Köşe Yazarları

YAŞASIN HÜKÜMETLER KRİZLERİ!






Durağan hayatlarımıza cevvaliyet getirendir.



Her yıl olagelen seçimleriyle bereket,   hükümet değişiklikleriyle ya  “Kurban” yada “Şeker bayramları” gibidir!



LEFKOŞA krallığının  siyasi kulis labirentlerinde çiğnendikçe şekeri yiten tatsız  çiklet  gibidir!                                                         Çağırmasanız da karaçol gibi ense kökünüzde bitendir!                                          Her zaman emrinize amade politikacı taifesinin atan nabzı, çarpan kalbidir!                 Dedikodu  fısıltılarında büyürken küçülen, küçüldüğü yerde kopandır!

Ne parayladır ne sandıktan çıkan oylarla..

Günü saati hitama erdiğinde  geldiği gibi gidendir.

Nitekim şimdi de namı diğer Ersan Saner koalisyon hükümeti olarak gitmektedir..

***

Kİ KAÇ zamandır Ersan Saner Koalisyon hükümeti gitti gidiyor derken, gidivermesine şaşmadınız  bile!

Demek ki ateş bacayı fena sarmıştı. Ki bildiğimce Saner’in yerinde bir başka Başbakan olsaydı, istifa mekanizması çoktan çalışırdı.                                                            Doğrusu sonuna kadar direnen bizzat Ersan Saner oldu!

***                             GELİŞMELER biliniyor:                                Sadece Ersan Saner koalisyon hükümetiyle ilgili değil ama.  Ben asıl “siyasi rejim yönünden”  diyorum..

Mesela KKTC gibi küçük bir devlette “koalisyonlar hükümetlerinin aşı tutmaması” gibi diyorum!

Kİ “insaf” dediğimiz safhayı geçtik. Yedi yılda altı hükümet dolayısıyla altı başbakan gelip gitmiş!

Tümünün de hem gelişleri hem gidişleri “şen ola” değil, sancılı hatta kavgalı olmuş!

Koalisyon hükümetleri olarak tümü de başarısızlığa imza atmışlar!

Ve tümünün devri iktidarları döneminde Meclis’ten geçen ne kadar plan program varsa hiç biri de memlekete yar olamamış!

***

NİTEKİM her  yeni hükümetle birlikte “kurumlar” biraz daha yenmiş, biraz daha yıpranmış!                                                               Zaten “kurumları” çalışamayan devletten “mucizeler” yaratması beklenemeyeceğinden KKTC pandeminin de olumsuz etkilerinde ve bu son yıllarında, felçli dideler gibi  olmuş!                                         ***

LAF EBELİĞİ yapmadan yazayım: Belli olmuştur ki KKTC artık bu “yönetim sistemiyle” KKTC’i taşıyamaz.

Anladınız sanırım: Bu yönetim sisteminin  ötesinde bildiğimiz bir diğeri “Başkanlık sistemidir.”

Nasıl olur nice olur bilemem  ama mevcut “parlamenter sistem” ispat etmiştir ki kendinden öte tüm sistemler en azından ehveni şerdir!  Yani mevcutlarından  daha kötüsü olamaz.                                                                                       ***

ÖNERİ: Gelin yeni bir seçimle birlikte “Başkanlık sistemini” ikame edecek Anayasa değişikliği yapın.. Belli mi olur. Bakarsınız bu kez göl maya tutar!

(Diyelim ve neredeyse bir de “Kıbrıs siyasi sorunumuz” olduğunu unutmuşluğumuzda bu konudaki son vaziyeti umumiyeye bakalım:                                                                                                    ***

BİTMEYEN SİYASİ SORUN!  Toplumca asli sorunumuz olması gereken  “Kıbrıs siyasi sorununa” bile 1974’lerden beridir “bigâne” kaldığımız gerçeklerde, bizim için hangi olayın  yada nelerin  öncelikli olduğunu doğrusu çok iyi bildiğimizi iddia edemiyoruz..

Biz  eskiler “dava” derdik:                    Rum’un tüm adanın egemeni olmak için bir asrı aşkın süredir Kıbrıs adasını yutmak için  sürdürmekte olduğu çabalarının ya önünü tıkamak   yada  kadük duruma düşürmek için uğraştık..                                                                ***

BURADA  Sn.Tatar’ın hakkını hakçasına vermek isterim:                                       Kıbrıs siyasi sorununu güncelleyerek  sadece Türk halkının davası haline getirmekle kalmadı.

47 yıl sonra bir kez daha “ne istediğimizi, nasıl bir çözümden yana olduğumuzu” da kesin bir kararlıkla anlatıp  savundu..

Üstelik sadece Rum-Yunan ikilisini muhatap olarak almadı..                                 “Adada egemen bir Türk devleti” olgusuna karşı çıkan kesimlere de siyasi tavır koyarken, hep kendi tezinin  arkasında durdu..                                                                                                    ***

Kİ “günlük yazdığımız için iyi biliyoruz: Sn. Tatar’a kadar gelen dönemlerde neredeyse Kıbrıs siyasi sorununu unuttuğumuzdan yakınıyorduk.

Çözümsüzlük tüm sorunların nedeni olmasına karşın biz “çözüm varmış” gibi davranıyor ve sosyoekonomik sorunları gelip giden iktidarların başarısızlıklarıyla beceriksizliklerine fatura ediyorduk!                Aslında bu tutumumuzda büyük değişiklik  olmamışsa da en azından Sn. Tatar’ın süreklilik arz eden Kıbrıs siyasi  sorununa dönük çalışmalarıdır ki “çözüm” zorunluluğunu  bir kez daha öne çıkarmıştır..

FAKAT işte burada bir soru daha kendini zorlamaktadır: “Kiminle? Hangi hükümet, hangi ulusal birliktelik kararında?

İtiraf edelim. Bu konuda Rumlar kadar olamadık! Yazık!

***

MESELA Özker Yaşın.. Öteki  nam’ı adıyla “Terzioğlu” bakın 1970’ler “Topluma gazel” şiirinde ne diyor:

“GÖRÜŞMELERDEN sonuç sıfıra sıfır demek..                                                               YA senin kaderindir ey toplumum beklemek.

İsmet Paşa atanmış inanıp bay Jhnson’a

Ne yazık bunun için atmamış Rum’a kötek!

Neticede kabaklar başımıza patladı.

Yıllardır yaptığımız dertlere dert dert eklemek.

Denktaş’la Klerides ne konuşurlar bilmem

Elbet güzel oluyor buluşup kebap yemek.

Şu tazminat işini bir sıraya koymadan

Doğru mu göçmenlere geriye dönün demek.

Rumlar koşar adımla geliyor hedefine

Biz hedefsiz kalmışız işimiz emeklemek…

***

ARADAN yarım asır geçti. Var mı bir değişiklik?





Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu