Köşe Yazarları

TC’siz KKTC olamaz.








Türkiye’de yerel seçimler oldu bitti.  “Sonuçları” itibarıyla tabi ki bizi ilgilendirmiyor.. Fakat Türkiye’nin iktidar muhalefet dengesinde gelişecek sosyoekonomik ve siyasi süreci nasıl etkileyeceği yönünden  ilgilendirecektir..




Şöyle ki seçimlerin sonucu olarak TC’de sağlanacak  istikrar ve kalkınma, Kıbrıs siyasi sorununa da olumlu yansıyacaktır.  Tabi tersini düşünmek bile istemiyoruz..



Nitekim bundan sonra Türkiye’nin önünde eğer zorunlu bir değişim olmazsa 4 buçuk yıl gibi uzun bir süre “seçimsiz dönem” vardır.

Bu süreç zaten “istikrarın” bizatihi kendisidir. Burada bizim gözlediğimiz faydası ise “KKTC’ye olumlu yansımasıdır.”

Büyük olasılıkla da bunu önümüzdeki aylarda görmemiz mümkün olacaktır. Hatırlatmamız gerekirse Türkiye şu anda Suriye’den Kandil’e, Doğu Akdeniz’den Ege Denizi’ne kadar uzanan büyük bir coğrafyada yaygın ve etkili politikasıyla vardır ve Kıbrıs da bu politikanın içinde “milli davası” olarak yer almaktadır..

BURADA bir parantez açarak vurgulamak isterim.

Yunanistan ile Rum tarafının Türkiye’nin bu dört buçuk yıllık AKP damgalı  yeni dönemini çok iyi görüp değerlendirmesi gerekir.

Eğer bu konuda ve “hatırlatma” babında  bundan sonrası için bir yorum yapmamız gerekirse:

Bir, Türkiye’nin adadan ayrılmasını beklemek abese iştigaldir. (Aksine daha çok kökleşip, kalıcılığını daha etkin sürdürecektir.)

İki,  artık adada “Kuzey-Güney,” “Türk ve Rum devletleri”  gerçeğini siyasi yönden değiştirmek şansı kalmamıştır..

Üç: Eğer ille de çözüm deniyorsa “kendi içlerinde ve dış ilişkilerinde özerk iki kurucu devlete dayalı konfederal çözüm” olmalıdır..

Dört, zaten iki devlet arasında ticari ilişkiler var. Sosyoekonomik anlaşmalarla iki devletli çözüme “barış” bayrağını çekmek çok daha kolay olacaktır..

ŞİMDİ denecek ki “ültimatom” gibi öneriler oldu! Hangi yetki ve salahiyetle?

Oysa bunlar zaten varolan gerçeklerdir.. Nitekim bu adada Zürih Londra Anlaşmalarıyla Kıbrıs Cumhuriyeti de kuruldu, karmakarışık anayasasının içinden ne rahmetlik Dr. Küçük çıkabildi ne Makarios! Sonuçta kanlı çatışmalara neden oldu.

Annan planını da biliyoruz.  İyi ki Rumlar kabul etmediydi yoksa başlara bela olacaktı!

Yani iki toplumu poker kâğıtları gibi iç içe geçirip “çözüm” ummak,  nafile bir hayaldir!

**********

REFORMLAR VE BAŞKANLIK SİSTEMİ.

Geçen hafta toplumca bilmem kaçıncı kez doğaya karşı bir sınav daha verdik ve sınıfta kaldıktı!

Ben buna “vatanı kurtaramadık” dedimdi! Aksine çok da horladık, hoyratça harcadık!

Üstelik bir daha geri gidip değiştiremeyeceğimiz “kayıplarımızla!”

BUNA karşın gözlerimizin daha iyi açıldığı da  bir  gerçek.

En azından toplumda örgütlü etkin ve yetkin “birlikler” yanı sıra Meclis’te daha gür yankılan muvafık muhalif sesler, artık asgari müşterek haline gelmiş “önerileriyle”  “değişmemiz gerektiğini” vurguluyorlar..

MESELA  Başbakan Erhürman’ın, “yürürken sakız çiğnemeyi de becermeliyiz”  derken “KKTC’i TC’de anlatmalıyız” önerisi altı çizilecek seslendirmeleridir.

Nitekim eğer KKTC’de “Başkanlık sistemi” olsaydı Meclis çatısı altındaki bu söylem ve öneriler çoktan “gündem maddeleri” haline gelir, öteden beridir neden “iki karpuzu bir koltuğumuzun altına sığdıramadığımıza” nazire hem “öyle geldi böyle gider” statükosunu yıkar hem de siyasi sorunu hareketlendirerek Ankara’nın yolunu açardı..

OYSA Meclis kendini bile aşamıyor! Geçen hafta sözünü ettimdi: Mesela sorunlara “doğru teşhis” koyanlardan biri olan  YDP Başkanı Erhan Arıklı  “yasaları değiştirmek reform değildir, aksine daha da karmaşık hale geliyorlar” derken bir yandan da “reform” gibi anlamıyla işlevi “büyük” olan “yenileşme hareketinin”  önemini vurguluyordu..

ÖTE yandan  benzer bir öneri de KTTO’nın olağan yıllık Kurul toplantısında, Başkanı Turgay Deniz’in hükümete çağrıda bulunarak, “yapısal reformların bir an önce yapılmasını” önermesiydi.

Belli ki artık toplum katlarında “değişim” için  sesler daha istekli ve yoğun çıkıyor.

Maliye Bakanı Serdar Denktaş da her (ne kadar beyinler bilgisayar değillerse de)  “önce beyinlere format” atılmalıdır” diyor..

Yani belirli veriler planlar toplumu ayağa kaldıracak doneler mi demek istiyor da  bunun tertipçisiyle ateşleyicisi yine “hükümet” değil mi?

Ne var ki kör şans! O da “dörtlü” ki son zamanlarda icraatlarla alınması gereken kararlar yarım yamalak kalmakta!

SONUÇTA yine “Başkanlık Sistemine” geliyoruz.. Dolayısıyla nasıl “başkan” sorusuna? Ki son zamanlarda “lider” sıkıntısı çekmekteyiz!

Eğer bir ülkede 3 binin üzerinde Sivil toplum örgütü olursa ve bir hükümet dört siyasi partiyle ancak kurulursa “lider” mi yetişir?  Zaten bu nedenle değil mi “Başkanlık sistemine” geçilsin dediğim!

                             **********

KISACA TAKILDIĞIM. (YENİLENDİK!)

Geçen haftadan kalma bir haber. Fakat dikkat! Bu haber başka haber! Ki vakti zamanında rahmetlik Ziya Rızkı da  “ben bile bu maçın neticesini tahmin edemem” der, haber olurdu..

Yeni haber şu ama: “Girne Belediyesi mobilyalarını yeniledi!..”

Biz de usanmayız “reformlardan, yeniden yapılanmalardan bahsederiz. İşte “büyük reform, yeniden yapılanma” gözlerimizin önünde de görmüyoruz!

Hayırlı olsun, güle güle paralayın efendim! Toplumdaki yenileşmeye inat yeniden yenilersiniz!..

 





Başa dön tuşu