Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Talat’tan beklenen açıklama…

İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmayacağı yönündeki açıklaması gündeme bomba gibi düştü.
Aslında Talat’ın aday olmayacağını, son olarak Havadis Gazetesi’nde Başaran Düzgün, Hüseyin Ekmekçi ve benim de katıldığım meşhur “Kuru fasulyeli” yemek sonrasında yaptığımız değerlendirmede konuşmuştuk…
Yaklaşık 2-3 saat süren ve o gün için “yazılmaması” gereken birçok konu konuşulmuştu. Ve belki de ilk kez gazetecilerin olduğu bir ortamda, “aday olmayabileceğini” çeşitli gerekçelerle sık sık dile getirmişti…
Yemeğin ardından Başaran Düzgün bana dönerek, “ Özetlersek, sence bu yemeğin manşeti ne olmalıdır?” diye sorduğunda hiç düşünmeden, “Talat aday olmayacak” demiştim…
Bu değerlendirmeyi bu kadar hızlı ve düşünmeden yapmıştım. Çünkü kendisiyle geçmişe dayalı bir dostluğum var. Zekasına her zaman saygı gösterdiğim Talat’ın vücut dili, konuşurken dikkatle seçtiği sözler, zaman zaman da partisine olan tepkisini yüksek sesle dillendirmesi, sık sık, “ben hala daha bu ülkenin ikinci cumhurbaşkanı sıfatını taşıyan biri olarak, adaylığım için birileriyle yarışa girmektense çekilirim” demesi; daha sonra da “ bu saatten sonra adaylığımla ilgili yapacağım tek açıklama, aday değilim olacak” sözleri böyle bir yorumda bulunmama neden olmuştu…
Dün tam yazımı bitirdiğim dediğim saatlerde, Talat’ın Twitter’dan attığı,  “Cumhurbaşkanlığına aday olmayacağımı ve Partimizin adayının yanında duracağımı dün (30 Ağustos) itibarıyla CTP Genel Sekreterine bildirdim” açıklaması geldi…
Evet, benim beklediğim bir açıklamaydı. Çünkü bu süreçte adı CTP ile bütünleşmiş bir isme yani Talat’a karşı sarf edilen sözler, ne yenir ne de yutulur cinsten değildi.
Aday gösterilseydi kazanır veya kaybederdi, onu bilemeyiz. Veya parti bir başka isim üzerinde uzlaşıya da varabilirdi. Beni üzen nokta, bu partiyi yerlerden alıp iktidara taşıyan bir isme, kendi partilileri tarafından yapılanlardır…
Haa, tüm bu yaşananlarla Talat’ın hiç mi alakası yok diye sorarsanız, yanıtım “tabii ki var” olacaktır. Çünkü son cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Talat’ın CTP ile olan ilişkileri, kazanın fokur fokur kaynadığı partisine uzak duruşu, Kıbrıs konusu ve de Türkiye’ye yönelik olarak partisiyle zaman zaman ters düşen açıklamaları, olayın bu noktaya gelmesinde önemli rol oynamıştır… Talat’ta özellikle de Cumhurbaşkanlığı göreviyle birlikte gözlenen değişim, reel politikayı geçmişe oranla daha fazla hissetmesinden olabilir. Bunun da parti içinde değişik yorumlara neden olması doğal.
Ancak sanki bu tartışmalar, ideolojik boyuttan çıkıp, “adamcılık” boyutuna indirgendi.
Yıllardır kendi içindeki krizlerle boğuşa ve bu krizlerden bir türlü kurtulamayan CTP, her geçen gün hem toplumda, hem de kendisine gönül vermiş tabanında kan kaybetmeye devam ediyor. Bunun en büyük nedeni de mevcut yönetim kadrosunun otoritesini yitirmesi ve partiye hakim olamayışı olarak görülüyor…
Her kafadan bir ses çıkıyor, insanlar kolayca harcanıyor, dün söylenen bugün inkar ediliyor. Hatta öyle zig zaglar çiziliyor ki, akıllara zarar.
Bu saatten sonra CTP, Talat’ı aday olması yönünde ikna etme yoluna gider mi bilemem. Mehmet Ali Talat da “ Eğer  partimin bana ihtiyacı varsa ve bu görevi verdiyse, parti disiplini gereği tamam” der mi..? Sanmam…
Artık CTP’nin yapması gereken tek bir şey kaldı, (bir başka partinin bağımsız bile olsa, adayına destek vermeyeceklerine göre), bu seçimleri kazanabilecek bir adayı belirleyip, etrafında kenetlenmek… Hem de hiç vakit kaybetmeden…

 

YERİN KULAĞI VAR
HERKES TETİKTE:
Bugün ülke olarak, Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ı ağırlıyoruz. Bir tarafta, Erdoğan’ın KKTC ziyaretine tepki koyanlar, diğer tarafta ise bu ziyaretten medet umanlar. Ziyaret sadece bizde değil, komşumuzda da merakla bekleniyor. Özellikle Rum Yönetimi Erdoğan’ın, Dünya Barış Günü’ne denk gelen bu ziyaretinde vereceği mesajları merakla bekliyor… 

OTORİTE SIFIR:
Kaçak karavan alanına, kesilen elektrik yeniden bağlandı. Kaymakam’ın tutumuna rağmen… Yetmedi,  Altın Kumsal’a Kaymakamlığın bilgisi dışında kaçak kulübeler inşa edildi. Neler oluyor? Kaymakam’ın iş yapmasını engelleyen kim? Elektriği bağlatan kim, kaçak inşaat izni veren kim? Gazete sayfalarında “o yapıldı, bu yapıldı” diye göstermelik muhalefet yapmak yetmiyor. Hükümet, devletin işleyişinden sorumlu, hepsinin başı da Başbakan. Bu saçmalıklara bir son vermek de onun görevi. Ha, ona rağmen yapılıyorsa, onu da bilelim…

NE HÜKÜMET AMA:
Liman İşçileri Şirketi’ne alel acele alınan ortaklar konusunda Başbakan’ın söylediği, “Hükümetin haberi yok… Soruşturulması ve iptali için ilgili Bakan’a görev verildi” sözlerinden siz ne anlarsınız, hükümette yeni bir kriz değil mi? Bildiğim kadarıyla konunun muhatabı, Ahmet Kaşif. Hiç beklemeyin, bu ne ilk ne de son. Bunu da halının altına süpürecekler, bitecek…

ÖLME EŞEĞİM ÖLME:
Biliyorsunuz tarafların anlaşamaması nedeniyle yeni asgari ücret görüşmeleri tıkanmıştı. Konuyla ilgili açıklama yapan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar,  “yaşanan tıkanıklığın giderilmesi için zemin yoklaması yapılıyor, taraflar arasında uygun nokta yakalanırsa çağrı gerçekleştirip o sorunu da çözeceğiz” demiş.  Görünen o ki, sorun sadece 25 TL. Ama bu gidişle daha çok bekleriz. Önce zemin yoklaması, ardından uygun noktayı yakalamak lazımmış. Hani bir laf var “Ölme eşeğim ölme” diye. Asgari ücretli bir o kadar daha battıktan sonra, ocakta komik bir artışla yetinmek zorunda kalacak.

KENDİ İŞİNİ KENDİN GÖR:
Ülkede astronomik bir şekilde artan suçlar, en sonunda vatandaşı kendi güvenliğini sağlamaya itti. Suçlar karşısında polisin yetersiz kalması ve olayların önüne geçememesi üzerine vatandaş, kendi güvenliğini sağlamak için köpek beslemeye başlamış. Çaresizlik, ülkede köpek besleyenlerin yüzde üç yüz artmasına neden olmuş…  

BELLİYDİ: Yeni yapılan Kermiya-Güzelyurt bağlantı yolu ile ilgili son dönemde sürekli şikayetler geliyordu. Konu gazetelerde de yer aldı. O bölgede geçmişte var olan hız kesici tümsekler, yolun yenilenmesi sırasında kaldırılmıştı ve uzun süredir o yol geceleri, sadece otomobillerin değil, motosikletlerin de yarış alanı haline gelmişti. İşte göz göre göre gelen acı bir olay. Gencecik bir kız, yine kendisiyle aynı yaşlarda, ama içkiden kendini kaybetmiş, 11 promil alkollü birinin akıl almaz süratiyle feci şekilde can verdi. Şimdi buna izin veren de suçlu değil mi? Trafik kurulları, trafik birimleri, şunlar, bunlar. Bu kadar basit bir önlemi bile alamayan kurumlar.

ZİRVEDEKİLER
Ahmet Uzun:  Maliye eski Bakanı uzun; “Rahmetli Denktaş’a gülerdik. Dağdaki çoban koyununu kaybetse ertesi gün Denktaş’a gider dert yanadır. Şimdi anlıyorum ki devlet adamlığı budur. Eğer çoban koyununu kaybettiyse onunla da ilgilenmek zorundasın. Eğer biri zor durumdaysa bu tüm devleti ilgilendirmelidir…” Uzun’un kastettiği o devleti aramayın. Çünkü Kaf Dağının ardında, bize çok uzak…

DİPTEKİLER
Cinsel Patlama: İnanın artık okumaktan bıktık. Gün geçmiyor ki küçük kızlara yönelik tecavüz ve taciz haberleri duymayalım. Sıcaklar başlarına vurdu diyeceğim ama, bu sıcaklar üç-beş sapığı mı etkiledi diyorum kendi kendime. CTP eski milletvekili Mustafa Yektaoğlu’nun önerdiği, bunlara verilecek en iyi ceza “hadım etmek” olmalı. Bakalım bir daha, aynı suçu işlemeyi bırakın, düşünemeyecekler bile…