Köşe Yazarları

HAYAT BÖYLE KALSAYDI -2-




Girne Caddesi eskisi gibi olsaydı, her iki yönden arabalar gidip gelseydi, bisikletliler yol kenarlarında kaldırımlara park etseydiler.

Köy otobüsleri Deveciler Hanı’na gelseydi, otobüslerin arkalıklarında tel kafeslerinde palazlar, tavuklar taşınsaydı koyunlarla birlikte…

Ortalık tenha olsaydı.

İnsanlar bilinen insanlar olsaydı.

Yurtdışından gelenler bir mektup gelir gibi heyecanlandırsaydı herkesi…

Kırnı’ya gidilseydi ve pınar suları gürül gürül akarken, o görkemli çınar ağacının altında piknik yapılsaydı.

Böyle kalsaydı hayat; Boğaz yolunda sıralanan arabalar birbirlerine selam vererek yol alsalardı…

Bir kişinin sevincini ve kederini herkesin paylaştığı gibi kalsaydı hayat.

Kalabalıklar, bilinmez yüzler olmasaydı; gürültüye boğulmasaydı şehirler, kendi sessizliğinde kendi kalabalığında donup kalsaydı olduğu yerde, bu günler hiç gelmeseydi…

Ahşap radyolarda Kemal Tunç’un, Hüseyin Kanatlı’nın, Sevilay Direkoğlu’nun sesleri yankılansındı daracık sokaklarda.

Hakimler, avukatlar mahkemeler önünde tavla oynasalardı; hekimler hastanın evlerine gitmiş olsaydı.

Ve Bandabuliya’da kasapların gür sesi slogan atar gibi duyulsaydı.

Ansızın Aynalı görünseydi ağır adımlarla Hasanbulliler destanını okuyarak.

Satıcıları el arabaları ile gelip geçseydiler sokaklardan.

Bir sokağa karpuzcu girerken, bir sokaktan makas bileyicisi çıksaydı.

Sütçüler dayansaydı kapıya her sabah.

Çocuklar İbrahim Çolakoğlu’ndan karasakız alsalardı bir de küçük teneke kutularda süt.

Olaysız gece vardiyalarında polisler volta atsalardı düdüklerini çalma gereği duymadan ve cep defterlerine hiçbir not, hiçbir rapor düşmeden…

Her taraf tenha olsaydı ve kalabalıklar bayrak merasimlerinde ve futbol sahalarında ve bayram yerlerinde görülseydi…

 



devlet piyangosu




Başa dön tuşu