Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Umutsuz vaka…

Basına yansıdığı kadarıyla Türkiye Yunanistan Dışişleri Bakanlarının görüşmesi, umutlananlar için yeni bir hayal kırıklığı.

En basit ifadeyle, birinin “vazgeçilmez” dediğine, diğeri “asla kabul edilmez” dedi.

Denktaş-Makarios zamanından bu yana Rum tarafının giderek tırmandırdığı ön şartlar, artık en temel değerlerimize gelip dayandı. Şimdi ön şart olarak onları öne sürüyorlar.

Bu durumda, ne gibi bir sürpriz olabilir di ki?

Yani okuduklarımız mı gerçek dışı, yoksa anlama özürlü müyüz?

Bizim gördüğümüz manzara bu kadar açıkken, Rum Dışişleri Bakanı Hristodulidis’in, “kamuoyuna yansımayan ve olumlu sonuçlar getirmesini umut ettiğimiz bazı şeylerin gerçekleşmekte olduğunu” iddia etmesinin temeli ne olabilir?

Hrsitodulidis, “Perde Gerisinde Bazı Şeyler Oluyor” derken, neyi kastediyor?

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’yla Kudüs zirvesinde yaptıkları görüşmeyi mi?  Hristodulidis’in o zirveyi kastederken söylediği “Bölgeyi Militarize Etmiyoruz” söylemi de yaptıklarının tam tersi değil midir?

İçinde ABD’nin olduğu yeni bir askeri ittifak temelinin atıldığını daha geçen ay kendileri söylememiş miydi?

Bizim tarafta, yaptığım bire bir görüşmelerden aldığım izlenim, müzakereler konusunda olumlu bir ortamın oluşmadığı şeklinde. En yetkili ağızlar, öyle bir beklenti içinde değil.

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın ABD’nin yeni büyükelçisini kabulünde söylediği “uluslararası toplumun, tarafları işbirliğine yönlendirmek yerine Kıbrıs Rum tarafının tek taraflı adımlarını teşvik etmesi çözüme yardımcı olmaz” sözü tam yerinde olmuş da, maalesef durum bu. ABD Büyükelçsi de yaptıklarının çözümü engellediğini bilmiyor mu? Pekala biliyorlar ve yapmaya devam ediyorlar.

Aynen Trump’ın uluslararası hukuku çiğneyerek, “Golan tepeleri İsrail’indir” diye bir açıklama yapması gibi.

Ha, “hadi bir defa daha” diyerek yeni bir müzakere sürecine sürüklenip gidebiliriz. Zaman sınırı, gündem, referans falan bir kenara bırakılır, bir süreç başlayabilir.

Neye yarar?

Bunları yazdığımda, çözüm karşıtı gibi göründüğümü biliyorum. Oysa adanın tek geleceğinin çözümde olduğuna inanan biriyim.

Fakat ne yazık ki, hem adada, hem çevrede olup bitenler bana umut vermiyor…

 

 

GİRNE-ALSANCAK TRAFİĞİNİ FELÇ EDEN, PARTİZANLIKLA VERİLEN İZİNLERDİR…

Özellikle Lefkoşa ve Girne kent içi trafiği artık kilitlenme noktasına geldi. Yollar yetmiyor, biliyoruz.

Ancak, kentler arası yollar da inanılmaz yoğunluğa vardı. Özellikle Girne-Lapta arası, yeni yerleşim yerleri nedeniyle İstanbul’un boğaz trafiğine benzedi.

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı, Trafik Dairesi yetkilileri, Girne Belediyesi, Lapta Belediyesi ve Alsancak Belediyesi yetkilileriyle bu konuda bir toplantı yapmış. Toplantıda güzergahtaki toplu taşımacılık ile ilgili sorunlar görüşülmüş, otobüs ve minibüslerin denetimi konusunda kararlar alınmış.

Bölgede yaşayan biri olarak, konu yakın ilgi alanımda. Bundan 5 yıl kadar önce başlayan bu sıkıntı üzerine defalarca benzer toplantılar yapıldı. Girne Belediyesi, bugün alınan bu kararları daha önce de aldı, açıkladı, ama değişen hiçbir şey olmadı.

Nedeni belliydi, yıllar önce özellikle bu bölgede, bol keseden dağıtılan “T” izinleriydi ana sebep. 2015’de açıklanan minibüs sayısı 64’dü. Şimdi ne oldu bilmem.

İhtiyacın çok üstünde dolmuş izni var bölgede. Öyle olunca pasta küçüldü. Adamlar son duraktan boş çıkıyor, yol boyunca istedikleri yerde durup yolcu alıyor, istedikleri yerde indiriyor, köşe başlarında trafiği engeller şekilde durup yolcu bekliyor.

Bu hesapsız kitapsız partizanlık, sadece güzergahı değil, Girne kent içi trafiğini resmen felç ediyor. Buna bir de üniversitelerin dev gibi otobüslerini ekleyin.

Yapılması gereken bence hala sürücüleri disipline almaya çalışmak yerine, ihtiyaca göre sayıyı azaltmak olmalı. Popülizmin bizi getirdiği yer işte böyle bir felaket.

Eğer Ulaştırma Bakanı, niyetinde ciddiyse, her ikisi için de ihtiyaca ve mevcuda bir baksın ve karar versin.

 

 

YERİN KULAĞI VAR

ÇAĞ DIŞI MI, DEĞİL Mİ?:

Yunanistan ve Türkiye Dışişleri Bakanlarının merakla beklenen Antalya buluşmasına “garantiler” konusu damgasını vurdu.  Yunanistan Dışişleri Bakanı Katrugalos, “Çağdışı bir yöntem olan garantilerin devredışı olmasından yanayız” derken, Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ise, “Garanti konusu çağdışı değildir. Çağdışı olduğunu iddia etmek bize göre gerçekçi değil” cevabını verdi. İki ülke arasındaki görüş ayrılıkları bu kadar net iken, ülkede bir barışın olacağına hala inan varsa kusura bakmasınlar ama, akıllarına şaşarım…

 

YAYA GEÇİDİNDE KAZA GEÇİRMEK: Böyle bir şey ancak az gelişmiş ülkelerde olur. Medeni insanlar, yaya geçidinde ne isterse olsun durur, yayalara öncelik verirler. Eskiden biz de öyleydik. Ama öylesine saygısız olduk ki, direksiyonun başına geçen, kendini yolların hakimi sanıyor. Yazık. İki genç kız, yaya geçidinden geçtikleri için ağır yaralanıyor. Bu ne şımarıklık, bu ne rahatlık, ne sorumsuzluktur.

 

GECİKEN YARGI:

Gökhan Naim cinayetinde son çıkan isimlerden birinin, 2017’de askeri bölgeyi işgal, kaçak yollardan KKTC’ye geçmek, pirinç kaçakçılığı ve kanunsuz silah bulundurma suçlarından tutuklanıp, kefaletle serbest bırakıldığı ortaya çıktı. Diğeri sahte pasaport suçundan tutuklanmış bir süre önce. Bu kefaletle serbest bırakma işi de asayiş sorunumuzun bir parçası. Benzer bir çok örnek var ki, giderek daha ağır suçlara karışmışlar. Yargının gecikmesi nelere sebep oluyor. Keşke yargısı süratle tamamlanıp, cezasını çekip sınır dışı edilseydi. Şimdi ara da bul…

 

KEHANET GERÇEKLEŞiYOR: Bir süredir döviz üzerinde uygulanan baskının, Türkiye’deki yerel seçimlerden sonra gevşeyip, ibrenin yukarı doğru seyredeceğini tahmin ediyorduk. Ancak felaket erken geldi. Dolar aylardan sonra ilk kez 5,72yi gördü. Euro ve sterlin de paralel şekilde yükseliyor. ‘2019, bir önceki yıldan kötü olacak’ kehanetleri gerçekleşmeye başladı. Biz ne yaptık? Bir hazırlığımız var mı? Yok! Ne olabilirdi ki?

 

DAHA NEYİ BEKLİYORSUNUZ:

Daha ne olmasını beklediklerini hala anlamış değilim. İskele’de bir restoranda çalışan bir şahıs annesi ile yemek yemekte olan 13 yaşındaki kız çocuğunu taciz ettiği gerekçesi ile gözaltına alındı. Gözaltına alınan ve cezaevine gönderilen zanlının KKTC’de kaçak olduğu belirlendi. Gümrük kapılarında kontrolleri sıklaştırmak, ülkeyi sorma gir hanından kurtarmak için daha ne olmasını bekliyorsunuz sayın yetkililer…

 

NASIL MUTLU OLALIM:

BM’nin, ülkelerde kişi başına düşen gayri safi milli hasıla, ortalama yaşam süresi, sosyal yardım, özgürlük, güven ve refah gibi altı maddenin puanlamasına göre hazırlanan Dünya Mutluluk Raporu’nda, Güney Kıbrıs 49’uncu sırayı alırken, Kuzey Kıbrıs ise, 64’üncü sırada yer aldı. Kavga ve ekonomik sıkıntının bitmediği KKTC’de 156 ülke arasında yine de pek mutsuz değilmişiz. Pek inandırıcı değil ama rakamlar öyle söylüyor, nasıl oluyorsa.

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Mert Özdağ: “Ülkede gerçek anlamda bir ‘yabancı öğrenci’ sorunu var. Toplumsal barışa ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde büyük kentlerimizde giderek büyüyen bu soruna eğilmek gerekiyor. Gecenin karanlığında dönenleri, bu karanlık ticaretin odaklarını tespit etmek çok da zor olmamalı…
Bir bar çalışanının, apartmanlardaki komşuların, bir marketteki kasiyerin gördüklerini, polisin görmediğini, duymadığını sanmıyorum”…

 

DİPTEKİLER

Tarifeniz Can Sıktı: Elektrikte “çoklu tarife” reklamı artık can sıktı. Herkes bunun, aslında zammı süslemek olduğunu pekala biliyor. Üstelik her çıktıklarında milletin kafasını karıştırıyorlar. Uygulama 1 Nisan’da başlıyor, daha anlatmak için broşür dağıtacaklarmış. Milletle dalga geçer gibi dönen mizahi reklamlarından bir şey anlamadık ya, bunu da anlayana kadar, uygulama başlayacak. Tekli tarifede kalmak isteyen, Kurum’a müracaat edecekmiş. Nasıl yani, çoklu tarife madem avantajlı, kim teklide kalmak ister ki?