Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Suriyeli göçmenler kapımızda

 

Avrupa’ya göç etme adına ölümü göze alan Suriyeliler bu kez de rotalarını ağırlıklı olarak Kıbrıs’a çevirmiş görünüyorlar.
Geçmişte de defalarca kaçak balıkçı gemileriyle kaçak girişler olduğunu, bir kısmının yakalandığını biliyoruz. Ancak durum bu kez farklı. Binlercesi ölümüne atlıyor teknelere.
Türkiye’ye beş milyon civarında mülteci girdi. Türkiye bunlara biraz insani, biraz da siyasi nedenlerle kucak açıyor. Yunan adaları perişan durumda. Hatta tüm Avrupa…
Dün Almanya’da vatandaşların göçmenlere giyecek, oyuncak dağıttıkları bir videoyu seyrettim. Hem içler acısı, hem de düşündürücü…
Suriyeli akınlarının sebebi savaş gibi görünse de, bence ekonomik durum da aynı oranda etken.
Dün Kıbrıs’a gelmek üzere olan bir grup, Anamur’da yakalanmış. Onları kıytırık bir fiber tekneyle Kıbrıs’a getirmeye çalışanlardan biri de KKTC kimliği taşıyan Hasan Elhabta diye biri…
Bunun arkası gelecek…
Çünkü Avrupa’yla sınır kapısı…
Yalnız eğri oturup, doğru konuşmak gerek. Burası bir Almanya değil, bir İngiltere değil.
Zaten sorunlarla boğuşan, geçmişinde görmediği kadar fakirlik yaşayan, güvenliği, asayişi Allah’a emanet bir yer…
Bir de sokakların binlerce Suriyeliyle dolduğunu düşünürsek, işin içinden çıkmamız mümkün değil.
“Bize bulaşmaz” diye düşünmek, ya da göz yummak gaflettir.
Her ne yapılırsa yapılmalı, bu konuya kafa yorulmalı.
Umursamazlık ya da hamaset lüksümüz yok…

  *****

Neden bizde de bir İzleme Komitesi kurulmasın…

CTP ile AKEL, müzakere sürecini izlemek, liderlere yardımcı olmak amacıyla ortak bir komite kurmaya karar verdiler.
Geçmişin “hayır”cısı AKEL, bu kez anlaşma için ne kadar samimi, orası belli değil. Ama demek istediğim de bu değil.
Önce bir durum tespiti yapalım;
Vatandaş özellikle mülkiyet konusunda hiç olmadığı kadar endişeli.
Sadece mülkiyet değil, yönetim ve güç paylaşımı konusunda “ilerleme sağlandı” dense de, kimsenin pek bir şey bildiği yok.
Cumhurbaşkanlığı’ndan parça parça yapılan açıklamalar da, bu endişeleri gidermeye yetmiyor, bu da açık…
Bıraktım vatandaşı, siyasi partilerden gelen açıklamalardan da yeteri kadar olayın içinde olmadıkları anlaşılıyor…
Peki o halde, AKEL’le bir ortak komite kurup, liderlere yardımcı olmak akla geliyor da, neden KKTC’deki siyasi partiler Meclis’te böyle bir İzleme Komitesi oluşturmuyorlar?
Milletvekillerinin hem gruplarını, hem tabanlarını aydınlatacağı, ayrıca görüşlerini direkt olarak ortaya koyacakları bir ortamın yaratılması fena mı olur?
Güney’deki Ulusal Konsey, lider kim olursa olsun, halkın nabzını bire bir liderliğe yansıtan bir organ. Aynı zamanda alınan kararlarda da önemli bir etkisi var.
Sonuçta bir anlaşma referanduma gideceğine göre, vatandaşla birlikte yürünmesi gereken bir yol…
Ve bu öyle bir süreç ki, Cumhurbaşkanlığı, hükümet, partiler diye bir ayırım kabul etmez…
Toplumda uzlaşma sağlanmadan da, dışta uzlaşma mümkün değil…

YERİN KULAĞI VAR

EMBEDDED GAZETECİLER:
Yani bir yerlere yamalananlar… Bunlara gazeteci demek de doğru değil aslında, çünkü objektif değiller. Kimin yanında oldukları onlar için hiç önemli değildir, ama her daim, illa ki yanlıdırlar. Yancılıkları öyle fikirsel anlamda ideolojik ya da inançlı değil, tamamen “duygusal”dır. Seçimleri, kurultayları pek sever bu tipler, çünkü buralardan nemalanırlar. Nerede bir zıtlaşma, muhalefet varsa, birilerinin de yancılara ihtiyacı olduğunu bilir, yavaş yavaş sokulurlar, ta ki nemalanacak başka bir seçim bulsunlar. Her türlü komployu üretir, yazarlar… Kontrolleri yoktur; etik, ahlak hak getire… Bugünlerde bu tipleri iyi okuyun, yanaşma çabalarını net olarak görebilirsiniz…

TOPLUM İKİYE BÖLÜNDÜ:
Toplum, Kıb-Tek’in özelleştirilip özelleştirilmememsi konusunda ikiye bölündü. Bir grup örgüt Kıb-Tek’in özleştirilmesine destek verirken, bazıları da özerkleştirilmesini savunuyor. En iyisi bu konuda referanduma gidilip kararı toplumun vermesini sağlamak. Sonucun ne olacağı belli aslında ama yine de en doğrusu halkın karar vermesi…

YİNE KAHVE ISMARLAYALIM MI:
Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, bazı Rumların koçanlarıyla evlere gidip ziyaret ettikleriyle ilgili münferit olayların olduğunu doğruladı. Akıncı, bu olayların gereğinden fazla abartılmaması çağrısında da bulunduğuna göre, daha önce söylediği “buyur edin ve bir de kahve ısmarlayın” beklentisi hala geçerli mi şahsen ben merak ediyorum…

ONLAR AÇIK AÇIK YAPIYOR:
UBP milletvekili ve başkan adayı Ünal Üstel, parti başkanlığına aday olan bazı kişilerin kurultayda destek almak için UBP milletvekillerine bakanlık vadettiğini ileri sürmüş. Niye kızıyor anlamadım. Kendisi, kurultayda seçilmesi halinde “hükümette yer alan bakanları yeniden değerlendireceğim” derken, ne demek istiyordu? Hükümeti de UBP gibi, çocuk oyuncağına döndürecekler…

AKİM NASIL TEPKİ VERECEK:
Kimse yanlış anlamasın ama Kıb-Tek Yönetim Kurulu Başkanı İsmet Akim’in yönetim anlayışı ve taleplerine neredeyse toplumun her kesiminden tepki var. Özkan Yorgancıoğlu’nun Başbakanlığı döneminde görevden alınması için girişimler yapılmış ancak başarılı olunamamıştı. Başbakan Kalyoncu dün, kurumun talep ettiği zam kararının hayata geçmeyebileceği mesajını verdi. Kalyoncu’nun bu açıklamasından sonra, “Zam yapılmazsa kurum batar” diyen Akim’in ne gibi tepki vereceği merak ediliyor…

BU KADAR ZOR MU:
Yıllardır, okulların açılış döneminde aynı sorunları yaşıyoruz ama bir türlü önüne geçmeyi başaramıyoruz. Yetkililerin “zorunlu değil” demesine rağmen, kayıt için alınan ücretlerden bahsediyorum. Bunu önlemek bu kadar zor mu, adamlar çatır çatır para alıyor, vermezseniz de ya kayıt yapmıyorlar, ya da olmadık zorluk çıkarıyorlar. Yetkililer madem bunun önüne geçemiyor, o zaman belli bir rayiç açıklasınlar, herkes de kayıt sırasında ne vereceğini bilsin…

ZİRVEDEKİLER
İzzet İzcan: BKP Genel Başkanı İzzet İzcan, Kıb-Tek’in halkın kurumu olmaktan çıkartılarak, kurumdan çıkar ve ayrıcalık sağlayan siyasiler ve yöneticiler tarafından gasp edildiğini belirterek, oluşturulan statükonun yıkılması gerektiğini söylüyor, Sayıştay’ın kurum yönetimi tarafından engellenen mali denetiminin yeniden başlatılmasını ve kurumu zarara uğratanların yargılanmasını talep ediyor. Yanlış mı?

DİPTEKİLER
Memurun Dalgınlığı!: Doktorun izinli olduğunu unutan memur, muayene olmak için sabahın erken saatlerinde gelen hastalara sıra numarası vererek, saatlerce boşu boşuna bekletmiş. Olay saatler sonra anlaşılınca da, birçoğu yaşlı hastaya,“kusura bakmayın, bu tamamen memurun hatası, dalgınlığına geldi” deyivermişler. Sağlıkta ve de kamuda durum budur… “Devrim” yapacak olanlara duyurulur…