Hiçbir siyasi partinin etkin üyesi olmadım. Tabi ki “yurttaşlık görevlerinden” söz ederken hasbelkader “örgütlü mücadeleye” inanan hele de “gazeteci” gibilerinden bir tanımın etiketini taşırken...
İYİ Kİ “DEVLET” dedik kendimize: Nitekim bu vesileyle “ne zaman hissettim” diye sordum kendime. Ki 1974’lerden beridir “devletiz!” “Tanınmamış olması” kendimi bu devletin bir yurttaşı...
Ne içte ne dışta durum vaziyetlerimiz iyi değil.. Gene o kararsız ve karanlık günlere döndük.. HAYIR: Kendi yurdunun esiri haline getirilmiş Kuzey Kıbrıs Türk vatanı...
Bir “devlet” gibi davranırken, gerekli olan her bir şeyi kanun kural haline getirip yine bir devlet gibi uygulamaYA sokmanın ne kadarının “ciddi” ne kadarının “uydurma”...
Dünkü yazımda “gelip giden hükümetler yanı sıra istifa eden Saner hükümetinden söz ederken, artık medyanın manşetlerine taşındığınca yakınmaların arttığından söz etmiştim.. Tabi yakınma duygularımla! Çünkü...
Öğretmenler iyi bilirler. Ödevini yapmayan, okula geç gelen, derslerine çalışmayan… Öğrencilerin bir ayak üstüne fakat hiç birinin de “canım istemedi ve yapmadım” demediğince söyledikleri mazeretleri...
Durağan hayatlarımıza cevvaliyet getirendir. Her yıl olagelen seçimleriyle bereket, hükümet değişiklikleriyle ya “Kurban” yada “Şeker bayramları” gibidir! LEFKOŞA krallığının siyasi kulis labirentlerinde çiğnendikçe şekeri yiten...
(GENE seçim derdine düştük. Gene ya seçim yapacağız yada koalisyon hükümetini bozacağız zaten sonu yine seçime toslar… Öyle de olsa ben yine tersine kürek çekecek...
Önemsemek “önemsetmeyi” kamçılar.. “Oysa artık Kıbrıs Türk seçmenine gerekli olan Meclis dışı muhalefettir.. Bunun da fiiliyatı seçime seçmen olarak katılmak değil; seçimi boykot...
Bugüne kadar siyasi parti “kulislerini” hiç merak etmedim.. Sadece bir devrelerde TKP’den aday olan bazı arkadaşlara seçimlerde yardım etmek için kulislerinde dönüp durdumdu ki kelli...