Köşe Yazarları

UMUTSUZ VAKA..








Anastasiadis, ülkesini düşürdüğü durumu bizzat kendisi çok güzel ifade etmiş, “Bir üçüncü ülkenin kuklası”.




“Hayır olamam, mümkün değil” falan dese de, üçüncü bir ülke değil, bir çok ülkenin çıkarlarının kuklası durumuna düştüğünün farkında aslında.



O Anastasiadis ki, birkaç ay önce Kıbrıs Türklerine “ülkeyi yabancı çıkarların kuklası haline getirecek bağımlılıklara ihtiyacı olmadığını anlayın” çağrısı yapıyordu. Şimdi kendi muhalefeti tarafından kukla olmakla eleştiriliyor.

Orada da en çok sesi çıkan AKEL. Onun da derdi, ABD. Doğu Akdeniz’de yaratılmak istenen gerginliğe alet oluyorsun demiyor da,  “Tek yapmaya çalıştığı şey, ülkeyi NATO ve ABD’nin ‘savaş arabasına bağlamak’, aynı zamanda, Rum kesiminin Rusya gibi diğer ülkelerle ezelden beridir muhafaza ettiği ilişkileri zayıflatmak” diyerek, neden sadece Rusya ile işbirliği yapmadığını sorguluyor.

Bugüne kadar yalnız kendi iç sorunu nedeniyle dünya gündemine girebilen Kıbrıs, son dönemde enerji ve hakimiyet kavgalarının odağında olunca, Rum tarafı, birden kendini aktör gibi hissetmeye başladı.

Aynı şey Yunanistan için de geçerli.

Şu anda yaptıkları, ya da kendilerine yaptırılanların ülkesinin çıkarı ile bir ilgisi yok. Kısa dönemin karı diye baktığı dolar gözünü kamaştırdı. Yaptığı ittifaklarla, Akdeniz’in kilit devleti olduğunu falan sandı ama gerçeklerin bununla ilgisi yok.

Kıbrıs halklarının bir aklı selime ihtiyacı var. Fakat ne yazık ki, görünürde de böyle bir olasılık yok…

 

 

GEÇİM DERDİ SİYASETİN DERDİ DEĞİL…

 Dün bir markette domates fiyatını görünce gözlerim döndü. Çıkarttım telefonu fotoğraf çektim, bir hanım kız yaklaştı ve “fiyatların fotoğrafını çekemezsiniz” dedi.

Kaç liraydı biliyor musunuz, 12,99 TL…

Birkaç gün önce güneyde 1,5 euro’ya gördüğümüzde, “aman alınmaz” demiştik de, onun için fenama gitti…

Bir tek domates değil. Diğer bütün ürünler, en önemlisi kış sebzeleri de fahiş fiyata.

Döviz krizi çıktığında çok yazdık çizdik, denetim, denetim diye. Ancak gördük ki, devletin üretim-satış ilişkilerini ve doğal olarak fiyatları denetleyecek bir mekanizması yok. O zaman da yapılmadı, şimdi de yapılmıyor.

Neye göre belirleniyor bu fiyatlar? Alım gücü günden güne düşen insanların göz göre göre kazıklanmasını seyredecekse hükümetler, ne işe yararlar?

Aslında sebebini bilmiyor değiliz. Ürünün tarla fiyatı ile marketteki satış fiyatı arasında iki, iki buçuk kat fark var. Üreticiyi suçlamak mümkün değil. Aracı marifeti bu.

Ama büyük büyük ideallerle gelen hükümetler, vatandaşı en çok ilgilendiren konuları bir türlü gündemlerine almamakta direnirler.

Mesela bir Hal Yasası neden yıllardır çıkmaz?

Neden kooperatifleşmeye teşvik verilmez? Hatta zorlanmaz? Aksine, teşvik verilen üreticinin üretim kapasitesi şartı sürekli düşürülür. Et konusundaki kaosta yaşadığımız budur.

Neden piyasa alıp başını giderken, bir “dur” diyen çıkmaz? Ekonomi Bakanı’nın yaptığı açıklamalara bir bakın, sizin çektiğiniz geçim sıkıntısına dair tek bir kelime bulamazsınız. Varsa yoksa hamaset. Ha, bir de ince siyaset manevraları.

Seçime giderken, hazır ellerinde hükümet de varken, kişileri bire bir tatmin etmek yerine, halkın genelini rahatlatsalar, başka bir şey yapmalarına gerek bile kalmaz.

Ama bizde siyaset, halk odaklı ya da refah odaklı olmadığı için, ne desek boş.

Onun için alın domatesi 13 liraya alabilirseniz. Alamıyorsanız, “layığımızdır” deyin, geçin…

YERİN KULAĞI VAR

CTP BU AKŞAM AÇIKLIYOR:

CTP Nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacak ismi bu akşam açıklıyor. Aylardır konuşulan, ancak resmen açıklanmayan CTP’nin cumhurbaşkan adayı Genel Başkan Tufan Erhürman olacak ve adaylığını açıklayan ilk isim de olacak. Bu durumda, CTP kendi adayını mı çıkaracak, yoksa Akıncı’yı mı destekleyecek soruları da cevabını bulmuş olacak. Asıl önemlisi, Erhürman’ın, adaylığının açıklanmasıyla birlikte partililere ve topluma vereceği mesaj.

 NE ABSÜRD BİR DURUM:

Adanın bir tarafı, eğitimini halkının talebine rağmen bağnaz, faşist, ırkçı, düşmanca sistemden kurtaramıyor, dahası dünya birincisi olan bir gencin gidip ödülünü almasını ırkçı gerekçelerle önlüyor, ve o düzenin lideri “barış içinde birlikte yaşama kültürünün, etnik kökeni göz ardı etmeksizin, geliştirilmesi”nden bahsederek, iki toplumlu bir eğitim seminerine katılıyor…

HP’NİN ZOR KARARI:

UBP kanadının, ortağı HP’nin bazı icraatlarından oldukça rahatsız olduğu herkesçe biliniyor. HP, ya geri adım atıp hükümete devam edecek, ya da ısrarını sürdürüp hükümeti bozacak. Örneğin yeni ikamet ve vize yasası, Mağusa-İskele, Yeniboğaziçi emirnamesi ikili arasındaki en büyük sorun. Özersay ya kendi bakanının hazırladığı yasa ve emirnamede istenilen değişikliklerde ısrarını sürdürecek veya tamam deyip yolunu ayıracak…

GÜVENLİK GÖREVLİSİ MİSİNİZ?:

Eski Tarım Bakanı Erkut Şahali, Tarım Bakanlığı bütçesinin görüşülmesi sırasında eleştirileri art arda sıralayınca, bir milletvekilinden “kameralara oynama” iması geldi. Bunun üzerine Şahali, Bakan olduğunda odasında tüm Bakanlığı kontrol eden kameralardan gelen görüntü ve ses monitörü bulduğunu, kendisinin “Ben güvenlik görevlisi değilim” diyerek söktürmesine rağmen, bu dönem sistemin yeniden kurulduğunu anlattı ve “kameralara meraklı olan sizsiniz” dedi. Bir Bakan böyle bir sistem kurmaya niye ihtiyaç duyar ki? Özellikle de ses kaydedeni…

 KİM ÖLÜR, KİM KALIR:

DP’nin yeni Genel Başkanı Fikri Ataoğlu, DP’nin 50’nci kuruluş yıldönümü olacak 15 Kasım 2033’te tüm projelerinin hayata geçirilmiş ve sonuçlara ulaşılmış olması için çalışacaklarını söylemiş. Yani kendisine 13 yıl sonrasını hedef koymuş. O güne kadar o koltukta kalır mı kalmaz mı bilemem ama,  seçilmezden önce ortaya attığı “kurultayın ardından bazı vekiller partimize katılacak” sözü en azından kısa vadeli bir hedefti. Önce onun arkasında durup, gerçekleştirebilseydi…

TELEFONA SERVET ÖDÜYORUZ:

Bilgi Teknolojileri ve Haberleşme Kurumu, Elektronik Haberleşme Sektöründe hizmet veren 2 özel şirket ve devlet kurumunun 2019’un son üç ayında net satış gelirlerinin 80 kusur milyon TL olarak gerçekleştiğini açıkladı. Bu, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11’lik bir artış demek. Kusura bakmayın ama, mübarek elimize yapışmış, trafikte, hatta tuvalette bile elimizden düşürmediğimiz telefonlardan vazgeçmediğimiz sürece bu rakamın, katlanarak artması kaçınılmazdır…

ZİRVEDEKİLER

Sosyolog ve Siyasi Bilimler Uzmanı Hakan Gündüz: “Eğitim, siyaset, ekonomi her türlü kurumda durum aynı. Şuursuz bir uyuma var. Bu beyni durmuş koma halindeki bir insanın durumu… Belki umutsuzluk da bizi bu hale getirdi. Çünkü ne yaparsak yapalım kaderimizi belirleyemiyoruz deyip biraz da kendi isteğimizle ‘Türkiye bizim yerimize karar versin, AB karar versin ya da umudumuz çözüm’ diyerek 40 yıldır yatıyoruz. Bu yatma artık vücudumuzda erimeyen tarafın kalmadığı noktaya geldi. Yani yata yata vücut yaralarımız artık bizi yok etme noktasına getirdi ama biz yatmaya devam ediyoruz”… (Yenidüzen)

DİPTEKİLER

Kıbrıs Sosyalist Partisi: “Garantörlüklerin derhal iptal edilmesini talep ediyoruz. Garantörlerin ne parasını, ne askerlerini, ne de memurlarını ülkemizde görmek istemiyoruz” açıklaması yaptı. Bu ülkenin durumu, sosyal yapısı, çoğunluğun nabzı  ortadayken bu açıklama, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzer…





Başa dön tuşu