Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

VİRÜS BİLE AKILLARI BAŞLARA GETİREMEDİ!

Kötümser olmak için yığınla olaya karşılık… “İyimserliğe” bir gıdımlık neden bulamamaya… Kör talihim kara bahtım ağıtlarında sümük çekerken… Doğrusu ya hele de şu virüslü dünyada… Dayanılır gibi değildir yaşamaya çalışılan ömürler…

Bir gün “virüsten önce virüsten sonra” mı diyeceğiz. Yeni miladımız mı olacak koronavirüs? Ki insanları evlerinin dört duvarı arasına sıkıştırırken, soluk alınacak havayı bile denetim altına sokacak maskeli mesafeli bir esaret dünyası yarattı..

Buna karşılık tek bir şeyi yenemedi, esir alamadı, emrinin kurbanı yapamadı. “İnsan ihtirasını!”

Ki o virüs bir milyon insanı hayattan kopartırken bile ne siyasi sorunlar bitti ne uluslar arası rekabetler dindi.. Hatta “virüs yeterince canlar aldı” bile denmedi ki daha çok canlar almak için savaşlara savaşlar eklendi!

Kısaca ölümler saçan virüs bile ülkelerin birbirleriyle dalaşmasını, insanların insanları öldürüp insanlar tarafından öldürülmelerini önleyemedi!

Ve bir kez daha anladık: Asıl virüs bizatihi insanın kendisidir! Üstelik bayrakları, devletleri, ülkeleriyle.. Ve savaşlarıyla.. İstila ve gaddarlıkları, haksızlık ve mezalimleriyle..

Nitekim yedi aydır virüsle boğuşurken, bir yandan da Akdeniz’i saran ateşleri söndürmek için uğraşmaktalar Akdeniz ülkelerinin liderleri! Ezeli ve ebedi düşmanlıklar depreşmiş! Kuyruk acısından asla kurtulmayan Yunanistan Türkiye’yi muhatap almış tos atmaya çalıyor..

Yeni yetme politikacılardan geveze Makron hacıyatmaz gibi çat orada çat burada siyaset tuluatı oynamakta.. Ta uzaklardaki Amerikalı Trump ise Biden’le çarpışıp ikinci kez Cumhurbaşkanlığına oturmak için yırtınmakta!

Uzağa gitmeye ne hacet: Bizde bile, bizde de bile.. Bu kez de cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanıyoruz çatlasın koronavürüs dercesine…

Yani kötümser de olsak hayat devam ediyor.. Ki dün ilkokullar yüz yüze eğitime de başladılar..  Allah çocuklarımızı korusun. İnşallah hayırlı olur..

Diyelim ve işimize dönelim:

***

NEDİR ya işimiz? Seçim yapmak! Bari seçim sonuçlarından memnun olsak! Aksine oy verip sandıktan çıkardığımız muhtarlardan belediye başkanlarına, milletvekillerinden Cumhurbaşkanlarına kadar daha göreve geldiklerinin ikinci günü ellerimiz boğazlarında hesap sorarız! Hoş! Onlar da tam “hesap sorulacak” kadar olurlar ötesi hiç görülmedi! Nitekim bu beşinci Cumhurbaşkanı seçimi olacak ama Kıbrıs sorunu hâlâ çözümsüz.. Zaten “çözümsüzlük” kader olmuş ki şimdilerde 11 adayın hiç biri “ben Kıbrıs siyasi sorununu çözeceğim” demiyor..

O zaman ne yapacaklar o “devletin başı” denilen makamda?

Rum tarafından yeni bir müzakere çağrısı gelmesini mi bekleyecekler? Yada BM’ler aracılığıyla kendileri mi çağrıda bulunacaklar?

Mesela ne konuşacaklar? Annan planı, Crans Montana öncesi neyi konuştularsa onu değil mi? Tek artı sorun Doğu Akdeniz’deki hak paylaşımları olacak ki zaten Erdoğan o çağrıyı her gün yapıyor..

Hayır! Cumhurbaşkanlığı makamını önemsizleştirmek gibi haddimi aşan bir  düşünce kompleksi içinde değilim. Tam aksine artık bu makamın “en azından yarı başkanlık sistemine” geçilecek bir anayasal hükme sahip olması gerektiğine inanıyorum.

Mesela neden “Cumhurbaşkanı görevleriyle ilgili işlemlerinden sorumlu değildir?”  Hem de Başbakan ve Bakanlar yanı sıra “Cumhurbaşkanı ile birlikte imzalanan “kararnamelerden” bile Cumhurbaşkanı değil, Başbakan ve Bakanlar sorumludurlar!

Oysa iyi biliriz. KKTC’nin asıl ve en büyük sorunu “denetimdir.” Doğru bir deyişle “denetimsizliktir!” ve Cumhurbaşkanı imzaladığı kararnamelere karşın bu “denetimi” (belki uyarır ama) sürdürecek yasal yükümlüğe sahip değildir.

Yani şöyle: Ortada Cumhurbaşkanının boynuna asılı bir davul vardır ama tokmağı hükümetin elindedir. Cumhurbaşkanı devleti temsil eden en yüce makam olarak protokolde yerini alır ama çok istese de tokmağı boynunda asılı olan davula vuramaz!

Fakat bu “yetkisizliğin” tam aksine, anayasada yoktur ama Kıbrıs siyasi sorunu söz konusu olduğunda tek yetkili makam Cumhurbaşkanlığı olmakta.. Yani KKTC’nin siyasi kaderi bu kez de Cumhurbaşkanının yetkisi dahilindedir hükümet sadece istişare görevinede!.

Bunları Cumhurbaşkanlığı seçiminin kararı verildiğinde de yazıyordum ve diyordum ki “seçime giderken anayasada bir değişiklik yapın. (Nitekim bu seçimde Savcılar konusundaki anayasal değişikliği de oylayacağız..) Pekala da Cumhurbaşkanlığının yetki ve sorumluluklarını artıran bir değişiklik yapılabilir halkın oyuna sunulurdu.

“Geldi geçti” diyelim ve gelelim yine zurnanın son deliğine basıp zırt sesi çıkartanlara!


KISACA TAKILDIĞIM: “YANLIŞTIR!”

Dün Havadis gazetesi manşetine çektiydi. Bizatihi seçime katılan bazı adayların da şikâyet ettiklerince TC Büyükelçiliğinden ve AK partili olduğu söylenen bazı kişiler Tatar’ı seçtirmek için propaganda yapıyorlarmış.

Eğer haber doğruysa bizzat Tatar’ın buna izin vermemesi ve gerçekleşmişse seçmenlerden özür dilemesi gerektiğine inanıyorum. Hareket çok gereksiz ve Tatar’a zarar verici! Siyaseten KKTC’i tanıyan tek devlet Türkiye’nin ve tabi Lefkoşa Büyükelçiliğinin bizi bir sömürge yönetimi esamesine düşüren bu müdahaleleri tek kelimeyle yanlış!

Yeri geldi yazayım ama: Annan planı referandumu öncesinde biz “hayırcılara” ayni zamanda “statükocu” diyen çevreler o dönemlerde, aralarında şimdilerin TC dışişleri bakanının da olduğu bazı milletvekilleriyle Karpaz’da evet için propaganda yaptılardı da gösterdiğimiz tepkimizi kimseler işitmediydi! Yani olay ilk değil, buna karşın hangi seçim hangi referandum olursa olsun, “dıştan müdahale” her zaman yanlıştır..