Geçen haftaya baktığımda bir kez daha anladım. “Doğan her gün bir sonrası günün olaylarını yaratır..” Bu öylesi bir devinimdir ki tarihçiler tarihlerini, sosyologlar analizlerini, siyasiler yorumlarını, yer gök bilimcileri etkilerle tepkilerini yazıp söylerler.. Yaşatılan insanlık tarihidir..Hem canlı hem kanlı!
Bu nedenle küçük adamın Kuzey coğrafyasına hep üzüntülü bir kuşku ile bakarım. Günlerden günlere atlarken her sabah karnımdan konuşurken, “dur bakalım bugün ne olacak” derim… Yoksa insanların ömürleri hep böyle mi geçer? Geri gelmeyen zamanlar gibi.. Her neyse zeytin ekmek yediğimiz, savaştığımız, ölüp öldürdüğümüz, bazen bok yollarında “Niyazi” oluğumuz günlerden geldik bu günlere.. Çok şükür.. Hâlâ her sabah doğan güneşle uyanırız.. Hâlâ yaz’ı kışı yaşarız.. çocuklarımızla, sevinmek ne kelime, sevgilerle kanatlanır uçarız.. Onlar bizim yarınlarımız..
Vesselam doğan her gün bir sonrası günü gebe bırakmakta! Olaylara, felaketlere, savaşlara, sürprizlere.. Ki insan ne zaman öleceğini bile bilmez! ***
AB NE HALT EDİYOR? Geçen hafta Türkiye’nin Akdeniz’deki faaliyetlerini durdurup, istedikleri anda boğazına geçirip ipini çekecekleri yaptırım tehditleriyle toplanan AB zirvesi, dönem başkanı Merkel’in sağduyulu “tutumu” sayesinde Rum Yunan ikilisini ekarte ederken, bir takım da “tehditkâr” kararlar aldırmayı başardıydı..
Bunlardan biri Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki “ihlâl” olarak nitelendirilen faaliyetlerinin devamı halinde, “derhal yaptırımlarım uygulamaya başlanacağıydı..”
Bilindiği gibi öncesinde Türkiye Oruç Reis sismik araştırma gemisini bölgeden çekerek hem çatışma olasılığını ortadan kaldırdı hem diyalog yolunu açtıydı..
Ne var ki üzerinden çok bir zaman geçmeden Yunanistan Meis adasıyla yeni bir kriz yaratırken geçtiğimiz hafta da TC’nin münhasır ekonomik bölgesini kapsayan alanda navtex ilan etti. Türkiye de hemen ardından tabi..
Yani ne? Doğu Akdeniz’de AB’nin ve Merkel’in çabalarına karşın sular durulmuyor.. Yunanistan Lozan’da kazandığı iki üç binin üzerindeki adacık ve kayalıklarla “kıta sahanlığı” hesaplarında Ege denizini Türkiye’ye kapatırken, artık Marmara ve Doğu Akdeniz’i de hükümranlığı altına sokacak faaliyetlerine bu kez de Fransa’nın “çat orada çat burada hacıyatmaz gibi hoplayıp zıplayan Makron’u ile devam ediyor.. Yani Türkiye Doğu Akdeniz’de Mısır, İsrail, Lübnan, Suriye gibi ülkelerin de destek verdiği Yunanistan-Rum ikilisi tarafından sıkıştırılıyor ki ne savaş tehdidi kalktı ortadan ne AB’nin yaptırım olasılığı!
***
PEKİ BİZ NE YAPIYORUZ? Seçim? Seçimle birlikte propagandanın olağan sayılan karşılıklı suçlamalarla karalamalarını..
Hayır ama! Bu kez söz konusu olan seçime katılan 11 adayın kendi aralarındaki takışma, çekişme, yada eleştirileri değildir! Artık Ermenistan Azerbaycan savaşını da yanına alırken, Fransa gibi ülkeler tarafından soluğunun kesilmesine çalışılan zor durumdaki anavatanımız Türkiye’dir!…
Fakat gitgide tatsızlaştırılan bir “tarafgirlik tutumu nedeniyle!! Nitekim artık öylesi bir raddeye gelindi ki mesela TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu açık seçik şöyle diyor:
“ÖNÜMÜZDEKİ kritik dönemde ve seçimler sonucunda bizimle uyum içinde çalışacak bir KKTC beklentimiz vardır…”
Doğrusu diplomasinin içinde pişmiş Çavuşoğlu’nun bir yandan KKTC’nin bağımsızlığıyla egemenliğini savunur ve “haklarını kimselere asla yedirtmeyiz” derken… Çok açık seçik bir vurgulamayla Tatar’ı ima ederek “biz ancak onunla çalışırız dolayısıyla ey Kıbrıs Türk seçmeni oylarınızı Tatar’a veriniz” dercesine kantarın topuzunu kaydırması doğru olmadı! Ki kendilerini benzer müdahaleleriyle Annan planı referandumu propagandalarından tanırız.. Ki olay anavatan yavruvatan olayı da değil, yoksa canımız Türkiye’ye feda, minnettarlığımız her zaman baki kalacak ama… Yapmayın yahu! İlle de KKTC’i TC’nin bir uydusu olarak göstermenin hangi politik yararı vardır? Kaldı ki: ***
NERDE HATA YAPTIK: Azerbaycan’ın Aliyev’i dert yanıyor. “36 yıl daha bekleyemeyiz” diyor.
Biz 46 yıldır bekliyoruz! Çözümü çok geciktirmiş olmamızın sonucudur ki bugün yaşanan tüm siyasi ve askeri krizlere neden olmuş, olmaya devam etmektedir..
Buna karşın 46 yıldır tüm siyasi partilerimizin koalisyon hükümetleriyle iktidara gelip gittikleri gerçeklerde, sormak gerek: Hangi Cumhurbaşkanımız, ister Sağda ister Solda olsun, Ankara ile anlaşmazlığa düştü ki? Liderlerin Kişisel görüşleri ötesinde hangi Cumhurbaşkanımız hangi Başbakanımız Ankara hükümetlerine rest çekti ki? Toplumun yarısı Annan planına, Crans Montana çalışmalarına karşı iken Ankara ile birlikte hareket eden, müzakereleri birlikte sürdüren, kararları da birlikte oluşturan hangi Cumhurbaşkanlarımızdı? Neden görmezlikten geliniyor neden hatırlanmak istenmiyor?
Kısaca Sn. TC ricali: Türkiye’den başka destekçisi olmayan Kıbrıs Türk halkını ilgisiz beyanlarla sadece rencide etmiyor iç barışı da dinamitliyorsunuz!
KISACA TAKILDIKLRIM:
Arkadaşlarım “bugüne kadar hiçbir seçimin sonucunu doğru tahmin etmediğimi” bizzat itiraflarım sonucunda iyi bilirler!”
Bugün de arkadaş sohbetlerinde ne zaman “falan filan adaylar ikinci tura kalacak” diyerek tahminde bulunsam, kendi adayları değilseler, “söyle söyle” derler, kulağımıza çok hoş geliyor!..”
VE ekleyim: İlk kez adaylardan biri olan Serdar Denktaş öyle bir somut öneride bulundu ki “bravo” dedim. Ki propagandanın en çarpıcı yanını teşkil etti.
Ben dedi Serdar Denktaş “seçilirsem “Baku ile direkt uçuşlar başlatacağım..” Zaten ötesi Azerbaycan’ın bizi tanıması olur. Bir bravo daha..
































