Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AZERBAYCAN BİZİM DE DOSTUMUZDUR.

Eski bir “Pers” ayaleti olan Azerbaycan 11. Yüzyılda Selçuklular tarafından işgal edildi. Daha sonra Rusya’nın egemenliğine girdi. 1991’de Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla bağımsızlığını kazandı. Ve Ermeniler o tarihlerde yukarı Karabağ’ı işgal etti…

Ezerbaycan-Ermenistan dalaşması o yıllardan beridir devam ediyor.. Tutun ki Kıbrıs siyasi sorunu benzeri bir olay sadece çapı daha büyük..

Nitekim İngiliz de sömürgelerinden ayrılma kararı alıp Kıbrıs’ı terk etmek durumunda kaldığında arkasında yıllarca sürecek Türk Rum çatışmalarıyla siyasi sorununu bıraktı. Ada iki bölgeye ayrıldığı halde sürtüşme  hâlâ devam etmekte!

Tabi konumuz Azerbaycan Ermenistan savaşı değildir. Buna karşın Türkiye’nin en yakın dostu olan ülkelerden Azerbaycan’ın haklılığına inanıyoruz ki bu savaşımından hem askeri hem de siyasi yönden muzaffer çıkmasını dileriz.

***

DÜN, sonunda “Cumhurbaşkanlığı seçimine” anlam katan “Devletçilerle- Federasyoncular” arası tutumlardan söz etmiştim. Tekrarlamam gerekirse bu adada “kaderin” bir sonucu eğer iki halk yan yana ve komşu olarak kendi topraklarının egemenleri olmuşlarsa, beğensinler beğenmesinler iş birliği hatta güç birliği yapmak zorundadırlar. Tek şartla: Kavga etmeden, savaşmadan, birbirlerinin topraklarını gasp etmeden..

Nitekim Osmanlı döneminde, sonrası İngiliz döneminde de Kıbrıs Türk ve Rum halkları karma köy ve kasabalarda içiçe yaşayan, birbirleriyle merhabalaşan iki ayrı unsurdu.. Tutun ki Rumların Osmanlı ile İngilizlere yönelik bir iki isyan hareketinin ötesinde iki halk arasında büyük sorunlar yaşanmadıydı. Bunun nedeni özellikle İngiliz döneminde tüm ada halkının sömürge idare ve kanunları altında eşit koşullarda bulunmasıydı…

İngiliz 1960’larda adadan çekilir ve arkasında oluşturulan Kıbrıs Cumhuriyetini  bırakırken Kıbrıs adasındaki Türk ve Rumlar tarihlerinde ilk kez kendilerini kendi siyasi iradeleriyle baş başa buldulardı. “Kıbrıs Cumhuriyeti” olayı ilk kez iki halkın başlarında bir “sömürge idaresi” olmadan bir arada yaşayıp yaşamayacaklarına dair verecekleri siyasi sınavdı..

Yazık! 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti anlaşması Rum tarafının tüm adaya egemen olmak istemesi nedeniyle sadece kan revan içinde kalmadı, son çarede Barış Harekâtıyla iki ayrı bölgeye ayrıldı..

GERİYE dönüyorum: Çatışmaları, anlaşmazlıkları başlatan taraf olmamamıza karşın bugün yaratılan siyasi krizin pahalıya mal olan faturasını biz Kıbrıs Türkleri ödüyoruz. Çünkü Rum tarafı hâlâ Kıbrıs Cumhuriyetinin tek varisi olarak kabul görüyor!

Nihai çözüme ise ne zaman varılacağı, nasıl bir barış sağlanacağı da belli değil, çünkü şimdi de Doğu Akdeniz’in paylaşım kavgası vardır..

***

(DOĞRUSU hemen herkeslerin bildiği, aslında söylene yazıla ezberlenip bayatlayan bu gerçekleri tekrar etmekten sadece usanmıyorum, utanıyorum da..)

Fakat seçim kampanyasının gitgide “devletçilerle federasyoncular” arası bir “siyasi tercihe” irca edildidiğine baktığımda bilinenleri tekrarlamak kaçınılmaz oluyor. Çünkü:

Siyasi eşitlik isterken, zaten “KKTC’nin tescil edilmesini talep ediyoruz..”

Bu talebi Güney’deki Rum devletine karşın tek başımıza sürdürmenin mümkün olamayacağını görüyorsak o zaman adada siyasi yönden tanınmış iki ayrı devleti bir federasyon ile bağlamak gerekir.. Dün de vurguladığımca zaten Annan planında ön görülen de buydu..

“YAZMADAN olmayacak” dediğimi de yazayım: Bugünkü siyasi koşullarda ne müzakere olur dolayısıyla ne çözüme yönelik arayışlara girilebilinir. Ta ki Türkiye ile Yunanistan Doğu Akdeniz’de, Ege’de barış ilan etsinler.***


KISACA TAKILDIKLARIM:

Geçen hafta, öteden beridir kendini siyasi olayların dışında tutan hatta Yakın Doğu Üniversitesi Kurucu Rektörü olmasına karşın memleket sorunları üzerinde polemiklerden uzak kalan Dr. İ. Suat Günsel, nam’ı diğer “Suat hoca” her halde seçim propagandalarındaki “karşılıklı söylem ve atışmaların” mihenk taşına vurduğundan olacak, mevcut ortamı “düşüncelerim” diyerek serdetmek durumunu hissettiğinde “Ülkem bir Türk Cumhuriyetidir” dedi.. Ve ekledi: “Komşunun istediğinin yarısını istiyoruz..” Doğrusu bu ifadeyi çok sevdim. Evet biz zaman zaman şaşı baksak da “Kuzey Kıbrıs” dediğimiz ülkemiz yadsınamaz gerçekte bir “Türk Cumhuriyetidir.” Şöyle ki Türkiye’nin yanı sıra iki üç devlet daha tanısa dış dünyaya “devlet” olarak açılıp yansıyacağımız kadar..

Zaten bu adadaki mücadelemize takacağımız son halka da “siyasi tanınmışlıktır” ki Suat hoca bunu çok açık seçik ifade etti: “Ülkem dedi Türk cumhuriyetidir!”

Ya çözüm: “Güney işte bu Türk Cumhuriyeti ile anlaşmak zorundadır, başka da bir yolu yoktur… ***

BÜTÜN umudumuzu yaz mevsime bağladıktı. Yaz gelecek virüs kaçacaktı. Aksine azdı! Şimdi kış geliyor!. Sn. Ali Pilli’ye soralım: Var mı kaçacak yer?

***

GEÇEN hafta Anastasiadis BM’ler Genel Kurulunda konuşurken, “Türkler Maraş’ı açmaktan vazgeçerlerse seçimden sonra müzakerelere başlarım” dedi!

Hani Maraş’ın açılması meraklısı değilim ama eğer şart koşuyorsan bizim de şartımız var. Tanı siyasi eşitliğimizi kap Maraş’ı.. Sonrası mı: Müzakerelere bile gerek kalmaz..