Ne diyorduk ve nerede kalmıştık? Siyasi sorundan söz ediyorum. 46 yıldır çözüm peşinde koştuğumuzdan. Çözüm olmadığı için belki Kuzey Kıbrıs’a vatanımız diyemiyoruz ama maşallah iliğine kadar da sömürüyoruz! Kaldı ki 46 yıl önce doğanlar için kimliklerine kazınmışlığıyla KKTC vatanlarıdır.
O halde sorun nedir? Güneyi değil, bu Kuzey vatanını Rum toplumu ile nasıl paylaşacağımızdır! Dahası bu adada Rumlarla nasıl yaşayacağımızdır!
Üstelik 46 yıldır da hem kendimizi Güney’deki Rum’a beğendirmeye, hem de bizi ortağı yapmaya çalışıyoruz! Biz çalıştıkça da Güney Rumu kasılmakta, naz niyaz cilvelerle zamanları yemektedir! Üstelik bugüne kadar hiçbir çözüm planını da kabul ettirmedik..
BUNA karşılık kendimizi sürekli suçlarken, nerede hata yaptığımızı tartışıyoruz! Rumun ve BM’lerin hangi öneri ve kararlarını geri çevirdiğimiz için çözümden uzaklaştığımızın hikâyelerini anlatıyoruz.
KKTC’nin yarısını Rum’a vermeye amade olduğumuz halde neden Rum tarafının buna bile iltifat etmediğini de düşünmek istemiyoruz, aksine daha çok ödün verip sayesinde çözümü sağlamayı çok akılcı bir siyasi taktik olarak görüyoruz!.. (Sevsinler bizi!)
NEYSE ki Ankara bizim gibi düşünmediğinden hem adadaki nüfus dengesini kurmak için Türkiye’den Kuzey’e yurttaşlarını kaydırmakta (ki durun bakalım bunun sonu ne olacak çünkü kaydırılan nüfus istenen evsafta değil) hem de Doğu Akdeniz’deki haklarımıza sahip çıkarak Rum tarafının genişleyip şişinmesinin önüne barikat çekmektedir..
Son siyasi tasarrufu ise “Maraş”ın bir bölümünü iskâna açmak oldu.. İlgili plan programlar da yapılıyor.. ***
BİZSE ERDOĞANLA UĞRAŞIYORUZ. Yani bir işimiz de bu! Hem de Rum tarafına bile layık görmediğimiz serzeniş ve kınamalarımızla!
Desem ki “derici de sevdiği deriyi döver!” Yok! Durum vaziyetler öyle değil. Yıllarca Nasıl ki Rum tarafı bizimle uğraştığı için bir türlü barışçı ilişkiler oluşturamadık, şimdilerde biz de benzer tutumlarda ve tabi haddimiz oranında Türkiye ile uğraşıyoruz! Üstelik dünyada tek bir ülkenin bizi tanımadığı gerçeklerde! Üstelik ancak Türkiye’nin himmeti oranında var olduğumuz halde!
FAKAT artık bu sorunu çözmek zorundayız. Birbirini tanıyan bu iki Türk devletinin birbirine “hasım” olması zaten mümkün değil ama birbirlerini bu kadar incitmeleri de kabul edilebilir değildir!
BAKIN 36 yıldır BM’ler GK’i kararlarıyla Dağlık Karabağ Azerbaycan’ın toprakları olarak kabul edilmesine karşın Ermenistan’ın işgalindedir. Bu işgale rağmen yine de Ermenistan durup dururken Azerbaycan’a saldırdı ama bu kez hem Ermenistan’ı hezimete uğratan hem topraklarını geri alan Azerbaycan oldu. Buna karşın ne Amerika, Rusya ne de BM’ler Azerbaycan’a dur yada geri çekil demediler çünkü BM’lerce tescilli meşru hakkını kullandı..
KKTC farklı siyasi konumda da olsa 46 yıldır Kuzey’de Türkiye’nin güvencesi altında yeni bir Kıbrıs Türk vatanı oluşturdu.. Çünkü BM’lerce de tescilli olan gerçek Kıbrıs Cumhuriyetini yıkan tarafın Rum tarafı olduğudur! Yani Kıbrıs Türk halkını güneydeki yurdundan evinden kovup Kuzey’e göç etmek zorunda bırakan Rum tarafıdır..
Yine de 46 yıldır Güney’deki Rum ile “federasyon oluşturma” arayışı içindeyiz fakat her müzakere her anlaşma akim kalmakta!
…OYSA: Kıbrıs Türk toplumu ayni zamanda BM’lerin tanıdığınca “self determinasyon” hakkına sahip bir “ulus devlettir.”
Yani ne? Rum tarafına kabul ettiremediği federasyonu Türkiye ile oluşturabilir. Ve Azarbaycan’ın da üzerinde bir siyasi tasarrufla “iki devlet bir millet” gerçeğinde KKTC-TC Federasyonu kurulur…
“Hayal” mı diyorsunuz? Her “oluşum” bir hayal ile başlar! Neden olmasın? Hem o zaman “Türkiye bizi yönetmeye çalışıyor” laflamalarından da kurtuluruz!
***
GELELİM MARAŞ CEPHESİNE: Her ne kadar “bizim olmadığına inandığım için” başlarda Maraş’ın bir bölümün imar iskâna açılmasına karşı çıkmışsam da “olan olduktan” sonra “olanın” değerlendirilmesini düşünmek gerekir.
Ben olaya bazılarımız gibi biraz da Sn. Tatar’ın seçim yatırımı olarak baktımdı. Fakat “Ankara’nın “açılma” olayına yaklaşımındaki ciddiyete sarılı ilgisini gördüğümde anladım ki artık Maraş Rum’a iade edilse bile “şimdilerde geriye kalan kapalı bölgesinden ötesi olmayacak!”
Nitekim önceki gün TC Şehircilik ve Çevre Bakanı Murat Kurum ansızın ve habersiz KKTC’ye gelerek Maraş’ta incelemelerde bulundu.
Tabi bu ani gelişin 15 Kasımda Erdoğan’ın da Maraş’a gelerek tetkiklerde bulunacağıyla ilgisi vardır ama eğer geçen gün gelen “bakanın” “şehircilik ve çevre bakanı” olduğunu düşünürsek demek ki ortada bir “imar iskâna” dolayısıyla “TOKİ”ye dayanan büyük bir “projenin” başlaması vardır.
ÇOK iyi biliniyor: TOKİ (Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi) zaten Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı şu anda da Türkiye’nin en büyük kamu kuruluşlarından biridir. Demek ki yeni açılan bölgede “imar” işlerini TOKİ yüklenecek diyebiliriz. Böylesi bir olasılık karşısında hemen sorulur ama: “Ya bizim müteahhit ve inşaat sektörümüzde çalışanlar ne olacak?” Mutlaka araya sıkıştırılacaklar ama bizde “TOKİ”nin elinde bulunan imkânlarla kapital yoktur! Hafriyatı ve inşaatları gerçekleştirecek araç gereçlerle, yoğunluğunca işçinin hele bu koronavirüs döneminde çalıştırılmalarını sağlayacak kapasiteleri de yoktur. Kısaca TOKİ Türkiye çapında dünyasal bir imar iskân devidir..
PEKİ eğer “imar iskân faaliyetleri başlarsa KKTC bundan hiç mi yaralanmayacak?
İşte bu konuda daha şimdiden “Müteahhitler Birliğinden Esnaf ve Zanaatkârlar Birliğine.. Ticaret ve Sanayi Odalarına kadar ilgili kurumların devreye girmesi.. “TOKİ’nin yanı sıra imar iskâna ait üretilecek eşya ve malzemelerden araç gereçlere kadar KKTC’de üretilmelerinin sağlanması için gerekli girişimlerin yapılması gerekir. Kısaca “sanayi ve zanaat erbabının, ilgili şirket ve tesislerin yapacağı, yararlanacağı bir sürü “iş” olmalıdır.. (Anladığım bir olay olmamasına karşın sadece “eğer Maraş’ta imar iskân olayı başlarsa mutlaka KKTC’deki ilgili “iş insanlarının” da bu çok hacimli olması beklenen “çalışmalara” dahil edilmeleri gerekir diyorum.. ***
OLAYIN SİYASİ BOYUTU: “Tabi kolay olmayacak” dedikti! Rum tarafı daha şimdiden yaygaraya başladı. Ellerindeki tek “silahları” KKTC yönetimi altında geri dönüp Maraş’taki mülklerine sahip çıkmaları.. O zaman TOKİ’ye de ihtiyaç kalmaz diyelim. Fakat sanmıyorum ki Rum yönetimi bunu göze alsın. Aksi halde Kuzey Türk Devletini tanımış olacak! Anastasiadis cehennem ateşlerinde yanar ama Rum sahiplerin Türk idaresinde Maraş’a dönmelerine asla izin vermez!
Bunlara karşın gelişmeleri gözleyip olacakları hep birlikte göreceğiz..
































