(GENE seçim derdine düştük. Gene ya seçim yapacağız yada koalisyon hükümetini bozacağız zaten sonu yine seçime toslar…
Öyle de olsa ben yine tersine kürek çekecek “uzun ve can sıkıcı bir sorun” dediğim siyasi soruna bir kez daha bakacağım.. Çünkü adam gibi devlet olmak çözümü, çözüm ise bu seçim geçim dertlerinden kurtuluşu sağlar.. ***
OYSA 1974’lerden beridir “Kıbrıs siyasi sorununa” “bigâne” kaldığımız gerçeklerde, artık bizim için hangi olayın yada nelerin “öncelikli” olduğunu da doğrusu çok iyi bildiğimizi iddia edemiyoruz!
Mesela biz eskiler “dava” derdik: Rum’un bir asrı aşkın süredir tüm adanın egemeni olmak için sürdürmekte olduğu çabalarının ya önünü tıkamak yada etkisizleştirmek için söylediğimiz “sembol” kelimelerden biriydi.. Neden telaffuz ettiğimizi çok iyi biliyorduk çünkü toplum olarak söz konusu “dava” etrafında bütünleşmiştik..
***
BU “DAVA” dediğimiz, aslında toplumsal hedef olan bu “mefkure” tutun ki 1974 Barış Harekâtıyla birlikte “Kuzey vatanına koyduğumuz sahiplikle” birlikte amacına ulaşmalıydı.. Çünkü adada ilk kez “Türk-Rum iki ayrı “devlet” oluşumu yaratıldıydı..
***
(BU düşünceye geldikte, hakkındaki bazı aykırı “köşe yazılarıma” karşılık Sn. Tatar’ın hakkını hakçasına vermek isterim. Çünkü:
KIBRIS sorununu Türk tarafının ve KKTC’nin Cumhurbaşkanı olarak sadece bir siyasi devinim haline getirmekle kalmadı…
“Kendi içimizde bir genelde görüş birliğine varmış olmasak da ne istediğimizi, nasıl bir çözümden yana olduğumuzu kesin bir kararlıkla anlatıp savundu..”
SİYASİ sorunu anlatmak için de dur durak bilmeden ülkeden ülkelere ziyaretlerde bulunmasına taktığımız ve “Evliya Çelebi gibi” benzetmelerimize aldırmadan da başından beridir çizdiği yolunu, kimselerin serzeniş ve muhalefetine aldırmadan hep bildiği ve inandığınca yürüdü..
***
HAKKINI vermek gerekirse yürüdüğü o yolda sadece Rum-Yunan ikilisini muhatap olarak almadı.. “Adada egemen bir Türk devleti” olgusuna karşı çıkan kesimlere karşı da siyasi tavır koydu, hep kendi inandığı tezinin arkasında durdu. ***
İNANMAK İSTEDİK: Bizim gibi adada Türk Rum iki egemen devlete dayalı çözümden yana olanlar için elbette Sn. Tatar’ın siyasi yol haritası çözümün mihenk taşı olmalıydı..
Olmadı! Sorunu siyasi partiler üstüne taşıyamadık! Kıbrıs Türk halkının “mefkûresi” yapamadık! Yani Rum’un tüm ada egemenliğini belirten “Enosis” benzeri “ulusal bir hedef” oluşturamadık!
KISIR bir döngüde “iki egemen devletli çözümü” ya bir kesimin görüşlerince “Federasyon tezine” ihanet olarak kullandık yada yada Sn. Tatar’ın siyasi arzusu olarak lanse ettik! Ve bir kez daha Kıbrıs Türk halkı olarak “nasıl bir çözüm” arayışına bir ulusal cevap veremedik! ***
ANCAK: Eğer bu bir “kusursa” bu kusuru sadece üst kademelerdeki parti liderleri yada türlü çeşitli Sivil Toplum Örgütlerine yıkmak doğru olmayacaktır.
Mesela bugün de somut olarak izleyip ellediğimizce Sn. Tatar’ın Kıbrıs siyasi sorununa yönelik faaliyetleri, ülkelerden ülkelere koşuşturmaları, her vesile ile sorunu dünya aleme anlatmak cehdi Ankara tarafından yeterince değerlendirilerek Kıbrıs Türk halkının bir dünya politikası haline getirileceğine; aksine “uğruna dünya ile savaşılacak” bir müzmin sorun haline getirilmiştir!
Belki bencillik hatta nankörlük gibi algılanacaktır Ankara’nın tek başına “çok özel diyeceğimiz” bir Kıbrıs politikası yoktur!
Kaldı ki Sn. Tatarla paralelleşen hatta özümlenip bütünlük arzeden bir Kıbrıs Türk siyasi politikası” da yoktur. Ama KKTC de bile bir Türk “muhalefeti” vardır!
Hem Tatar’a, hem de savunduğu siyasi tezlere yönelik!
***
ANKARA ise “merak etmeyin biz sizin arkanızdayız” diyor.. Diyor ama tutun ki 47 yıldır da Kıbrıs Türk halkını Kuzeyin kalebenti olmaktan kurtaramayacak kadar etkisiz olabiliyor! ***
BUNLARI NEDEN YAZDIM: “Siyasi çözüm olmadan devlet olunamayacağı için!”
Bakın Maraş’ı da açtık! Ne oldu?
Hâlâ giriş çıkışları polisler tarafından kontrol altında tutulan, kapılarından binlercesiyle giriş çıkışların gerçekleştirilmesinden gayrı!
(Kİ ben, binlerce insanın hayatında ev, apartman, dükkân görmemiş gibi o yasak kapıdan geçip etrafı (tabi ki hayran hayran değil) aval aval seyretmelerinden çok utanıyorum. Ki 47 yıl kapalı tuttuğumuz için bu viran hallere düşmüş bir kenttir!)
***
BUNA karşın “Güney’deki Rum’a “gelin mülkünüze sahip çıkın diye çağrı yapılacaktı da ne oldu?” Gelecek olanlar da Anastasiadis’in restine tosladı! Ki bundan sonra da açtık denilen Maraş’ın ne olacağını kimse bilmiyor.. (Bilmiyor ama daha şimdiden açılan Maraş’ın Mağusa surlar için yamacındaki mahallelerde ne olduğu kimin olduğu bilinmeyen, medyada haberleri bile çıkmayan çok katlı inşaatlar gerçekleşiyor! ***
KISACA diyorum: “Devlet” böyle dağınık, plansız programsız ve dirayetle salahiyetini kaybetmişlik içinde olmaz! 47 yıl sonra açtığımız Maraş’ın bile halkın “luna parkı misali” haline getirilmesinden öte bir siyasi ve ekonomik değer katamamış olmamız ispatıdır!
YANİ Sn. Tatar’ın durdurak bilmez seyahatleri, sorunu anlatırım iddiaları.. Kabul ettiğimiz uğraşları olmakta ama “ne KKTC’nin ne TC’nin bu uğraşlara yönelik yeni politikaları oluşmakta!
Aradaki “çalışma ve kazanımlar” da bu nedenle heba olmaktadırlar!
***
MESELA Özker Yaşın.. Öteki nam’ı adıyla “Terzioğlu” bakın 1970’ler “Topluma gazel” şiirinde ne diyor:
“GÖRÜŞMELERDEN sonuç sıfıra sıfır demek.. YA senin kaderindir ey toplumum beklemek.
İsmet Paşa atanmış inanıp bay Jhnson’a
Ne yazık bunun için atmamış Rum’a kötek!
Neticede kabaklar başımıza patladı.
Yıllardır yaptığımız dertlere dert dert eklemek.
Denktaş’la Klerides ne konuşurlar bilmem
Elbet güzel oluyor buluşup kebap yemek.
Şu tazminat işini bir sıraya koymadan
Doğru mu göçmenlere geriye dönün demek.
Rumlar koşar adımla geliyor hedefine
Biz hedefsiz kalmışız işimiz emeklemek…
***
ARADAN yarım asır geçti. Var mı bir değişiklik?
































