Bu hükümetin Programında, henüz daha girişte, “demokrasi, hukuk düzeni, sivilleşme ve genel idari yapı bağlamında” hayata geçirmeyi hedefledikleri maddelerden dördüncüsü Seçim ve Halk Oylaması Yasası’nın değiştirilmesiydi ve şöyle denmekteydi;
“Seçim ve Halkoylaması Yasası dokuz ay içerisinde değiştirilecek ve KKTC’nin tek seçim bölgesi olarak kabul edilmesi sağlanacaktır”…
Okuduğumuzda, sevinmiştik. Özellikle de UBP’nin bu noktaya gelmesinden dolayı sevinmiştik. Hani malum, bölgeciliği dibine kadar kullanan, popülizmi, partizanlığı bunun üstüne oturtanlar, artık değişmeye karar verdiler demiştik.
Konu halihazırda Meclis’te oluşturulan Ad-Hoc Komite’de görüşülmekte.
Dün Yenidüzen’de çıkan bir haberde, UBP ve DP’nin bazı milletvekillerinin bu düzenlemeye karşı oldukları belirtiliyordu. Haber, anlaşılan Komite’nin içinden geliyor.
Özellikle de Güzelyurt ve İskele gibi küçük yerleşim bölgelerinin milletvekillerinin itirazı olduğu özellikle belirtilmiş.
Aslında itirazları doğal. Dar bölgeden seçime girmek var, KKTC genelinde aday olmak var. İkincisinde, kazanmak için bölgedeki feodal ilişkileriniz yeterli olmayacak. Tüm ada halkının takdirini, onayını almak için başka meziyetler gerekecek.
Bir kaç yüz kapıyı çalıp, el sıkmak, bir kaç yüz kişiye vaadde bulunmak, hele de iktidar fırsatını yakalayıp, bunları tatmin etmek zor değildi. Ama ya genele oynadığınızda, kime ne vaadedeceksiniz ki.
Tek bölgeyle, bizdeki ahbap çavuş ilişkilerine, “kasaba politikacılığına” dayalı siyaset, yerini kaliteye bırakacak…
Eğri oturalım, doğru konuşalım. Biz bu mevcut durumdan mutlu muyuz, mutsuz muyuz.
Evet, bir çoğumuz işlerini yürütmek için “bölgecilik”ten dibine kadar yararlanmakta. Her seçimde belli insanların birikimine, kalitesine, ülkeye ne vereceğine bakmadan, sadece bazasına bakarak seçilmesinin sebebi bu değil midir..?
Kimin eşi dostu çoksa, kim daha çok taraflısını memnun etmişse tekrar tekrar seçiliyor. Öbür tarafta belki de çok daha yeterli, ülke için çok daha faydalı olabilecek olanlar, bu “baza” meselesinden aday bile çıkamıyorlar. Çünkü parti örgütlerinde de aynı ilişkiler geçerli. Adamı ön seçimde her türlü entrikayla kaybettiriyorlar…
Şimdi madem ki yasa değişikliği aleyhine bir eğilim ortaya çıkmıştır, parti başkanlarının verdikleri sözleri yerine getirmek adına cesaret ve otorite gösterme zamanıdır.
CTP’nin ta başından beri tek listeyi savunduğunu biliyoruz…
UBP Genel Başkanı olarak Hüseyin Özgürgün’se, “Tek liste, kaliteyi yükseltecek. Kaliteyi yükseltmek bir yana, herkesin bölge bakanı var. Bölgesinin dışına çıkamaz. Sadece bölgeye hizmet gider” demiş. Ancak, bu değişiklikle “Lefkoşa’nın hakimiyeti” tehlikesinin de altını çizmiş.
Özgürgün bu sözleri Kasım 2014’de söylemiş ama, bir yıl sonra bu hükümet, kurarken, tek listeyi kabul etmiş…
Şimdi o programın arkasında durması beklenir. En azından CTP’nin beklentisi bu.
DP bu konuda geçmişte verdiği öneride, bölgelere kontenjan verilmesini, ancak bölge milletvekillerine bakanlık verilmemesini savunmuş. Bu öneri hem adil değil, hem de pek bir işe yarayacak gibi görünmüyor. Çünkü menfaat dağıtmak için bakan olmak şart değil…
TDP’nin de benzer kuşkuları var. Anlaşılan Komite’de öne sürülen bu endişeler…
Ne isterse olsun, ortada CTP ve UBP’nin verdiği bir söz, altına imza attığı bir program var. Ya uyacaksınız, ya da revizyonist bir tavır sergileyecek, yan çizeceksiniz ve bu değişiklik de bir çokları gibi kadük olacak, statüko denilen ucube, devam edip gidecek. Bundan sonra hangi reformdan bahsetseniz, boş artık…
YERİN KULAĞI VAR
KULAKLAR ANKARA’DA:
Aylardır aşılamayan ve iki ülke arasında krize dönüşen su konusu bugün Ankara’da masaya yatırılıyor. Kriz, aylardır ülkedeki birçok icraatın da önünü tıkamış durumda. Varılacak anlaşma, sadece su özelini değil, krize takılan birçok sorunun da önünü açacak. O nedenle kulaklar, Ankara’dan gelecek uzlaşı haberlerinde…
BUDUR:
Anastasiadis, Perşembe günü Rum Temsilciler Meclisi’ne Kıbrıs konusunda bilgi verecek. Buraya kadar olağan. Ama bu konuşma, devlet televizyonundan canlı yayınlanacak, Anastasiadis aynı zamanda halkı da bilgilendirmek istemiş. Nasıl ama? Tam da bizim talep ettiğimiz gibi. Halktan gizleyerek olmamalı bu işler. Kafa karışıklığına son vermenin yolu bu. Biz size siyasi manevralarınızı anlatın demiyoruz, en azından temel konuları halka da anlatın. Hem halkı bilgilendirmeyip, hem de çıkıp “yalan yazıyorlar” demek pek inandırıcı olmuyor. Haberimiz yok ki, Rum basınından ne duyarsak…
SAYIN AKINCI NE DİYOR:
Anastasiadis’in Politis gazetesine mülakatının özeti şu; “Mülkiyet başlığının üçte ikisini hallettik, 4 özgürlükle (serbest dolaşım, yerleim, mülk edinme ve çalışma) ilgili anlaşma var, nüfus oranında uzlaştık, 60 garantilerinin üstesinden gelindi”… Hangisi, nasıl halledildi, orası net değil. Ancak söylediği bu. Hepsi de temel konularla ilgili. Sayın Akıncı da aynı noktada mı? Bilmeye hakkımız var değil mi..?
BİR DE SİT ALANIYMIŞ:
Devlet birine verdi, o inşaat yapmadı, aldı başkasına verdi, öbürü ara emri aldı, yok ikinciden para aldı vs… Sadece dedikodu yapıyoruz. İşin içinde haksız kazançlar var, devlet malının rant için pazarlanması iddiası var, var oğlu var. Bu arada sosyal medyadan bir yorum; “Bu bölge hem 1. derece sit alanı hem de fok yuvaları deniz mağaralarının olduğu bir yer. Bilmeden rezervasyon yapmış herhalde(!!) Bakanlar Kurulu… Yani inşaata açılmaması gereken özel bir bölge” diye bir yorum. Hadi bakalım buradan yakın…
ADININ NE OLDĞU BELLİ:
Sanki onca sorun yetmezmiş gibi, şimdi de Asamaaltı’ndaki hanın ismi üzerinde lüzümsuz bir tartışma başlatıldı. Hımarcılar mı, Eşekciler mi, yoksa Kumarcılar hanı mı..? Kendi kendimize yeni tartışma yaratmakta üstümüze yok. Arşivler ortada, adının ne olduğu belli, tartışmaya ne gerek var. Ama dedim ya, kendi şeyimizle kavga etmeye bayılıyoruz…
KOMŞUYU İKİYE KATLADIK:
Kıbrıslı Rumların Kuzey’de ve Türkiye’deki harcamaları yaklaşık 1 milyon euro olurken, Kıbrıslı Türkler ise Güney’de yaklaşık 2 milyon euro harcayarak komşuyu ikiye katlamış. Bize herşeyi diyebilirler ama, para harcama konusunda kimse elimize su dökemez…
ZİRVEDEKİLER
Veteriner Dairesi: Biraz geç de olsa, sorumluluğunun nihayet bilincine varan Daire, mezbahalarla ilgili takibe başlamış ve bir rapor hazırlamış. Belediyelerin pek çoğunun mezbahalarının hijyen kurallarına uymadığı, insan sağlığı açısından risk oluşturduğu, diğer yandan özel sektörün işlettiği mezbahaların tüm kurallara uygun olduğu, soğuk hava depolarının bulunduğu belirtilen rapor, Tarım Bakanlığı’na iletilmek üzere… Belediyeler de durumdan haberdar edilmiş. Top artık siyasilerde…
DİPTEKİLER
Alpay Durduran: Rauf Denktaş’ın geçmişte “TKP içindeki hücrelerimi harekete geçirdim” şeklindeki konuştuğunu söyleyen Durduran, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın da bu hücrelerden birisi olmasının muhtemel olduğunu idia ediyor ve Akıncı’yı, “Kendinden beklenen ‘kandırmaca’ politikasını başarı ile uygulayan birisi” olarak tarif ediyor… Bu en basit şekliyle, siyasi nezaketin dışında bir iddia. Elinizde bir kanıt olmadan böyle bir suçlama yapmak, bel altı vurmaktır. Bu tür iddaların sahipleri de zaten toplumda çok fazla prim yapmazlar…
































