Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Surlariçi bu kez de sermayenin keyfine teslim olmak üzere…

Lefkoşa Surlariçi bölgesinin değerinin arttırılmasına kimsenin itirazı yok.
Bugünkü haliyle, belki dilimizden düşürmediğimiz, eski ve değerli binalar yerlerinde duruyor ama, yıkılmaya yüz tutmuş bir şekilde. Bakımsız…
Bölgenin sosyo kültürel yapısı da, bu bakımsızlıktan, terk edilmişlikten dolayı bozulmuş durumda. Çünkü ucuz…
Yüz yıllık evlerde, bazen bir kaç aile birden kalıyor. Taş üstüne taş koymadan, olduğu gibi.
Lefkoşa gözlerimizin önünde yok olup gitmekte. Bol bol nostalji yapıyoruz ama korumak aklımıza gelmiyor. Aynı sokakları gezsek de, ne eski koku var, ne eski doku. Sanki geçmiş kirlenmiş bir şekilde orada duruyor.
Bu nedenle de kentin yüzü gülmüyor, sanki ağlıyor.
Önceki gün bir haber hepimizi sarstı. Surlariçi’nde birçok bina yıkılmaya başlanmış.
Deniyor ki, alış veriş merkezleri yapılacakmış.
Girişimcilerin bölgeye ilgi duyması kötü bir şey değil. Bölgenin yeniden değer kazanması için, canlanması şart. Yatırım aslında heyecan verici olmalı.
Ama yıkarak mı?
Böylesine kıymetli bir bölgeyi sermayenin ya da mal sahibinin kafasına göre bozmasına izin verilebilir mi?
Akdeniz’de Kıbrıs’a benzeyen, Venedik yapımı birçok kenti gezdim. Mesela Napoli, mesela Palermo, hatta İspanya’da Majorca adası, birebir bir Kıbrıs kenti görünümünde. Ama bozulmamış. Eski dokusu aynen korunmuş, gereği gibi restore edilmiş. Tarihi kentin dışında yeni yerleşim yerlerinde modern binalar var. Ama özellikle eski yapılar ve meydanlar korumaya alınmış. Trafik ona göre düzenlenmiş.
Tabii bu restorasyon işi, yeni inşaat yapmaktan daha pahalıya geliyor. Ne isterse olsun, devlet koyduğu kuralı kaldırmıyor. Aksine sıkı sıkıya koruyor.
Bu ülkede Surlariçi’nin korunması konusunda yazılan tezler var, hatta AB ile birlikte hazırlanan projeler var, çalıştaylar var. Yani önemli oranda bir bilgi birikimi var ama, bakan yok, uygulayan yok. Bunlara rağmen sürekli olarak o tarih yıkılıyor, bozuluyor.
2008 yılında bölge Bakanlar Kurulu Kararı ile Turizm Bölgesi ilan edilmiş, ancak koruyucu maddeler sadece eski eser nitelikli olanlarla sınırlı. Eski eser niteliği taşımayanların yıkımı serbest. Öyle olunca da, saçma sapan, karışık bir yapı ortaya çıkıyor.  Aynen Güney Kıbrıs’ta olduğu gibi. Hiç güzel değil. Hiç çekici değil.
Yine 2008’de ilgili tüm kurumların katılımıyla oluşturulan “Surlariçi Koruma, Canlandırma ve Geliştirme Stratejisi” var. 2009’da UBP’nin iktidara gelmesiyle rafa kaldırılan proje  hazır orada duruyor. Çalışmaların detaylarını meraklısı, Prof. Dr. Naciye Doratlı’nın Ağır Hasta Lefkoşa Surlariçi’ni Kurtarmak” makalesinin eklerinde bulabilir (http://resimler.havadiskibris.com/Ekler/poli/174/agir-hasta-lefkosa-surlarici-ni-kurtarmak/1452).
Hepsini toplasanız bir kütüphane dolusu yayın, emek, çaba…
Bugünlerde, Türkiye’nin kaynak sözü verdiği, Meclis Başkanı Sibel Siber’in gayretleri de var.
Belediye Başkan adayları, her fırsatta bölge hakkında vaadlerde bulunmaktalar.
Ama diğer yandan, tüm bunların tersine, bölgede buldozerler harıl harıl işliyor.
Hangi plana, hangi projeye bağlı olarak, kimse bilmiyor. Çünkü bölge, olması gerektiği gibi tek bir birimin yetkisinde, kontrolünde değil…
Yıllar yılı gözden çıkarttığımız, ilgimizi kestiğimiz Surlariçi’ne bugün ilgi var. Ama bu kez de bilime, tarihe, kendimize saygıyı bir yana bırakmışız, bölgeyi kapitalizmin vahşi çarklarına teslim etmek üzereyiz.
Kimse bana Kıbrıslılıktan, kimlikten, farklılıktan söz etmesin. Kimse o idealleri ağzına almasın. O çok savunulan değerlerin korumasına gelince, herkes sus pus.
Yazık ki, ne yazık…

 

YERİN KULAĞI VAR
BUZ GİBİ BİR HAVA ESTİ: 
Hafta sonu GAÜ’nün 30. yıl kutlamaları vardı. Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun da katılıp, konuşma yaptığı törende kırdığı pot, geceye gölge düşürdü. Cumhurbaşkanı’nın konuşması sırasında, tam 3 kez GAÜ yerine YDÜ ismini kullanması konuklarda buz gibi hava esmesine neden oldu. Hele de Üniversite’nin kuruluş hikayesinde de GAÜ yerine yine YDÜ’nün kuruluşunu anlatması şaşkınlığı daha da arttırdı. Uyarılması üzerine ise Sayın Cumhurbaşkanının, “GAÜ’de olduğumuzun farkındasınız herhalde” demesi ise kutlamalara “kapak” oldu…

DAĞ FARE Mİ DOĞURACAK:
Anayasa’nın bazı maddelerinde yapılmak istenen maddelerle ilgili belirsizlik sürüyor. Partilerin belli noktalarda uzlaşma sağlamasına rağmen, toplumda değişikliklerle ilgili tartışmalara baktığımızda, sanki de dağ fare doğuracak gibi bir hava var… Geçse de, geçmese de kimsenin umuru olmayacak.

VERDİĞİNİ GERİ ALIYOR:
TDP Genel Başkanı Cemal Özyiğit ilginç bir benzetme yaparak, DPUG’nin CTP’yi “inek gibi sağdığını” iddia etti. Hatırlayacaksınız koalisyon görüşmeleri sırasında DPUG’yi ziyaret eden CTP heyetine, yoğurt ve ayran ikram edilmişti. Şimdi ise CTP heyetine o gün yapılan ikram, fazlasıyla geri alınıyor herhalde…

HOŞ OLMADI:
Yıllardır bizlerle birlikte yaşayan ve sorun yaratmayan Maronitlerin, “İzin alınmadı” gerekçesiyle Dikmen’deki ayinlerinin polis tarafından dağıtılması kabul edilemez. Osmanlı döneminde bile farklı dinlere tanınan özgürlükler, ne yazık ki bu yüzyılda izin alınmadığı gerekçesiyle engellenmesine anlam veremiyorum. Anayasa’da “azınlık hakları” ile ilgili değişiklikler yapmaya çalıştığımız bu günlerde yaşan bu olay, hiç de hoş olmadı doğrusu…

BRAVO HALİL ORUN:
Önceki gün İskele’den uzandık Karpaz’a doğru. Halil Orun’un yaptığı sahil şeridini mutlulukla izledik. Onu ayrı bir yere koymak lazım. İstenirse bu memleketin nasıl yaşanabilir hale gelebildiğini gösteriyordu. Kuzey’e doğru bir kaç bin kişilik nüfusa hizmet eden belediyelerin harıl harıl temizlik çalışmalarına şahit olduk. Bir yandan geri kalmışlık ortada dururken, seçimler öncesi yapılan makyaj insanı güldürüyordu…

SOKAKLAR ŞENLENECEK:
Yerel seçimlere yönelik adayların propaganda dönemi yarın resmen başlıyor. Sokak ve meydanlar partilerin mitingleriyle renklenecek. Aslında propagandalar haftalar önce başladı ama, yarından itibaren kavşaklar ve sokaklar, adayların destekçileriyle dolup taşacak. Öyle veya böyle, monotonlaşan hayatımıza da farklı bir renk gelecek…

 

ZİRVEDEKİLER
GAÜ: Yıllardır atıl vaziyette duran ve adeta hayaletlerin dolaştığı bir zamanların en lüks otellerinden Şato Lambusa’yı kiralayan GAÜ, kısa sürede burayı tekrar o eski muhteşem günlerine döndürmeyi başardı. Otel yeniden elden geçirilirken, eski yapıya sadık kalınarak yapılan gerçekleştirilen çalışma muhteşem olmuş. Bölgeye yeniden canlılık getiren GAÜ’yü kutluyoruz…

DİPTEKİLER
Eski Eserlere İlgisizlik: Karpaz’da bu kez dikkatimi bir başka konu çekti. Hafta sonu yoğun  bir turist akımı var bölgeye.  Özellikle dini eserler ziyaret ediliyor. Hem eski eserlere meraklılar tarafından, hem de dini açıdan. Hani bizim önünden geçip gittiğimiz, farkında olmadığımız… Neredeyse hiç birinde bir tabela yok. Kullanılmayanları bir yana bıraktım, açık olanlarda dahi … Adı nedir, ne zaman yapılmıştır… Turizm Bakanlığı hiç olmazsa fuar fuar gezip getirdiği turiste saygı göstermeli ve 40 yıldır göz ardı edilen bu konuya el atmayı düşünmeli…