Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Tartışmaya açılan desantralizasyon

Son dönemlerde Kıbrıs siyasi sorununu yeni müzakerelerle çözüme götürme cehdindeki Anastasiadis’in, bu konudaki eforunu, “Köşemde, kendilerini pataklama hakkımı mahfuz tutarak” takdirle karşılıyorum..  Ki bir süredir bize, “nasıl bir federasyon istediğini adeta ders verir gibi anlatıyor!”

Bu yönüyle de  “nasıl  bir çözüm” sorusuna hem cevap veriyor hem de Türk liderliğiyle  iki halka “bu çözüm sistemini” tartışma ortamı hazırlıyor.

Ben Anastasiadis’in şu andaki bu tutumunu (ki başına mutlaka bir yerde saksı düştü zannediyorum) “dürüst, yapıcı  ve şeffaf”  olarak değerlendiriyorum.

NİTEKİM  son günlerde Anastasiadis önce “gevşek,” sonra da siyasi “terminolojisine” uygunluğunca “Desantralizasyon” dediği  “federal kanatların” kendi içlerinde merkezi hükümete karşı daha çok yetkilerle donatılacağını anladığımız  çözüm şeklini sürekli anlatarak gündemde tutuyor.

NİTEKİM geçen hafta “Economist Toplantısında” konuşan Anastasiadis yeniden “Desantralizasyonun” ne olduğunu “niçin sunduğunu” bir kez daha anlattı. Rum basın haberleri ve yorumlarından özetlerle  çok kısaca aktarmam gerekirse, Anastasiadis’in “desantralize federasyon” konusundaki ana fikri şuymuş:

“Çıkmazların çözümüne ilişkin etkin mekanizmayla birlikte, yetkilerin günlük konularda desantralize edilmesi ve kendilerini yani Rum tarafını etkileyen konularda Kıbrıs’lı Türklerin oyunun olması..”

(Anastasiadis buna “işlevsel çözüm” diyor.  Bir zamanlar benzer lafı “fonksiyonel çözüm” ifadesiyle Papadopulos seslendiriyordu.)

Yine Rum basınına göre “Anastasiadis’in bu önerisinin ana fikri (çözüm olasılığında iki kurucu devlet arasında baş gösterecek sorunların çözümü için)  etkili bir mekanizmayla vatandaşların günlük hayatıyla ilgili yetkilerinin desantralize edilmesiyle Türk tarafının kendilerini etkileyebilecek olan konularda olumlu oyunun kabul edilmesi…”

TABİ Anastasiadis’in bir süredir gündeme taşıdığı bu “desantralizasyon” dediği gevşek federasyon konusu “liderrliğimiz” tarafından henüz  değerlendirilmedi. Dolayısıyle Anastasisadis şimdilik bu konuda  “büyük ağabey” rolünü oynuyor..

SADEDE gelmem gerekirse: Filelefteros gazetesi Anastasiadis’in “Economist toplantısında” yaptığı açıklamalarla ilgili haber başlıklarını şöyle attı:

“Ortak çerçeve aranıyor..” “Gündelik hayata ilişkin yetkilerin Desantralizasyonu..” “Her hangi bir çözüm değil, hem Kıbrıslı Rumların hem Kıbrıslı  Türklerin endişelerini göğüsleyecek bir çözüm arıyoruz..”

Hadi bakalım, inşallah bu kez çalınan  maya tutar!                                                                                                                                                                                                                                       **********                                                                                                   ULUSAL SORUNUMUZ: PATATES VE DOMATES!  

Sanırsınız topraktan çıkarılan  patates değil, altın!

TC’den gelenler de hastalıklı çıkınca söküm zamanı olmadığı halde millet patatessiz kalmasın diye bir üretici yurttaşımızın (kahramanca ve fedakârca atağı sonucu) sökülen patatesler 12 TL’ye çarşıya sürülüp 15 TL’den satılma koşulunda tezgâhlarda yerini aldı!

BU fecaat olayın içinde ne ararsanız vardır:                                                                                                                                Nitekim en başta “KKTC vardır!” Ki başka hiçbir lafa lüzum olmamalı ama biz sayalım:

Gitgide azalan ekim alanlarına karşın nüfusu ile turist ve yolcu sayısı sürekli artan KKTC’de  narenciye’den sonra talebe cevap veremeyen “patates” de dibe vurdu!

Yılların ihmali, “plansız programsız” politikalar nedeniyle  artık tarım alanlarında çalışanlar kendi inisiyatifleriyle ekip biçmekte, Allah ne verdiyse!

Ki artık Kıbrıs sorununun yanısıra “domates ve patates” gibi sorunlarımız da vardır, “enginar” zamanı “enginarın, karpuzun da!”

Ve asıl olan “kooperatifleşme” sorunumuzdur ki şu kadar yıldır sürekli “kooperatifleşelim” dediğime tüküresim geliyor.. Çünkü onlar da  özel sektöre dönüşerek “monopolleştiler!”  Fiyat istikrarı sağlayıp sağlatacaklarına, dövizi de bahane ederek fırsat bu fırsattır diyerek, “Kooperatifçiliğin ruhunun” anasını ağlatarak, kazık mekanizmasına dönüştüler!

ASIL olay şudur ama: Her yıl “Plan, Bütçe Komiteleri”  otururlar hangi kuruma, hangi sektöre ne kadar bütçe ayıracaklarının hesaplarını yaparlar. Sonra vur aşağı vur yukarı, Meclis’te günlerce lafladıktan sonra  yasalaştırırlar..

O da ne? Şimdi kaçıncı aydayız? Daha bir yıl olmadı 11. Ayda! Hadi söyleyin: Hangi kurumun                hangi bütçesi yetti?                    Eğitimin mi? Hâlâ okullarda sandalye yok, kitap yok, kalabalık sınıflar, öğretmensizlik!.. Üstelik öğretmen ithal etmeye çalışıyorlar!

Tarımı zaten yukarıda ayazlattık da bunu da yazalım. Bütçesi 299 milyon 700 TL. Fakat patates domates derken bırakın pahalarını! Zaten “yoklar” ki  satın alınabilsinler! (Neyse ithalle falan  sorunu çözüyorlar da o bütçe ne işe yarıyor?)

HER yıl kurumlara ayrılan bütçelerin  “az veya yeterli olduğunu bir yana koyun!”

Fakat her yıl bu bütçelerin ne kadar planlı programlı, dolayısıyla doğru kullanıldığını kim söyleyebilir ki tam tersini söylemekten gayrı!

Eğer  hâlâ patates domatesi konuşuyorsam ki şimdilerde araya sardalya da sıkıştı(!) çekiverin kuyruğunu gitsin!

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (GÖREV SİYASŞ ĞARTİLERİNDİR!)

Uyuşturucu, taciz olayları artı. Kriminal olaylar da! Sirkat, dolandırıcılık da! Bu tip haberler eskiden gazetelerin ilk sayfalarında yer alırdı. Şimdi yarısını işgal ediyorlar, anlatılmalarına da doyulmuyor her biri bir roman!

Siyasi partilerimizden istirhamımdır. Diyar diyar köy köy geziyorlar. Köylülerle partililerle konuşuyor sohbet ediyor sorulara cevap veriyorlar.

İşte önerim. Artık bu konuları da açık seçik gündeminize alın. Tartışmaya açın. Karşılıklı konuşun. Anlatın ki bu olanlar Afrikanın Baluba kabilesinde  bile artık görülmüyor!

Hadi, seferberlik de görev de sizin..