Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Türkiye’deki Referandum Üzerine…

Türkiye önümüzdeki Pazar günü referandum için sandığa gidecek. İlgilenmiyoruz gibi gözükmeye çalışıyoruz  ama gerçekte Kıbrıs siyasi sorunundan daha çok  konuşuyoruz bu referandumu! Anayasada 18 madde değişecek. Bugüne kadar bu değişiklikleri ne doğru dürüst anlatan oldu ne de dolayısıyle bilen var. Bilinen tek gerçek zaten iki yıldır Türkiye’yi fiilen “başkanlık sistemi” ile yöneten Erdoğan’ın bu siyasi tutumunu  meşru bir rejim haline getirmek istemesi. Dolayısıyle Erdoğan’a “evet” gerekiyor.                                                                     Ya “hayır” çıkarsa! Sakın “hayır” da hayır vardır demeyin artık bizdeki bazı “köşecilerimizin”  de tartıştıkları gibi  Türkiye kaosa sürüklenir! Çünkü Erdoğan ve arkadaşları bunu sindiremez, beterince sertleşirler zaten “ohal” devam etmektedir sonucu kimse bilemez!

“Yani artık Türkiye bu kadar mı tek parti tek adam yönetiminin ülkesi oldu” diye sormak mümkün!

Ve bir soru daha: Tek güvencemiz durumunda olan Türkiye’nin bu çok önemli sayılacak siyasi rejim değişikliğine aldırmadan, “bizi  TC’nin içişleri ilgilendirmez  yeter ki güvencesiyle parasal ve maddi katkıları devam etsin” diyerek oradaki gelişmeleri görmezden mi gelelim?

İstesek de mümkün değil çünkü “evetlerle”   başkan olacak Erdoğan Kıbrıs Türk siyasetinin  de tek yetkili kişisi olacaktır. Pazar gününden sonra bu gelişmelere çok daha yakından tanık olacağız. Hayırlısı neyse o olsun diyelim.                                                                                                      ***

MÜZAKERELER BAŞLARKEN: Her ne kadar ömrümüz müzakerelerle geçmişse de bu kez  elan devam edeni, her yönü ile “arkası yarın” uzatmalı heyecanlı bir  film gibi!

Dünkü müzakerelerle ilgili  bir yorum yapamıyoruz çünkü yazımızı açıklamalar öncesinde yazıyoruz. Hoş, zaten başlayalı beridir  “bilgi” dediğimiz kırıntıları da önce Rum basınından öğreniyoruz, sonra bizimkilerden!

Sn. Akıncı dünkü müzakereden önce “Salı gün yeni bir dönem başlayacaktır” açıklamasını yaptıydı. Oysa kalındığı yerden devam eden ve artık çok da sürprizi kalmayan bir sürece girildi. Tarafların “kırmızı çizgileri”   ortadadır. Mesela TC’nin garantörlüğü tartışmaları gibi!  Mesela dönüşümlü başkanlık olayı veya Rum tarafınca beğenilmeyen harita gibi! Karpaz Omorfo sorunları gibi…

Hepsinin  de öteki uzlaşmazlık konularıyla birlikte yeniden ele alınacağını tahmin etmek mümkün..

GEÇMİŞ” OLAYI! Tabi Sn. Akıncı şunu da söylüyor: “Geleceği geçmişin kavramları ile kuramayız.” Çok doğru! Fakat “geçmişin tecrübelerini dikkate almadan da kuramayız!” Ki Sn. Akıncı o geçmişi Rum’un “kavram ve anlam olarak hâlâ nasıl yaşattığına bizzat Enosis plebisiti olayı ile tanık oldu!” Kaldı ki Rum için masada asıl olan, “o geçmişte kaybettiklerini yeniden kazanmasıdır!”

Bu nedenle “dikkat” diyoruz! “Geçmiş geçmiştir”    demek, “bile bile lades olmak demektir.. Aksine sırası geldiğinde yansıması Rum tarafının gözlerini kör edecek aynayı geçmişe  tutup, Türk halkına  yarım asırdır reva gördüğü mezalimini  hatırlatmak gerekir ki hâlâ ambargolar altında canı çıkan Türk halkıdır!

**********                         

      HASBELKADER TEMENNİLERİMİZ: (İSTİKRAR VE HUZUR.)

Ne zaman ki uzatmalı UBP iktidarları oturdukları koltuklara sakız gibi yapışıp  “kazısanız da sökemezsiniz” deyip “biz yaparız olur” keyfiliğine yatmışlardı, “hem muhalefet hem de koalisyon hükümetlerini” gözlemeye başlamıştık.

       Hatta koalisyon hükümetlerini siyasi sürecin vazgeçilmez seçim sonucu haline getirdiğimizde faziletini de övdüydük. Diyorduk ki “koalisyon hükümetlerinde iki parti birbirlerini denetlerlerken, hem siyasi hem sosyoekonomik dengeleri de kurarlar, yasalara da uyarlar…”                                           Ne var ki kırk yıla otuzun üzerinde hükümet sığdırırsanız anlarsınız ki “koalisyon hükümetleriyle memleket yönetmek mümkün değildir…”

Ancak UBP-DPUG hükümeti tek parti iktidarı gibi çalışırken bu konuda bizi yanıltıverdi. Hakkını verelim, önce Sağ-Sol koalisyon hükümetlerindeki gibi hır gür yok..  Tabi bazı hallerde   Sayıştay üyeliği seçiminde görüldüğü gibi anlaşmazlıklar oluyor ama aşmasını beceriyor,  üstelik peşi peşine kararlar alınıyor.

Sonuncusu “Sigortalar ve Sosyal Güvenlik Yasalarındaki değişikler.” Çok önemsenmesi gereken bir olay çünkü zararlar hanesinde sürünürken bile  ve Ankara’nın serzenişlerine karşılık mesela Çalışma Bakanı Ersan Saner “sigortalıların 13. Maaşı kalkmayacak” diyor. Hem de kurumun ihtiyat sandığına henüz 140 milyon borcu olmasına karşın.

Bundan sonra Sigorta’ya primler 3 ay gibi uzun bir süre değil,  her ay yatırılacak. Bununla da 2-3 milyon tasarruf sağlanacak.

Ve çok radikal bir karar: Bundan sonra sosyal sigortalı bireyin eş ve çocuklarının içte ve dışta  sağlık masrafları karşılanacak…

Bunları hükümetin çok başarılı olduğunu söylemek için yazmadım. Aksine üzerinde iyi çalışılmamış ve “ben yaparım olur” alışkanlığının devamı olması gereken tutumlarda hazırlanan bazı yasa ve değişiklikleri hâlâ mahkemelerden dönmekte!

İSTİKRAR: Vurgulamak istediğim şudur. Müzakerelerin de yeniden başladığı şu dönemde sorunların üstesinden gelebilmek ve çözüm olsa da olmasa da artık sosyoekonomik yönden belirli bir kalkınma seviyesini tutturmaya çok ihtiyacımız vardır.                              Döviz vurgununun dur durak bilmediği, bu nedenle pahalılığın sürekli arttığı berbat bir dönemden geçiyoruz. Ve diyoruz ki “istikrar” ve sağlayacağı “huzur” çok önemlidir.

Ancak: Bu trafik sorunlarıyla, bu sağlık servisleriyle, bu eğitim politikasıyla, bu pislik ve denetimsizlikler sonucunda sorunlu hale gelen üniversitelerimizle… Ne istikrarı sağlamak mümkündür ne huzuru bulmak… Hükümet’teki  uyum bu sorunları çözmek yönünden bir şanstır beklentimiz de budur.

**********

KISACA TAKILDIĞIM.        (MÜZAKERELER DEVAM ETMELİ!)

Diyor ki Başbakan yardımcısı Serdar Denktaş “Müzakerelerin devam edip etmemesini gelin bir referandumla halka soralım.”

Büyük kayıp olur şu yönden: Bu halkın Rumların  Türk tarafından ne istediğini çok iyi bilmesi gerekir! “Hemen çözüm” diyenler de “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun” diyenler de! Bu da ancak müzakereler sürecinde uzlaşılarla uzlaşmazlıkların  sonucunda anlaşılacaktır ki o zaman “bu Rum kafası ile bu adada çözüm olamayacağı ispat’ı vücut bulsun, anlamak istemeyenler de Hanyayı Konya’yı anlasın!