayım derken, göz çıkardı” diye. Bu haber tam da böyle…

 İTHAL ET KARARI DOĞRUDUR:

Angolemli hocam, dün Meclis’te et ithalinin üretimi bitireceğinden söz ediyordu. Oysa kırsalda yapılan üretimde yaşananları en yakından bilen biridir. Hocam, bu ülkede hayvancılık da çiftçilik de artık dünyada kalmayan bir ilkellikte, tekel, kartel gibi sürdürülmez mi? Neden entegre çiftlik anlayışına geçilmez, neden kooperatifleşme teşvik edilmez? Her önüne gelene teşvik, destek verilerek verimli, ucuz üretim yapılabilir mi? Destek verilen hayvan sınırını bile düşürerek, üretimi nasıl artırırsınız ki? Gelsin ithal et, illa da üreteceklerse, adam gibi üretsinler, rekabet etsinler…

ASGARİ ÜCRET UNUTULDU:

Bakan Sucuoğlu’nun üçüncü toplantıda kesin belirlenir dediği asgari ücret kış uykusuna yattı. Ha bugün, ha yarın diyerek işçiye umut veren Bakan Sucuoğlu’nun, son toplantıda önerdiği yaklaşık 200 TL’lik artış belli ki birilerine fazla göründü. “Bugün belirlenmezse, yarın devam edilip yeni asgari ücret belirlenecek” dediği toplantının üzerinden bir hafta geçti. Arıklı’nın, “Asgari ücret komitesinde tam bir tiyatro sergileniyor” sözü gerçeğin ifadesidir.

ZİRVEDEKİLER

Merter Refikoğlu(Şehir Plancıları Odası Başkanı): “Müteahhitlerin Mağusa, İskele, Yeniboğaziçi İmar Planı yürürlüğe girmediği için aldığı (alacağı) eylem kararı, planlı şehirlerde yaşamak istediklerinden dolayı değildir. Hak kazandıkları (hakları olmayan) projelere Yüksek İdare Mahkemesinin aldığı ara emri kararı içindir. İmar Planı ile bu dava (ara emri kararı) düşüp, bu hakları (hakları olmayanı) geri alma hayalleri vardır. İmar planının o maddesi de yine dava edilip 3. Defa ara emri alınacaktır. Saygılar…”.

 

DİPTEKİLER

Geldi Mi, Gelmedi Mi?: Genel Kurul’da, Türkiye ile imzalanan protokol kapsamında gerçekleşmesi beklenen para akışında yaşanan sıkıntıların gündeme gelmesine sinirlenen Başbakan Tatar, “Bunları burada konuşmaya ne gerek var? Gecikme olmuş olabilir ama imza atılmıştır. Önemli olan ilişkilerdir” ifadelerini kullandı. İyi de niye sinirleniyor ki? Bu kadar zor muydu, “geldi” veya “gelmedi” demek?







Başa dön tuşu