Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Bir tane patlatırsam sana görün gününü!

“Nerde o eski öğretmenler” cümlesinin sıklıkla ifade edildiği bir kültürel geçmiş içerisindedir Kıbrıslı Türkler. Sosyolojik bir olgunun eğitim sistemi içerisindeki tarafıdır aslında. Ataerkil sosyal yapının kabul ettiği ve insanların da içselleştirdiği, boyun eğdiği davranış kalıplarından yalnızca bir tanesidir. Bizden büyük kuşak o eski öğretmenleri anarken “despot”, “otoriter”, “hiç gülmez” ve “dayak” gibi bilinçaltı kavramları, bilince çıkartmaktalar.
“Öğretmenlerin karşısında ayak ayak üstüne atılmaz, Leymosun’da biz kahvede otururken öğretmenin karşıdan geldiğini gördüğümüzde çil yavrusu gibi dağılırdık, bir kabahat işlediğimizde çok kötü ‘DAYAK’ yerdik” gibi şiddet uygulayan eskinin öğretmenleriydi onlar. O zamanki sosyal yapı bu tür davranışları sergileyen öğretmenleri kabul ederdi.
İdealizm ve realizme teslim olan eğitim sistemi, öğretmenleri de aynı felsefede yetiştiriyordu. Öğretmen her şeyi bilir, söyledikleri asla tartışılmaz, sınıfın tek hakimidir, bu anlayışla TC’den gelen veya Kıbrıs’tan TC’ye gönderilen öğrenciler, öğretmen olup buradaki okullardaki görevlerine başladıklarında, bunun bir neferi oluyorlardı.
Ancak 21. yüzyıl ataerkil sosyal yapısını çoktan terk etti. Onun değerlerini ve normlarını silip süpürdü. Öğrenciler öğretmenlerinden korkmadan, onlarla arkadaş gibi sadece ansiklopedik bilgileri öğrenme değil, buna ek yeni bilgiler üretip insanlığın kullanımına sunmak için eğitim sistemini ve onun kurumu olan okulları kullanmalıdırlar.
Fakat ne yazık ki bizlere ulaşan bilgiler okullarda şiddet ve dayağın en temel “terbiye” aracı olarak, hala daha çok sıkı bir şekilde kullanılmakta olduğunu göstermektedir. Bir örnek verelim; Okuk gezisinde, çarşı içerisinde öğretmen ilkokul çocuklarına “bir tane patladırsam sana görün gününü” diyor. Bu tepki o öğretmenin geçmişteki davranışlarının nasıl olduğuyla ilgili ipucudur. Başka bir okulda öğretmen, ilkokul öğrencisi çocuğa kardeşinin “abime vurma lütfen” diye yalvarışlarının rağmen, gözünün önünde kafasına tokat vuruyor.
İnanın bu şiddet davranışlarının hiçbiri çocuklara istenilen davranışları öğretmez. Literatürde şiddet uygulayan, tokat, dayak atan öğretmenlere karşı, şiddete maruz kalan öğrencilerin dönüp şiddet uyguladıklarının pek çok örneği mevcut. Örneğin anadil öğretmenlerini döverek öldüren iki ortaokul öğrencisi savunmalarında, “bize sürekli şiddet uyguluyordu, şiddetine dayanamadık onun için bunu yaptık” demişler.
Özellikle ilkokulda şiddet ve türevlerinden olan dayak, tokat her neyse, sıklıkla gündeme gelmektedir. Özellikle bu yaşlarda öğrencilerin ‘güven’ duygusunu tatmaları gerekirken, tam tersi ‘güvensizlik’ duyguları yaşamaktadırlar. Sonrasındaysa buralardaki sosyal yapıda, güvensiz bireyler nedeniyle, ülke içinden çıkılmaz, her tarafı çökmüş bir toplum yapısı oluşturmakta.
Okullardaki şiddet ve dayak olayı karşısında, ne yazık ki kimse hiçbir şey yapamıyor. Herkesin eli kolu bağlı. Öğretmenler, yöneticiler, aileler şikayet etseler bile yasalar onlardan yana değil. Bu tür şiddet davranışlarını önlemek mümkün olamamakta. Başka bir ilkokulda çocuklara dayak atan, şiddet uygulayan öğretmeni, aileler bakanlığa kadar bildirmişti ancak sonuç yok; öğretmen hala daha görevde, hiçbir önlem alınamadı. Herkesin eli kolu bağlı.
Halbuki bakanlığın eğitim felsefesi ilerlemecilik ama bu anlayış sisteme, okullara adapte edilemedi bir türlü. Öğretim programları ilerlemicilik akımına uygun; ‘yapılandırmacılık’. Öğrenciler aktif, söz alan, bilgilerini kendisi yapılandıran, araştıran, sorgulayan davranışları sergilemeli. Bu nedenle öğretmen değil öğrenci merkezli bir eğitim sistemi olmalı. Öğretmen rehber olmalı, öğrencileri yönlendirmeli. Peki öğretmenden korkan, dayağa maruz kalan öğrenci öğretmenine nasıl yaklaşacak? Ona nasıl soru soracak? Yanlış yaptığı zaman (ki yanlış öğrenmede çok önemli bir yöntemdir) şiddete maruz kalmayacağını bilip, nasıl rahat olacak?
Yapılandırmacılık ancak ve ancak demokratik, eğlenceli bir okul ve sınıf ortamında  gerçekleşebilir. Eğitim bakanlığı kağıt üzerindeki kararları hayata geçirmek için çok çalışmalı. Mükemmel donanımlı okullar olsa bile, eğer okullarda özellikle ilkokullarda “şiddet” ve “dayak” varsa hiçbir olumlu gelişme yaşanamaz. Tıpkı şimdiki KKTC olgusu gibi. Okulda, askerde, evde  hep dayak. Sonuç  ortada; konuşan, sorgulayan ve yaratıcı insan kıtlığı. Her tarafta boyun eğen insanlar. ‘Nerde o eski öğretmenler!’diye yakınılmamalı aslında, onlar hala okullarda ve sınıflarda… Onlar dışındaki  tüm öğretmenlerimiz çabalamaya devam ediyor ama diğerlerinin varlığı her şeyi yok darmadağın ediyor.