Köşe Yazarları

ÜLKE TOPRAKLARINI KORUMAK, BÖYLE BİR AYRICALIK SAĞLAMAZ…






Girne’nin orta yerinde bir kooperatife leblebi parasından ucuza kiralanan lebi derya arazi konusu basına düştüğünde, bugünkü siyasi iradenin de onaylamadığını öğrenmiştik. Ama o kararı almak cesaret işiydi, onun için mahkemenin ara emrini beklediler.

Biz de bekledik ve sonunda bir kez daha ‘iyi ki bağımsız yargımız yerinde’ dedik…



İptal kararından sonra Kooperatifin yaptığı açıklamayı gördünüz mü?

Hangi kurumun mensupları olurlarsa olsunlar, bir kere şu Güven Yapı denilen kooperatif, şahısların ortak olduğu bir yapı. Önce bunu not etmek lazım.

Ama onlar, öyle bir yanıt vermişler ki, karşı çıkanları asker düşmanı ilan eder gibi…

Yok, sapla samanı karıştırmasınlar. Güvenlik Kuvvetlerimiz başka, kooperatifçiler başka. O hepimizin saygı duyduğu bir kurum, bunlar kurumun adını kullanan şahıslar. Bu oyuna gelmeyiz…

Kendileri, “hayatlarını ülke korumaya adamış kooperatif üyeleriymişler…” E, görevleriydi… Bu görev onların bireysel olarak kamu malını sahiplenme hakkı vermiyordu ki? On binlercesi burada görev yaptı, daha kimseden böyle bir ayrıcalık duymadık.

Kamuya ait arsaları yağmala, çevre katliamı yap, eleştiren çevrecileri de “asker düşmanı” ilan et!…

Bakın; yapılan kiralama bedeli yıllık 26 bin dolar. 150 kişiye bölündüğünde aylık 144 dolar geliyor. Yani yaklaşık olarak ayda 90 sterlin ya da 1200 Türk Lirası. Bununla övünmüşler…

O bölgede bir havuzlu bir villanın maliyeti ise 350-400 bin sterlin. 49 yılda ödemeye kalksan faizsiz aylık 680 sterlindir. Faiziyle bu rakam 1200’e sterline gelir. Ama o kadar vadeyi kimseye vermiyorlar. 20 yılda ödemeye kalksa, aylığı 4500-5000 sterlin. Sade vatandaşa aylığı 5000 Sterline mal olacak villanın arazisine adam başı, aylığı 90 sterline sahip olmaya çalışıyorlar. Asıl maliyet de arsa fiyat. Onun mukayesesini de varın siz hesaplayın…

Bir yanı dağ, bir yanı deniz, havuzlu villa. Varsa 10 tane de ben alayım. Biz de vatan topraklarını koruduk, savaş dahil henüz lise öğrencisi iken 2,8 sene de gönüllü askerlik yaptık. Mesela biz de bir kooperatif kuralım ve diyelim ki, “74 savaşına gönüllü katılanlar kooperatifi”… Verir mi bana da böyle beleş arazi?

Tabii bu ilk değil. Başka kurumların mensuplarına da bir zamanlar yapıldı böyle kıyaklar. Devlet arazilerini kiralama konusu hep şaibeli oldu. Seçim dönemlerinde partiliye dağıtılan en önemli kaynaklardan biridir. Ama geçmişte örneği var diye, aynı adaletsizlik tekrar edilsin mi yani? Olmadı işte, bugünün sivil toplumu dünkünden çok daha uyanık. İzin vermedi.

Asıl suçlu, talep eden değil, onaylayan…

Sibel Siber dün bir açıklama yaptı. Benzer şekilde peşkeş çekilen arazileri sadece 3 aylık hükümeti döneminde nasıl iptal ettiğini anlattı. Ortada aynen buna benzer ihlallerle ilgili Anayasa Mahkemesi Kararı (19/87, D 8/88 sayılı karar), YİM kararları (YİM 25/06_Birleştirilmiş YİM 38/06 ve 39/06 ) ve 24 Temmuz 2013 tarihli Savcılık görüşü var. Bu kiralama, tüm bu kararların hilafına yapılmış…

Şimdi ilgili kooperatifin “yasal tasarruf hakkını” öne sürerek, herkesi hatta Bakanlar Kurulu’nu da dava etme iddiasını bir yana bırakın. Kamunun hakkı, şahısların hakkının üstündedir. Ve devletin arazilerinin de nasıl kiralanacağı bellidir. O mahkemenin işi…

Ama bunca şeyden sonra kabak gibi oyulan o tepe ne olacak? KKTC hükümetlerinin utanç abidesi gibi kalacak mı? Yoksa derhal bilinçli bir ağaçlandırmaya gidilecek mi?

Hesabının sorulmasını çok da beklemiyorum.

Acaba sivil toplum bunu da yargıya götürse, bu suçun bedelini de o kararı alanlara ödetebilir miyiz? Sonuçta o arazi halka yani hepimize ait…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

 

TOPLUM, BAŞARISIZLIĞINI TESCİLLEDİ:

Son birkaç gündür bazı basın organları UBP kurultayıyla ilgili anket yapıyor. Oy kullananların birçoğu kurultayda oy kullanmayacak kişiler olabilir. Bazı UBP’li arkadaşlar, “kurultayda oy kullanmayacak olanların oyunun hiçbir önemi yok” diyorlar. Evet doğru olabilir, Saner’in kurultay oyu bu oranın üstünde de olabilir ancak, bu anketler, kendini “çok başarılı” gören Başbakana, toplumun bakışını gösteriyor. Bu daha önemli. O istediği kadar “Türkiye beni destekliyor” şovu yapsın, işte halkın iradesi anketlerde.

 

KİMDEN HESAP SORULDU Kİ:

Erhan Arıklı’nın ihaleleri iptal edip, şirketleri de “mafya” ilan edip, memleketi elektriksiz bıraktıktan sonra, tankerlerle akaryakıt getirmesinin, ilk etapta Kurum’u 674 bin 208 Dolar zarara uğrattığı hesaplanmış. İhalelerde verilen rakamlar ortada, sonuç ortada. Üstelik yakıtın güvenirliği yok ve “ihale mafyası, rüşvetçi” ilan ettiği şirketle yapmış anlaşmayı. İlk etapta diyorum, çünkü bu yakıtın makinelere zarar vermesi olasılığından bahsediliyor. Buna bir de güneyden 6 günde sağlanan 4,000 MW elektriğin bedelini ekleyin. “Ne olacak?” dediğinizi duyar gibiyim. Hiçbir şey olmayacak. Bugüne kadar kimden hesap soruldu ki, bundan sorulsun…

 

AZİZ NESİN HİKAYESİ GİBİ:

Uzaktan ulaşımlı elektronik hizmet için de merkeze gidilecek. Adapass dediğin, elektronik bir aşı pasaportu. Yani aşı oldun, sana elektronik yolla bir belge verecek, kolaylık olsun diye. Modern çağın nimeti teknolojiyle… Yok bizde olmaz. İlla eziyet olacak. Gidip bizzat merkezden yaptıracaksın, insanlık dışı bir şekilde sıra bekleyeceksin. Yahu adı üstünde elektronik hizmet… Elinde en fazla birkaç yüz bin kişilik bir kayıt var, sürüklemesene insanları illa da mühür diye. Ama sistem çalışmıyor ki…

 

ŞİMDİ Mİ AKLINIZA GELDİ:

Bir yılı aşkındır salgın nedeniyle okulları açamayan Eğitim Bakanı, binlerce çocuğun ve öğretmenin toplu halde bulunacağı “gençlik kamplarına” katılmasına neden ve nasıl izin verdiğini açıklamalıdır. Sizin için talimat ve siyasi geleceğiniz mi, yoksa çocukların sağlığı mı önemli? Onlarca çocuk bu yanlış karar nedeniyle coronaya yakalandıktan sonra bazı kampların iptal edileceğini açıklıyor. İyi de baştan bunun böyle olacağını bilmiyor muydunuz?  Vakalar hala artmaya devam ederken çocukları göndermeniz hangi akla sığar… Asıl okulların açılmasından sonrası için korkarım. Bu zihniyetle çocukları korumak mümkün mü?

 

“YARIN BUGÜNDEN KÖTÜ OLACAK”:

UBP milletvekili ve aynı zamanda doktor olan Özdemir Berova iyiden muhalefete soyundu. “Günlük en az 200 pozitif vaka ile yarının bugünden daha kötü olacağını görmek için müneccim olmaya gerek yok” diyor. Bu kafayla gittiğimiz sürece, alınan önlemlerin sıkı denetimini yapmadığımız, “aman kural koyarsam oy kaybederim” düşüncesinden sıyrılıp, adam gibi denetim yapmazlarsa daha çok ağlayacağız. Gidişat iyi değil, vaka sayısı ve ölümler artıyor, kuralları takan yok ama, denetleyen de yok. Dün yazmıştım, “Bu yaşadıklarımızın hesabını doğrudan karar alıcıdan keseceksiniz, virüsten değil”… Bakın Berova kesmeye başlamış bile.

 

YANLIŞ TESTLER:

Bir yandan vakalar çocuklara sıçrarken, diğer yandan yanlış test herkesi paniğe sevk etmiş durumda. Güzelyurt’tan, Mağusa’ya yanlış test haberleri geliyor. Hatta Lefkoşa’da özel bir sağlık kuruluşunun 5 kişinin testini birlikte yaptığı, bir tanesi pozitif çıktığında hepsini pozitif ilan ettiği, aynı şahısların devlette yaptıkları testlerin negatif çıktığı haberleri geliyor. Adını vermeye lüzum yok, Bakanlık pekala biliyor. Bunda bile denetimsizlik, yazıklar olsun. Böyle bir zamanda böyle bir güven bunalımı ile yaşanır mı? Başarıya bak…







Başa dön tuşu