Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Vatandaşın bekleyecek gücü kalmadı…

Çıkın çarşıya ve özellikle esnafa sorun, “İşler nasıl” diye. Alacağınız cevap belli, “İşler iyi gitmiyor!” Aslında sadece esnafın durumu değil, hiçbir şey iyiye gitmiyor… 
İşadamı, esnaf, memur, işçi, ülkedeki ekonomideki gidişattan huzursuz… Döviz aldı başını gidiyor, ama önlem alınacağına dair hiç bir işaret yok…
İşçi asgari ücretten, işadamı faiz ve fonlardan, memur ise ay sonunu getirememekten şikayetçi. Sendikalar ise zaten hep şikayetçi…
Yani ekonomi durağan değil, yere çakılmak üzere. Ülkenin tüm bölgelerinde üç aşağı beş yukarı görüntü ve şikayetler tıpkı yukarıda yazdıklarım gibi. İktidar koltuklarında ilk kez bir araya gelen iki parti var. Birçoğumuz bu iki partinin bazı şeyleri değiştireceğine inanıyor, daha doğrusu inanmak istiyoruz. Ancak bunun için biran önce çalışmaya başlamalılar. Yapılacak ufak dokunuşlarla, yıllardır yapılmayanlara el atmalı, vatandaşın günlük hayatını kolaylaştıracak icraatları hayata geçirmeye başlamalıdırlar. Çünkü vatandaşın bekleyecek, dayanacak gücü kalmadı. Karamsarlık giderek artıyor. İyimserlik ise, tasını tarağını çoktan toplamış, gitmeye hazırlanıyor…
Hele bankacılarla konuşsanız. Size dehşet bir tablo çizerler. Kredi kartları patlamış, ertelenen ev, araba borçları faizlerle iki katına çıkmış, maaşlar borca gider olmuş, sonuçta çarşı da sinek avlar duruma gelmiş. Yatırımda yaprak kıpırdamıyor. Gelecek belirsiz.
Güney’e geçmeyeniniz yok, yaklaşık iki yıldır krizle boğuşuyorlar ama, durumlarının bizdekinden çok daha iyi olduğunu görebiliyoruz. Zamanın Maliye Bakanı Ersin Tatar’ın dediği gibi, “uçan ekonomi”yle havada uçan sineklere karşın, battı dediğimiz Rum ekonomisinde insanlar normal hayatlarını ve alışverişlerini sürdürüyorlar. Yaşanan krizle bankalardaki parası gerçekten batmış olan Lefkoşa Rum Belediyesi’nin işçileri, modern araçlarıyla, sürekli etrafı temizliyor, sokak boyunca dükkanlar ışıl ışıl ve insan dolu. Halbuki biraz ilerisindeki Arasta’da kapalı dükkanlar, izbe ve pis sokaklar… Hangi konuya el atsanız bir geriye gidiş, bir çöküşe doğru gidiş hemen görülüyor…                                     
İyimserlerin sayısı hızla azalırken, ne yazık ki karamsarların sayısı katlanarak artıyor..!
İş çevrelerinin ortak görüşü, ekonominin siyasetten kurtarılması. Ama bu yeterli mi? Öncelikle, ülke ekonomisini kalkındırma amaçlı planlı çalışmalar yapılmalı. Bu yapılırken de, ülkemizde “siyaset” adına yapılan popülist kararlardan vazgeçilmeli. Hükümet politikaları da ekonomi endeksli olmalı. Ama ne yazıktır ki özellikle son dönemlerde, ekonomiye değil de, “denk bütçe” dengelerine öncelik verildiği için, ekonomi hep ikinci planda kaldı…
Devlet kaynakları desteklere, sübvansiyonlara, teşviklere kurban gitti, hala da gitmeye devam ediyor. 
2009’dan beri gelen bütün hükümetlerin birinci hedefi, piyasayı ucuzlatmak ya da halkın alım gücünü yükseltmek, refah sağlamak değil, bütçedeki kara delikleri kapatmak oldu.  Oysa o delikleri kapatmanın yolu, yine planlamadan ve tasarruftan geçer. Kara deliklerin başını kamu açıkları çektiğine göre, öncelikli olarak kamuya disiplin getirilmesi gerekir. Bilim, akıl, mantık, matematik hepsi bunu söylerken, aksine kamu harcamaları, seçimdi, kurultaydı derken şişirildikçe şişirildi.
Hesapsız harcamalar, usulsüzlükler, yolsuzluklar, har vurup harman savurmalar… Eh bu durumda, hangi fon, hangi vergi ortadan kaldırılabilir ki..? Devlet kendi savurganlıklarını kapatacağı tek gelirinden nasıl vazgeçer. Vazgeçemeyeceği gibi, akaryakıta, elektriğe zam yaparak, yeni dolaylı vergilerle zaten eriyen kazancın daha büyük bir dilimini de vatandaşın elinden alır…
Ekonominin alfabesidir, duran ekonomiyi canlandırmanın yolu, piyasayı canlandırmaktan, yeni yatırımlarla, istihdam ve likit akışı sağlamaktan geçer. Ama Kıbrıs’ın Kuzey’inde şu anda böyle bir niyet yok… Hep yazdık, bu hükümetin başarılı olmaktan başka şansı yok diye… Onun için, yıllardır o alıştığımız gelen her yeni bakana yapılan çiçekli, “hayırlısı olsun” ziyaretleri kısıtlanmalı, hatta tamamen yasaklanmalı ve bakanların bir an önce işlerine yoğunlaşmaları sağlanmalı. Çünkü vatandaşın beklemeye tahammülü yok…

 

YERİN KULAĞI VAR
TEK TARAFLI OLMAZ:
Rum lider Anastasiadis, “Maraş kentini gerçek sahiplerine iade etmek istiyoruz. Türkiye’nin ortaya koyacağı en büyük güven yaratıcı önlem bu olacaktır” demiş. İyi de bu işler tek taraflı olmaz ki, keşke “biz de eş zamanlı olarak Kıbrıs Türkü üzerinde uyguladığımız ambargoları kaldırıp, deniz ve hava limanlarını uluslararası uçuşlara açmaya hazırız” deyiverseydi ya. O zaman alan memnun, veren memnun olurdu…

IŞİD’DAN FARKIMIZ YOK:
IŞİD dünya mirası eski eserleri nasıl yerle bir ediyorsa, biz de Girne’ye aynısını yaptık galiba. Akdeniz’de eski çağlardan kalan kaleler, limanlar, kentler aynen korunup, yaşatılırken, biz IŞİD gibi,  tarihi bir limanı göz göre göre yıktık. Serdar Denktaş da, arkasında yıkıntı bırakan Turizm Bakanı olarak anılacağını bildiği için, son gün turizm bütçesinden, limanın tamiri için gereken meblağı onaylamış. Peki ama bunca yıl bu hale gelene kadar niye kimsenin umuru olmamış? İşte bu bize özgü… Bütçeyi partizan istihdamlar için harcamak varken, kim böyle bir işe harcama yapardı ki…

YDH:
Yeni Doğuş Hareketi adında bir sivil toplum örgütü daha kuruldu. Deniyor ki, “Rum tarafı, mülkiyet ve toprak meselesinde 1974 sonrası adaya gelenlerin geri gönderilmesi ve ellerindeki mülklerin kendilerine iade edilmesini istiyor. Bu da eski ve yeni Kıbrıslıların arasına nifak tohumları ekmek demektir”. Tamam, güzel de, şimdi tam da bugünlerde “yeni” Kıbrıslıların haklarını savunacak bir hareket kurmak, Rum tarafının istediği bölünmeye hizmet etmeyecek midir?   

PARTİLER ÜSTÜ MÜ DEDİNİZ:
Bu “Yeni Doğuş Hareketi”nin "partiler üstü" olduğu belirtiliyor ya, kimler var diye isimlere bir baktım, birçok isim eski DP yönetim kadrosunda yer almış veya DP döneminde atanmış müdür müşavirler. Yine de kendilerini “partiler üstü” olarak göstermekten çekinmiyorlar. Siyasetin göbeğinden gelen kurucularla nasıl siyaset üstü olacaklar..? Hani meşhur bir laf var, “yersen”…

BÖLÜNE BÖLÜNE:
Bugüne kadar hiçbir parti çekmedi DP’nin çektiği kadar. Her seçim sonrası seçilen vekillerini kaybeden, hükümet ortakları tarafından hep dışlanan ve şimdi de yıllarca yol arkadaşlığı yaptığı isimler tarafından içten vurulan parti oldu. Yakın zamana kadar DP’liler ve UG’liler diye bölünmüşlerdi, şimdi ise “amip” gibi kendi içlerinde bölünüyorlar… 

BİRAZ SAF MIYIZ NE?:
Her şeyin sahtesi var ülkemizde. Sadece bir günlük gazete haberlerinden; sahte çalışma izni çıkartan; sahtekarlıkla kendini gümrükçü olarak tanıtıp para temin eden; sahte kaza raporu düzenleyip, sigorta şirketlerini dolandıran… Bunlar sadece yakalananlar. Ya yakalanmayanlar… Öyle hemen ithal suç diye yaftalamayın, aralarında has be has Kıbrıslılar da var. Ve bu işlerin artması da öyle denetimle, polisle önlenemez. Bunu yapacak olan bizleriz. Vatandaş kandırılmaya hazır olmasa, uyanık olsa, sahteci zaten müşteri bulamaz…

 

ZİRVEDEKİLER
Kemal Hıfzıoğlu: “Yakın zamana kadar DP yetkili kurullarında görev yapmış bu arkadaşlar, yakın zamana kadar yuvarlak masa etrafında siyasi duruşlarını mı inkar edecekler, yoksa şimdi hiçbir siyasi oluşuma yakın olmayıp, partiler üstü olduklarına mı inandırmaya çalışacaklar YDH’yı. Çıkın mertçe biz Serdar Başkanın DP’nin başından gitmesini istiyoruz deyin, görüşlerinize ya katılalım, ya da demokratik olarak tartışalım. Ne Serdar Denktaş DP’dir ,ne Kemal,ne Ali, Veli…”.

DİPTEKİLER
Tarım Reformu: Tarım Bakanı Sennaroğlu’nun Havadis’teki röportajında, “reform”dan söz ettiğini görünce, devletin tarım ve hayvancılıktan elini çekeceğini sandım. Bir de baktım, hellim standardı için gerekli olan koyun ve keçi sütünü teşvik etmek için, inek sütü desteklenmeyecekmiş. Anladığım, devlet, üreticiyle ortak tarım ve hayvancılık yapamaya devam edecek. Ben buna reform diyemem, kimse kusura bakmasın…