Kâbus gibi günler olmalıdır. Bir daha ve artık “askeri darbe olmaz” derken, hem de nasıl oldu! Bugüne kadar olanların en kanlısı! Öldürenlerle çldürülenlerin en çok yaşandığı bir darbe! Hem de sadece bir gecede!
Ve kadere bakın: “Gezi olaylarından” bu yanadır mevcut iktidarın emrinde en basit kitlesel yürüyüşlere bile tomaları ile gaz bombaları ile karşılık veren polis, bu kez yıllardır kovaladığı, yerlerde sürüklediği o halkla “darbeci” avına çıktı!
Erdoğan’ın indinde eğer muhalefetse “haddini bilmesi gereken halk” bu kez tanık olduk ki ayni Erdoğan’nın istek ve taktiğinde yollara çıktı, “Allah’u ekber sesleri” ile “emir kulu” olmaktan öte hiçbir suçu olmayan askeri kovaladı! Tankından çıkmak isteyen “Mehmedi” başına vura vura tankının içine itti! Taşladı, horladı, esir olarak konuldukları otobüslerine saldırdı!
DEMOKRASİ BOŞLUĞU: Daha doğrusu demokrasi yokluğu! Türk halkı elbette ki “kalk arab otur arab esamesinde” değildir! Fakat bu son darbe olayı gösterdi ki halk “demokrasi ile kişi hak ve özgürlükleri” yönünden hâlâ siyasi liderlerin emrindedir!
Sorun büyüktür! Çünkü “Erdoğan’nın halkı” öylesi bir “sınıf” haline gelmiştir ki bir işaretle kendi askerinin bile kafasını keserken, bir başka işaretle kafasını kesenler tarafından kesilebilendir!
Bu da ancak hukukun üstünlüğünün olmadığı, demokrasilerin gelip giden iktidarlara göre şekillendiği, kişi haklarının ancak siyasi iradeyi elinde tutanların layık gördükleri kadar olduğu ülkelerde görülebilir!
ELEŞTİRME HAKKIMIZ: Şu nedenle bu son askeri darbeyi “bize ne” demeden eleştirme hakkımızla kullanıyoruz. Ve diyoruz ki Türkiye öncesinde de içimizdeydi. Fakat 42 yıldır da hem askeri hem halkı ile bilfiil bizimle iç içedir.. Artı, siyasi ve ekonomik geleceğimizle kaderimiz de hâlâ TC’e bağlıdır. Dolayısıyle gözleyip arzu ettiğimiz Türkiye “istikrarlı ve güçlü olmalıdır” diyoruz. Mesela çözümü sağlayacak bir Türkiye! Bizi sosyoekonomik yönden güçlendirecek bir Türkiye! Oysa aradan kırk iki yıl geçti ama doğrusu şu ki bırakın elalemi; Güney’e karşı bile ne siyasi ne de ekonomik yönden fiskelik üstünlük, en azından denklik olsun sağlayamadık! Artık sağlamamız gerekir dediğimiz yıllar sonrasında da görüp yaşadığımız Türkiye hâlâ askeri darbelerle sarsılan Türkiye olmakta!
GAZETELERİN SORUNLARI ARTARKEN
Geçen haftadan bu haftaya sarkan bir olay vardı. Biliniyor, bir süre önce Başbakan Yardımcısı S. Denktaş beş yıllık bir program çerçevesinde “yazılı basına” himmette bulunulacağını açıkladıydı. Program geçen Perşembe günü açıklanacaktı bu Perşembe gününe ertelendi. Fakat “yardım” salt parasal mı olacak yoksa “gazetecilerin korkusu” olması gereken “türlü çeşitli girdilerde” yeni ayarlamalar mı yapılacak bilinmiyor. Sadece Serdar Denktaş şu bilgiyi veriyor: “Sanılmasın ki bu yardımlar gazete patronlarına verilecek.. Sarı basın kartı sahibi gazeteciler önceliklidir…” Gene yazalım. Lefkoşa dükalığında ikamet etmiyorsanız “nabız tutamazsınız!” Ki daha şimdiden Serdar Denktaş’ın niyetinin ne olduğu da yazıldı ne olmadığı da! “popülizm” de dendi, “bazı gazetelerle gazetecileri hükümetin yanına çekmek” amacında bir karardır” da dendi! GERÇEK İSE ŞUDUR: Gazeteler “bir memleketin olanca sorunlarını her gün yazıp haberleştirip, yorumlarken, kendi sorunlarını ortalara koymayan bir kadersizliği” yaşarlar! Öte yandan: Mesela: Eczacılar, lokantacılar, avukatlar, taksiciler falan “çoğaldıkça kazancımız bölünmekte, bölündükçe gitgide dara düşmekteyiz” diye yakınıp tedbir alınmasını istemektedirler ama “yazılı basın” bu konuda çok tutuk kalmaktadır! Oysa gazetelerle gazeteciler de benzer sorunu yaşıyorlar çünkü cemaat esamesindeki mevcut nüfus yapısı içinde gazetelerle gazetecilerin de çokluğu söz konusudur ve bu çokluk sektöre olumsuz şekilde yansımaktadır! Buna karşın: Mesela sayılarının 14 olduğu söylenen gazetelerin “Üniversiteler, Eczacılar, avukatlar gibi falan, “ekonomik ve finansal krize girmeleri batmaları” gerekir. Nitekim bugüne kadar olmamasına karşın bıçak kemiğe dayanmış, “olacaktır” deniyor! Bir de İnternet gazeteciliği mevcut yazılı basını olumsuz etkiledi deniyor. Ben diyemiyorum, üstelik anlayamıyorum! “Yazılı, mürekkep kokulu, renkli, allı pullu, yorumlu, magazinli, haberli gazete gibisi var mıdır?
BİR BAŞKA BÜYÜK SORUN: Kabul edilmek istenmiyor ama eğer cemaat olarak kalmaya devam edersek ve nüfusumuzu 5 yüz binlere ulaştıramazsak, bu sorunları yaşayacağız!
Yeri geldi yazalım.”Gazeteleri reklamlar besler. Reklamı da özel sektör verir! Bu memleket “özel sektörü donduruyor, devletçiliği azdırıyor!” Bunun sonucu olmalı, dış yatırımlara bile burun kıvıran bu ülkede onca gazetenin günlük yayınlanması mucize olmalıdır!
KISACA TAKILDIĞIM: (BU DEMOKRASİ ZATEN YOKTU!)
Bugüne kadar bildiğimi yazayım: Türkiye’nin en büyük sorunudur “eğitimle demokrasi!” Bu konuların bir ucu da KKTC’de tartışılır.. Mesela denir ki “Koordinasyon Ofisi” ile Türkiye bizi asimile edecektir.. Ederse ne olur? “Hiçbir şey” denilmesi gerekirken denemiyor! Çünkü TC’nin demokrasi ve sürekli tartışılan “radikal din” olgusundan dolayı yaşanan kuşku, TC’ye olan güveni sarsmıştır!!
Mesela denir ki “külliyeler ve camilerin yapımları ile Türkiye bizi “din odaklı kitlelerin içinde eritmeyi amaçlamaktadır!” Doğru mudur?
Erdoğanlı AKP iktidarının “seküler dinden” uzaklaşıp “otokratik yönetim” yaratmaya ve demokrasiyi kendine göre dizayn ederken, yeni anayasayı da buna uydurmaya çalışmasına baktığımızda, yanlıştır diyemiyoruz! Nitekim BBC son darbeyi yorumlarken, TC’de “demokrasi mi vardı ki kurtarılsın” dediydi!
Oysa şimdi bakıyoruz, düne kadar TC de olmayan “demokrasi” bugün nasılsa hem de askere karşı halk tarafından kurtarıldı!
Bu gelişmelerin kokusu yakında çıkacak da “Türkiye’nin gerçekten demokrasiye, laik devlet oluşa, bağımsız yargıya büyük ama çok büyük ihtiyacı vardır!
































