Artık ve bundan sonra dilimize pelesenk bir de “Maraş’ımız” olacak. “Nasıl olacak” sorusuna cevap vermeden önce nasıl bir “Maraş” açtığımızı anlatayım: 1974’den beridir adını...
1974’den bugünlere gelinceye dek uzun yıllar ve sürekli “sınır tellerinden uzanıp içine tükürme hakkımın bile bulunmadığı kapalı Maraş’ın her şeyden önce dünyasal bir utancımız olduğunu”...
İstesek de “bigane” kalamayacağımız olaylar yoğunluğu altında doğrusu kendimizi huzurlu hissetmek mümkün olmuyor. Kaldı ki Kıbrıs gibi bir adada Rum toplumu gibi bir komşuyla yaşarken...
“Ulusal davalarda” kimselerin kendi görüş ve misyonuna göre savunacağı bir dava anlayışı olamaz. Olsa zaten ortada “dava” kalmaz! Bu olguyu eğer düşünüp tarihi ve sosyolojik...
Geçen haftaya baktığımda bir kez daha anladım. “Doğan her gün bir sonrası günün olaylarını yaratır..” Bu öylesi bir devinimdir ki tarihçiler tarihlerini, sosyologlar analizlerini, siyasiler...
Kötümser olmak için yığınla olaya karşılık… “İyimserliğe” bir gıdımlık neden bulamamaya… Kör talihim kara bahtım ağıtlarında sümük çekerken… Doğrusu ya hele de şu virüslü dünyada…...
Hiddetli şiddetli söylem ve açıklamalarla, yetmediği yerde eylemsel çıkışlarla bezeli “sertlik politikasından” sonra Erdoğan nihayet yumuşak inişe geçti, merakla izliyoruz. Nitekim Akdeniz’deki sismik araştırma gemisi...
Önce bilinen gerçeği yazayım: Düşünce olarak seçmenler oylarını, Kıbrıs siyasi sorununu çözeceğine inandıkları “adaya” değil; kendilerine yakın gördükleri yada ayni parti mensupları oldukları veya kişisel...
Eski bir “Pers” ayaleti olan Azerbaycan 11. Yüzyılda Selçuklular tarafından işgal edildi. Daha sonra Rusya’nın egemenliğine girdi. 1991’de Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla bağımsızlığını kazandı. Ve Ermeniler...
Geçen hafta Cumhurbaşkanı adayları “nihayet” dedirten çıkışla nasıl bir çözümden yana olduklarını açıkladılardı. Sonuçta “zaten biliyorduk” dediğimize nazire mesela Tatar ile Özersay’ın tutun ki ötede...