Geleneksel eğitimin vazgeçilmez niteliklerinden bir tanesi de ‘ödev’dir. Ödev yüzyılların vazgeçemediği bir olgudur ancak üzerinde durulması gereken en önemli olgudur da aslında. Cooper (1989) ödevi, “öğretmenler tarafından, okul dışı saatlerde yapmaları için öğrenciler için tasarlanan görev”, olarak tanımlanmıştır (Cooper, Robinson ve Patall, 2006;sf.1). Ödev geleneksel eğitimde sıkça kullanılmaktadır. Çağdaş eğitim sisteminde de öğrenci merkezli öğrenme nedeniyle sıkça başvurulan bir etkinliktir.
Literatür, ödevin öğrenci başarısı üzerinde etkisi konusunda ikiye ayrılmış durumda; kimilerine göre ödev başarıda etkili değilken, kimi araştırmacılara göre ödev başarıda etkili. Hatta Cooper ve diğerleri (2006) ile Trautwein ve Koller (2003)’e göre ödevin başarı üzerinde “negatif” etkisi olduğunu ortaya koymuşlardır.
Literatür dikkate alındığı zaman ‘ödev’ konusu, üzerinde dikkatle durulması gerektiği anlaşılmaktadır. Başarıda etkili olup olmadığı hatta daha derin bir biçimde incelendiğinde bireyin düşünme kapasitesi veya farklı zekalarına etkisi de ödevi ciddi olarak ele almayı gerektirmektedir.
Çalışma arkadaşları olarak yaptığımız bir araştırmanın konusu ödevdi*. 2014 yılı KKTC’deki 4 sınıf öğrencileriyle yapılan çalışma, nitel durum çalışmasıydı ve sonuçları özetle şöyledir;
• Araştırmaya katılan ilkokul 4. sınıf öğrencileri ev ödevlerini faydalı bulmakta ve ödevlerin, ödev yaparken harcadıkları zamana değdiğini belirtmişlerdir.
• Öğrencilerin % 59.6’sı ödev yaparken olumlu duygular (mutluluk, sevme, hoşlanma, eğlenme gibi) yaşadıklarını belirttiler. Öğrencilerin azımsanamayacak bir kısmı ise (% 40) olumsuz duygularla (sıkılıyorum), bazen olumlu bazen olumsuz duygular yaşadıklarını belirtmişlerdir. Yani % 40’a yakın öğrenci ödev yaparken sıkıldıklarını, bazen mutlu bazen mutsuz olduklarını, sıkıldıkları zaman da olduğunu belirttiler. Bu konuda bir öğrenci ‘Ödev yaparken bazen canım sıkılır, % 60 sıkılırım çünkü ödev yaparken elim yorulur ve beynimden gidiyor’ diye görüş belirtti.
Ödevlerin olumsuz etkilerinin başında öğrencilerin yorulması gelmekte. Araştırmada da sık sık karşımıza “yorulma” çıktı ve buna bağlı negatif etkiler. Öğrencinin de dediği gibi ödev yaparken yorulma, öğrenilen bilgilerin unutulmasına neden olmaktadır. Bu bulgulara göre öğretmenlerin öğrencileri sıkacak ve onların yorulmasına neden olacak nicelik ve nitelikte ödevler vermekten kaçınması gerekmektedir.
• Araştırmanın bir başka bulgusu da öğrenciler ev ödevi verilmesini istemektedirler. Fakat bir diğer bulgu da öğrencilerin % 94.1’i ödev yaparken yardıma ihtiyaç duyduklarını belirtmişlerdir. En çok anne ve daha sonra da babadan yardım istemektedirler.
Bu bulgu verilen ödevlerin yardımsız yapılamadığını göstermektedir. Öğrencilere verilen ödevler, onların bilgi düzeyini aşmaktadır. Dolayısıyla yardıma ihtiyaç duymaktalar. Halbuki ödevlerin öğrencilerin yapabilecekleri nitelikte olması gerektiği konusunda literatürde konsensüs sağlanmış durumda.
• Araştırmada öğrenciler en çok Matematik ve Türkçe derslerindeki ödevlerde zorlanmakta olduklarını belirttiler. Her iki dersin öğretim programlarının ilgili sınıfta çok yoğun olması bunda etkili olmaktadır.
• Öğrencilerin tamamına yakını ev ödevlerinin derse hazırlanma, öğrenilenleri pekiştirme ve sınava hazırlanmalarına destek verme biçimlerinde, öğrenmelerine olumlu katkıda bulunduğunu belirtmişlerdir.
Ancak bu olumlu katkı öğrencilerce sınavlarda yüksek not olarak belirtilmektedir. Öğrenciler üst düzey düşünme veya öğrenilenlerin uzun süre kalıcı olması gibi yetenekler üzerinde etkili olduğuyla ilgili hiç bir görüş belirtmemişlerdir. Bu da ödevlerin nitelik olarak sınıfta öğrenilen bilginin mekanik tekrarı biçiminde olduğunu göstermektedir.
• Dikkate alınması gereken bir bulgu da öğrencilerin %52.9’unun, öğretmenler tarafından verilen ödevlerin, ailelerine maddi olarak ek yük getirdiği algısıdır.
Özellikle ilkokulun zorunlu ve parasız olduğu dikkate alındığında, eğitimde fırsat eşitliği bağlamında, maddi olanaksızlıkları olan ailelerin çocukları da dikkate alınmalı. Öğretmenler ödev verirken, daha yaratıcı olup ailelere ek yük getirecek ödevler vermemeli.
• Bir diğer bulgu da öğrencilere göre ev ödevlerinin kontrolünün yapıldığına yönelik olumlu görüşleri mevcut. Ancak ödev kontrolünün neredeyse tümünde, öğretmenlerin bire bir ödevleri kontrol etmediği fakat öğrencilerin ödevlerini, öğretmenin yönetiminde kendilerinin kontrol ettiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, ödev kontrolünün önemli bir unsuru olan yanlışların öğrencilere söylenmesi konusunda, katılımcı öğrencilerin ‘yarısından azı’ yanlışların kendilerine söylendiğini belirtmişlerdir.
Katılımcı öğrencilerin ilkokul 4. sınıf olması ve ilerideki akademik öğrenmeler için temel oluşturacak davranışları kazandıkları dönem olması nedeniyle, ödevlerde yapmış oldukları yanlışların kendilerine belirtilmesi son derece önemliyken, ne yazık ki bu konuda dönüt alamadıkları ortaya çıkmıştır.
Pek çok konuda olduğu gibi ödev konusunda da alınacak çok yol olduğu anlaşılmaktadır. En azından Eğitim Bakanlığı ödev konusunu da hizmet içi eğitim kursları arasına alarak, bir başlangıç yapmalıdır.
*Batman, K. A, Beidoğlu, M ve Köklü, S (2014). Öğrencilerin ödev ile ilgili algıları. VI. Uluslararası Eğitim Araştırmaları Kongresi 5-8 Haziran, Ankara: Hacettepe Üniversitesi.
































